Her düştüğünde yine yalnız olduğunu zannedenlere ve onlara elini uzatmaktan çekinmeyenlere...
Bazı insanlar yalnız düşer hep, yalnız kalkar. Çok ses vardır etrafında ama o kendi sesini duyuramaz kimseye. Etrafındaki onca ses onu asla dinlemez, elinden tutup kaldırmaz; "Neden düştün?" diye bağırıp durur. Anlarsın ki düştüğün gibi yalnız kalkman gerekir. Bağırışların arasında tekrar tekrar kalkarsın. Yapayalnız kalkarsın, ta ki kalkamayacak kadar yorulana kadar...
Sonra biri çıkıp gelir, uzaktan öylece bakar gözlerine. Sadece bakar, tek kelime etmez. Tek kelime etmez ama gözleri çok şey anlatır. Uzatır elini ve bakmaya devam eder. Bağırmaz sana, "Neden düştün?" diye binmez kafana; sadece elini uzatır. O kadar yorulmuşsundur ki tereddütle birlikte tutarsın o eli. Ve fark edersin ki defalarca kalkmış olsan da hâlâ düştüğün çukurun içindeymişsin. Ve o el seni o çukurdan çıkarır, seni hayata geri döndürür. Kalbindeki o sızı bu sefer kötü niyetli değildir, gözlerindeki o yaşlar bu sefer yalnız olduğun için değildir. O an anlarsın; bu el, seni hayata bağlayan tek şey. O günden sonra asla bırakmazsın o eli. Bilirsin, bırakırsan ölürsün. Sıkıca, daha da bağlanırsın.
Bazen düştüğün zaman anlamaz kimse düştüğünü ama o el anlar ve kurtarır hayatını. Kim bilir, belki bir yerlerde sizin elinize ihtiyacı olan düşmüş insanlar vardır.










