
❣ Chile in a Photography ❣

PR's Tumblrdome

⁂
styofa doing anything
tumblr dot com

@theartofmadeline
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Cosmic Funnies
DEAR READER

tannertan36

ellievsbear
Peter Solarz

roma★
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
almost home
Show & Tell
Lint Roller? I Barely Know Her

Kaledo Art

JVL
No title available

seen from United States
seen from Côte d’Ivoire
seen from Côte d’Ivoire
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Italy

seen from Jamaica

seen from Indonesia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Australia
seen from United States

seen from Costa Rica
@zeyl
- نشوة موسيقية -
Rüzgar soruyor, kim olduğumu Onun şaşkın ruhuyum ben, zamanın tanımadığı Ben de onun gibiyim, mekansızım Hep yürüyoruz, ama bitmiyor yolumuz Hep uğruyoruz, ama kalmıyoruz Varınca bir eğime Mutsuzluğun sonu sanırız Ama bir de bakarız ki, boşluk.
Nazik el-Melaike
“Sen, buz gibi soğuğun dahi tadını çıkararak yürümeyi bilirsen, pişmanlık, paltonun üstünden kayıp gidecek bir kar tanesinden başkası olmayacak.”
"Bu masal da burda bitti."
"size, bu odanın alacakaranlığından, okyanusundan, beni boğan dalgalarından, tenimde kalan tuzundan ve yastıklarda kuruyan gözyaşından hiç bahsetmedim. size, nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza (garip, tuhaf aslında) beyaz bembeyaz tabiatımla ‘iyiyim’ diyorum. yani aslında korkuyorum bütün bunlar kıyamet bütün bunlar cinnet bütün bunlar cinayet demeye bir daha düzeltilemeyecek sözler söylemeye korkuyorum. telefonla birlikte ışığı da kapatıp bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz çınlarken içimde, bunun beni ne kadar kırdığından hiç bahsetmedim. bahsetmediğim çok şey var daha yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor akşamın altını, gümüşe dönüyor bunlar da önemli elbette en az, bana ihaneti öğrettiğiniz bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar."
Her gece uyumadan önce, kötü bir rüyadan uyanıp saate bakmaya çalışırken, sabahları uyandığımda göğsümdeki ağrı sen olacaksın. Hiç gidemeyeceksin, ne güzel.
zaman ilerledikçe bir şeylerin kolaylaşıcağına dair bir umudum vardı. bugünden ne gördük, gelecek ne olacak diye düşünmeden gerçekten bir şeylerin iyi olacağına dair inançlarım, hayallerim vardı. ama şimdi yok. tüm eksikliklerimi fark etmiş olmanın üzüntüsü var biraz. diğer insanlarla aramdaki bağın kopuşuna şahitlik edişim var. insanlara anlatacak, onlarla konuşabilecek hiçbir şey bulamıyor oluşum var. bu yabancılık ilk defa bu kadar canımı yakıyor. eskiden lüks gelen yalnızlık şimdi beni yoruyor.
akrabaların, annemin, abimin, komşuların sen nasıl gençsin lafına ben de böyle bir gencim demek istiyorum. hiç hevesi olmayan, oradan oraya sürüklenen ama en çok duran, kendini yaşlı hisseden ama yaşlı insanların suratına bakınca ne kadar çok şey yaşamışlardır ben hiçbir şey yaşamadım diye içinden düşünceler geçen bir genç.
"Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri"
“Ona ilk kez dağın yükünü söylediğimde bir babanın oğluna nasihat etmesi gibi “O avucunuzda tuttuğunuz bir taş, dağ değil” demişti. Avucumdaki taşın taş olduğunu bilmediğimi sanıyordu. Ve böylece bir kat daha artmıştı taşıdığım ağırlık. Dağları, denizleri, ağaçları, irili ufaklı tüm canlıları, insanları, okyanusları, yani dünyayı, yani dağı nasıl taşıdığımı insanlara gösterebilmek için bir dağ boyutlarında maket yapıp, onu avuçlarıma sığdırmamı beklemek gibi bir mantıksızlığın peşinden koşuyor. Bir de yeri geldiği zaman “Hastanın sözleri hastalıklı sözlerdir” diyor. Sanki o beklentisi çok sağlıklı!.. Biliyorum. Bana öyle söylediği zaman içinden kıkır kıkır, fıkır fıkır, tıkır tıkır gülüyor. Dudaklarına hapsettiği kahkahaların yankısı beynimin duvarlarında tokat gibi şaklıyor. Olsun! Artık hiç önemi yok bunların. Çünkü dağın, denizin, dünyanın, yani dağın, yani şimdi avucuma almakta olduğum bu taşın, yani YAŞAM’ın yükünü taşımayacağım. Onu yarın sabah doktorun masasına bırakacağım. Artık denizin, insanların, dünyanın, yani yaşamın yükünü taşımaktan vazgeçtiğim için avucumda tuttuğum taşı doktorun masasına koyduğumda yüzüme, cımbızla kaşlarımı çekercesine baktı. Aslında o, sözüm ona yılanlarla kaplanmış olan usuma cımbız sokup o yılanları ayıklama sevdasında. Bu düşünce onda saplantı halini almış. Eminim. Çünkü normal olmayan o davranışlarıyla kanıtladı bunu. Taşı eline alıp, arkadaşıyla tutuştuğu bir iddiayı kazanmış bir çocuk gibi kasılarak “Nihayet düzeliyorsunuz. Ama şunu da kabul etmelisiniz ki, bu bir taş, dağ değil”, dedi. Aslında sevgili doktorumda ciddi düzeyde Disorder mevcut. Bu kelimeyi duyduğumda hemen ne anlama geldiğini öğrenmek için araştırmaya koyuldum. Geçen gün yanından geçerken arkadaşına beni gösterip öyle demişti. DİSORDER. Sözde benden gizli, şifreli konuşuyor. Türkçeyi bilmediği için mi? Yok canım. Ortalığın karışmaması için öyle konuşuyor. Öyle ya, yanından geçerken arkadaşına beni göstererek “BOZUK” demiş olsa aramızda küçük bir söz düellosu yaşanabilirdi. Evet. Disorder, bozukluk demekmiş. Asıl kendisi bozuk. Sözde ayarımı düzeltecek. Yoksa usumu, ruhumu saat zannetme yanılgısında mı?”
Sevdiğim insanla tartışma şeklim. Çoğu zaman gerçek olmayacak kadar güzel gelir. O gerçekten olmayabilir mi? Tekrar oynayalım.
savaştığın şey seninle savaşmamış. o bir engel değilmiş orda duran koca bir kayaymış, sen demişsin illa buradan yürüyeceğim.
"dışınız çok kalabalıktı beni içinizdeki zindana attınızdı olur ya bir gün suyu hatırlar şelale"
Elektrikler gitti. Bu ıssızlıkta sen gidersen kimsesiz kalırım diye düşündüm. Uzun süredir sen gidersen ne olacağımı düşünüyordum. Kimsesizlik en uygunu. Artık her seferinde bu ıssızlık senin gitmeni hatırlatır bana. Gidecek olmanı desek daha uygun. Sahi gidecek misin?
“ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim.”
Elbette. Özgürlük.
Elbette.
― Beginners (2010) “You can stay in the same place and still find ways to leave people.”