Terk edilmiş bir eve girdiğinizde, aslında zamanın kendisinden içeri adım atarsınız.
Havadaki toz zerrecikleri, bir zamanlar burada kurulan hayallerin ve söylenen sözlerin atomlarıdır. Sarmaşıkların camdan içeri uzanması, doğanın en yavaş ve sabırlı fethidir.
Burası, bir zamanlar "yuva" olan bir fikrin hayaletidir. Her boş oda, "Burada kim yaşadı? Neyi umut etti? Neden gitti?" diye sorar. Varlığın ve hiçliğin aynı anda yaşandığı.
Ve tuhaf bir şekilde, bu boşlukta bir teselli vardır. Çünkü burada artık hiçbir beklenti yok. Ne neşe, ne keder. Sadece olanın ve olmuş olanın, yargısız ve dingin kabulü. Tıpkı her şeyi susturup ana odaklandığın bir fincan çay gibi, bu evin sessizliği de ruhu olması gereken yere sabitler.
Bazen en büyük huzur, her şey bittikten sonra geriye kalan sessizliktedir.














