"biriyle birlikte bir yaşam kurmak için yıllarca bekleyip ve artık hiçbir engel olmadığını düşünürken, asıl engelin insanın kendisi olduğunu anlaması feci acıtıyor!"
@weghie 💌

Andulka

bliss lane
tumblr dot com
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

ellievsbear
Today's Document

Game Changer & Make Some Noise
🩵 avery cochrane 🩵
Fai_Ryy
macklin celebrini has autism
sheepfilms
The Bowery Presents
almost home
RMH

Jar Jar Binks Fan Club
No title available
Xuebing Du

roma★
NASA

blake kathryn
seen from United States

seen from Colombia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from Russia
seen from Colombia
seen from Brazil

seen from Saudi Arabia

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Canada
seen from United States
seen from Mexico

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia
@zihnimdekiolulere
"biriyle birlikte bir yaşam kurmak için yıllarca bekleyip ve artık hiçbir engel olmadığını düşünürken, asıl engelin insanın kendisi olduğunu anlaması feci acıtıyor!"
@weghie 💌
haftalık ona verdiğim parayla buna verdiğim paranın aynı olması trajik. en azından iki buçuk yıldır kuyunun dibinde etrafımı kazıyorum. çıkmam gerek biliyorum fakat tırmanamıyorum. yalan yok, iyiyken sevilmek istemiyorum. iyiyken herkes sevilir. sen beni kötüyken sev.
"iyiyken herkes sevilir. sen beni kötüyken sev."
ceyn. ben de sana bir alıntı bırakmak istedim. chatgbt'ye ceyn için bir alıntı bırak, yirmi beşinci sayfada olsun dedim. bana bunları yolladı;
"bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve ona, kendi kaderinin düğümlerini çözdürmek için yanaştığı zaman, gerçek anlamda yaşamaya başlar."
kürk mantolu madonna, sf. 25.
"çünkü çiçeklerin bir gün solacağını biliyordu ama o yine de kendi dünyasını güzelleştirmeye çalışıyordu."
küçük prens, sf. 25.
gecen güzel geçsin. kaçıncı saat bilmiyorum ama senin için dua ediyorum. amin. 💘
ah, can meleğim. birkaç kez okudum, o kadar güzeller ki, o kadar ‘tak’ etti ki.
üçüncü gün, mum aldım ve üfledim.
gücümüzü kutlayalım, güçsüzlüğümüzden doğan-
öpüyorum dua geçen kalbinden. 💓
onlar senin sınandıklarınla sınanmadı ceyn. kimse sınanmadığı günahın masumu olamaz. kendini seni en çok sevenin gözüyle gör, yargılayanın gözüyle değil.
bebeğim, ben dağınığım, çok.
babam da kendi ıstırabını kendi yarattı, ben onun kızıyım.
insana bildiği cehennem, bilmediği cennetten daha güvenli gelir.
senin tarafından sevilmek hiç unutulmadı. on bir yıl oldu.
eve dönüş yolunda metroda yere oturur, buluştuğumuz günlerin tarihini atar, küçük haritalar çizerdim.
burada oturduk, sergide öpüştük, galata'da çubukta ananas yedik, adada bisiklet sürdük, sahilde sarıldık,
sahiden sarıldık ve kendi yollarımızda yürümek üzere ayrıldık.
seni, maddelerin dünyasından arınmış bir yerden, bütün ruhumla seviyorum. böyle bir hikayem olmasa, hayatımı yaşanmış saymazdım. senin ve seninleyken var olabilen ben’in anısına,
"saadet zamanı; avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben. endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben."
nerede ve kiminle olursan ol, yanındayım, hala ve daima.
bu arada, umarım dizinin ikinci sezonunu izlemişsindir.
ehram 19 yaşına bir şey söylemek istesen ne söylersin
yavaşla. kaygıyı bırak. anın tadını çıkar. muhakkak gelir getirecek ve seveceğin bir meslek edin. maddi bağımsızlığını kazan. bedenine ve kalbine iyi davran.
kısacası kendine kendi kızınmış gibi davranabilirsin. bence hepimizin kaçırdığı şey bu.
seni kendi gezegenimin küçük prensi yaptım.
bana ne zaman zaman ayıracaksın? henüz ölmedim diye mi.
dün ona “ben uğruna savaşılmaya değer biri değil miyim?” diye sordum. “hayır, sen o'sun. basit olan benim.” dedi.
bu ne demek?
o olduğuma inanıyorsan kaybetme beni haydi. en çok ben seviyorum deyip hiç sevmeyen olmak çok kolay.
işler boka sardığı anda çantalarıma yönelirim. toplamaktan nefret ederim ama hep giderim. yüklerimi bırakıp gitmeyi dahi öğrenemedim. her zaman bir daha hiç geri gelmeyebilirim. aradım adamı sokaklarda aylarca ve çıktı önüme en abes anda. yeni şarkılar söyledim kapanmayan çirkinliklerime ve yeni yollardan nefret ettim. bildiğim yollarda tam gaz gider, bana küsene ben de küserdim. güneş hep gözüme giriyor yattığım yerden veya karanlık içerisi zifiri perdelerden. hatırlamak istemiyorum bahsedeceğim gecelerden, eskiden kimler kimler vardı sanardım aileden.
daha ufak bir balondu o günlerde.
eskiden bir hayat vardı bildiğim ve karşı koyabileceğim. eskiden bir yalan vardı göz göre göre yaşayabildiğim. bir gerçeğim vardı ayaklarım çıplak peşinden koşabileceğim ve bir ezgi vardı kulaklarımda her daim mırıldanabildiğim.
bir ev olmuştu ilk kez ‘benim’ diyebileceğim.
kendime çok kızdım, çok öfkelendim, ama sonra birdenbire ne kadar acımasız olduğumu fark ettim, hiçkimseye karşı bu kadar acımasız değilim, hiçkimseye bu kadar düşmanca davranmıyorum,
böylece buna üzüldüm.
sonra benim yaşamımın bir anlamı olduğunu kendime söylemek istedim, küçücük bir yıldız tanesiymişiz, ama ben olmakta sorun yok.
ben olmakta sorun yok.
ben olmak sandığım kadar kötü bir şey değil.
ben sadece nefes alıyorum,
ben ilk kez yaşıyorum,
yaşamın kullanma kılavuzu yok.
ben hastayım. ve bu sorun değil.
ben sevebiliyorum, iyi bir kalbim var.
benim kendimden başka kimseye sadakat borcum yok.
ben kendimin arkadaşı olmak istiyorum,
sana alan açacağım ama bunu nasıl yapabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. biraz yüzün düşse, öldün sanıyorum. yoldan şikayet ettiğinde, tekrar gelmeyeceksin ve yok olup gideceksin sanıyorum.
küçükken babam eve sarhoş geldiğinde yerde uzanır ve uyuyakalırdı, kapının ağzından nefes alıp veriyor mu diye göğsünü kontrol ederdim. senin tüm bunları bilmene gerek yok, yine de sevdiğim, azıcık sevdiğim bir şeyi bile, kaybetmekten ne kadar korktuğumu ben biliyorum. ben de istemiyorum niyet okumayı, senin niyetini okumayı istemiyorum. öyle dümdüz söyle istiyorum, benim yanımda nasılsın?
eğer varsa beni yaratan da, sadece diyeceğim, sadece diyeceğim ki, bunun bana çok geldiğini fark etmedin mi? bu aşırılığın, bu kaygının, uçlarda dolanmanın, algımdaki bozukluğun, bağımlılığın, yalnızlığın, bana çok geldiğini fark etmedin mi?
yatıştırıcı alırsam uyurum, doktorum tekrar reçete etmezse çok ağlarım, kendime kalamadığım anların toplamı kadar kendimle barışamadım. birisini bana günlük yazmanın 'aynı şeyi iki kere yaşamak' olduğunu söyledi. o kurgu yazan bir kadındı ve kitabını bir çırpıda okumuştum. ben de kurgu yazmak isterdim, ama içimden hiç çıkamıyorum, dedim. cesursun, dedi.
içimden ve içinden çıkamıyorum. seninle konuşulacak ve konuşulmayacak şeylerin ne olduğunu henüz bilmiyorum.
seni tanımıyorum, ama tanıyormuş hissinden de kurtulamıyorum.
annenin adını merak ediyordum, sordum. sen bana sormadın.
beni tanımıyorsun ama merak da etmiyorsun.
sana alan açacağım. o sırada biraz kitap okuyacağım ve bir şeyler yazacağım, bana annemin adını sormanı bekleyeceğim.
belki bugün varken yarın yok olacaksın, uçsuz bucaksız diplere düşmemek için, doktorumdan yeşil reçetemi isteyeceğim.
çünkü ben olsam, ben bana kalsam, mutlaka yere çarparım.
dünyada olan biten her şeyin sadece bizimle ilgili olmasını ne çok isterdim, sen eve girince tüm dünya dışarıda kalıyor, dairesi arka tarafa bakan birine 'burası ne güzel, ben hiç kuş sesi duymuyorum' demiştim, kuşlar buradaymış. seninle balkonda otururken fark ettim.
koşarsam düşerim, rollercoaster'a binersem kusarım, öylece durmak ve akışa kapılmak hakkında otuz üç yıldır hiçbir şey öğrenemedim, akıntıya karşı yüzdüm ve hiç yol alamadım, sen akıştasın. benim yanımda gerçekten nasılsın?
bunların hiçbiri senin suçun değil, ama bunların hepsi benim suçum da değil, her şeyin aniden yok olabileceği ve benim öylece terk edileceğim inancı dışında, babamın sarhoşluğu ve bir gün öylece kafasına sıkması sonunda, neden seni kollarımın arasında sıkıca, çok sıkıca tutmak istediğimi, sen değil, sadece içimdeki çocuk anlayacak.
“eğer bir gün beni özlersen, beni ne kadar ittiysen o kadar uzakta olduğumu hatırla.”
hikâyeler kendilerini okuyamazlar, şarkılar kendilerini dinleyemezler. sen dünyayı anlayamazsın. senin dünyanı da ben. günün en güzel saatinden gecenin orta yerindeki bir acıya dönüşmek seni ilgilendiren bir şey değil. senin kuyuların var. derinlikler önemli sayılmaz. kuyudaki genişliklere önem veren bir ikimiz kaldık. yaraların var ve umurunda değil dikiş sayıları, kabuklar. kırmızı bir gökyüzün var ve içindeki kuşlar, yağmurlar, benim bildiklerimden değil. sen hep kendinsin ve kendini bir hikâye gibi göremezsin. ben seni okuyamam. senin şarkın olamam. sen aynaya ne zaman baksan, senelerin izi ve hep aynı yüzü görürsün, ben öyle değil. hatta sana ne zaman baksam ben öyle böyle değil.
mayıs, 26.
gece bir türlü uyuyamadım. sabah da erkenden bebeğim uyandı, zaten pek uyuyasım da yoktu. bebeğimle biraz vakit geçirdim. birkaç gün izinliyim. çalışacak güç bulamıyorum.
dün kayınbabamla telefonda bebeğimin, babası ile hangi gün, saat kaçta görüşeceğini ayarlarken s. konuşmaları dinlemiş, ve babasının ona kırgın olduğu için sarf ettiği cümleleri duydu. hem beni, hem babasını, hem de bebeğini, ayrıca bir de yedi yıllık işini aynı dönemde kaybettiği için ciddi bir depresyon içinde. kayınbabam telefonu aniden kapattı ve on beş dakika sonra beni aradığı zaman s. ile birbirlerine girdiklerini onun öfkeyle arabaya bindiğini bana gelirse kapıyı açmamam gerektiğini söyledi. çok korktum tabii. bu arada annesi de bir delilik yapmasın diye onunla arabaya binmiş zorla. evin bütün ışıklarını kapattım ve sessizce beklemeye başladım. telefon elimde, her türlü ihtimale karşı KADES'i indirdim. bebeğimi uyuttum ve beşiğine koyup hiçbir şey olmaması için dua etmeye başladım. pek de dua bilmediğimi fark ettim ve sadece amin dediğim anlar oldu. bir saat sonra zil çaldı, hiç kıpırdamadım. bebeğim uyanmasın diye beşiğini salladım. sonra gitti. yarım saat sonra telefonum çaldı, polis memuru “eşiniz kayıp başvurusu yaptı, güvende olup olmadığınızı teyit etmek için aradım.” dediğinde nefesim kesilecek gibi oldu. “evet, güvendeyim.” “neredesiniz?” “konum bildirmek istemiyorum, güvende olduğumu söyleyin lütfen, biz aylardır birlikte yaşamıyoruz.” “anlaşıldı, acil bir durumda KADES uygulamasını kullanmayı sakın ihmal etmeyin. iyi günler.” çat. telefon kapandı. dizlerim gerginlikten kopacak. dişlerim kırılacak. allah'ım. ne için dua etmem gerektiğini bile bilmiyorum. olsun. amin.
bugün kayınbabam geldi, s. ile tekrar karşılaşırsak birimiz birimizi öldürecek, kızım sen güvenliğini sağla, doğru bildiğini yap, ben arkandayım, dedi. kendime yeni bir ev bakmaya başladım. bu ev kayınbabama ait ve istersem kirasını bana bağlayacağını, istersem satıp istediğim bir şehirde bana ev alacağını söyledi. ayrıca iyi bir boşanma avukatı ile konuşup hukuki süreci başlatmamı da söyledi. avukat ve taşınma masraflarını üstlenecekmiş. bebeğin ya da benim başka bir şeye ihtiyacım olursa onu da. elli yaşında adam torununa bakarken hüngür hüngür ağladı. keşke sana güzel bir aile olabilseydik dedi. dağ gibi durdum. görseniz gurur duyarsınız. benim üzülme kotam doldu, bütün duyguları tükettim diyebildim.
her şey çok karmaşık ve iç içe. hayat nelere gebe. birlikte göreceğiz.