sana alan açacağım ama bunu nasıl yapabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. biraz yüzün düşse, öldün sanıyorum. yoldan şikayet ettiğinde, tekrar gelmeyeceksin ve yok olup gideceksin sanıyorum.
küçükken babam eve sarhoş geldiğinde yerde uzanır ve uyuyakalırdı, kapının ağzından nefes alıp veriyor mu diye göğsünü kontrol ederdim. senin tüm bunları bilmene gerek yok, yine de sevdiğim, azıcık sevdiğim bir şeyi bile, kaybetmekten ne kadar korktuğumu ben biliyorum. ben de istemiyorum niyet okumayı, senin niyetini okumayı istemiyorum. öyle dümdüz söyle istiyorum, benim yanımda nasılsın?
eğer varsa beni yaratan da, sadece diyeceğim, sadece diyeceğim ki, bunun bana çok geldiğini fark etmedin mi? bu aşırılığın, bu kaygının, uçlarda dolanmanın, algımdaki bozukluğun, bağımlılığın, yalnızlığın, bana çok geldiğini fark etmedin mi?
yatıştırıcı alırsam uyurum, doktorum tekrar reçete etmezse çok ağlarım, kendime kalamadığım anların toplamı kadar kendimle barışamadım. birisini bana günlük yazmanın 'aynı şeyi iki kere yaşamak' olduğunu söyledi. o kurgu yazan bir kadındı ve kitabını bir çırpıda okumuştum. ben de kurgu yazmak isterdim, ama içimden hiç çıkamıyorum, dedim. cesursun, dedi.
içimden ve içinden çıkamıyorum. seninle konuşulacak ve konuşulmayacak şeylerin ne olduğunu henüz bilmiyorum.
seni tanımıyorum, ama tanıyormuş hissinden de kurtulamıyorum.
annenin adını merak ediyordum, sordum. sen bana sormadın.
beni tanımıyorsun ama merak da etmiyorsun.
sana alan açacağım. o sırada biraz kitap okuyacağım ve bir şeyler yazacağım, bana annemin adını sormanı bekleyeceğim.
belki bugün varken yarın yok olacaksın, uçsuz bucaksız diplere düşmemek için, doktorumdan yeşil reçetemi isteyeceğim.
çünkü ben olsam, ben bana kalsam, mutlaka yere çarparım.
dünyada olan biten her şeyin sadece bizimle ilgili olmasını ne çok isterdim, sen eve girince tüm dünya dışarıda kalıyor, dairesi arka tarafa bakan birine 'burası ne güzel, ben hiç kuş sesi duymuyorum' demiştim, kuşlar buradaymış. seninle balkonda otururken fark ettim.
koşarsam düşerim, rollercoaster'a binersem kusarım, öylece durmak ve akışa kapılmak hakkında otuz üç yıldır hiçbir şey öğrenemedim, akıntıya karşı yüzdüm ve hiç yol alamadım, sen akıştasın. benim yanımda gerçekten nasılsın?
bunların hiçbiri senin suçun değil, ama bunların hepsi benim suçum da değil, her şeyin aniden yok olabileceği ve benim öylece terk edileceğim inancı dışında, babamın sarhoşluğu ve bir gün öylece kafasına sıkması sonunda, neden seni kollarımın arasında sıkıca, çok sıkıca tutmak istediğimi, sen değil, sadece içimdeki çocuk anlayacak.