Açılan ve kapanan tüm yaralarımız için...
I'd rather be in outer space 🛸
The Stonewall Inn
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

❣ Chile in a Photography ❣
No title available

Product Placement
NASA
tumblr dot com
The Bowery Presents
Fieri Frames

Origami Around
Color Me Curious
YOU ARE THE REASON

tannertan36
Phantogram Three

No title available
Not today Justin
cherry valley forever
ojovivo

pixel skylines
seen from Albania
seen from Netherlands

seen from United States
seen from United States

seen from Colombia
seen from Paraguay
seen from China
seen from Brazil

seen from Singapore

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from Vietnam
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Argentina
seen from Armenia
seen from India

seen from United States
@zittounpo
Açılan ve kapanan tüm yaralarımız için...
Bitmiş aşk artık ışıldamayan bir uzay gemisi gibi bir başka dünyaya doğru uzaklaşır: sevilen çın çın çınlıyordu, işte birden bire boğuklaşıvermiştir "öteki hiçbir zaman beklendiği zaman ve beklendiği gibi silinmez."
Roland Barthes
uzak bir uyku 🍃🌳
Gabriel Guerrero 🍃🌳
Bir şeyi tutmaya çalışırken sanırım onu eğiyoruz derken bunu kastediyorum. Bazen ruhumun eğildiğini hissediyorum. Çok acı.
İnsan değil de ağaç olsam Dallarımın arasından rüzgar esse Yapraklarım, çiçeklerim meyvelerim olsa! Mevsimleri yaşasam… Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam. Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar… Böcekler, karıncalar yollansalar içime… Çürütseler oralarımı, Ballarım, sakızlarım olsa Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa… Ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam…🍃
Tolstoy ve Anna ya mı gittin sen de?
Tren istasyonlarını severim 🍃
Ruhum içime sıkıştırılmış durumda, başka bir yaşam alanına ihtiyacım var.
Bazen böyle hissediyorum 🍃
her zaman hatırlayınız: “kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm.”
Akşamüstü 🍃
Çok mu yakışıklısınız acaba 🐱
Yine güzel bir ağaç yoldaki arabalara sıkılarak bakıyordu… Niye beni bu kaldırım taşları arasına diktin demeden.... ☘
Yürüsem yürüsem Sislerin içinde kaybolsam...
SİBİRYA EXPRESİ VE FRANSALI KÜÇÜK JEANNE İÇİN DÜZYAZI'DAN Daha ilk gençliğimi sürüyordum o zamanlar ben On altısında var yoktum pek bir şey de anımsamıyordum nicedir çocukluğumdaki günlerden On altı bir konak uzaktaydım doğduğum yerden Moskova'da bin üç çan ve yedi gar kentindeydim Ama yedi garı da görmüyordu gözüm bin üç çanı da İlk gençliğim o sıralar öyle coşkulu öyle delifişekti ki Yüreğim ikide bir tutuşuyordu Efes tapınağı gibi ya da Moskova'nın Kızıl Alan'ı gibi Güneş batınca. Ve eski yolları aydınlatıyordu gözlerim. Çok da kötü ozandım daha İşin sonuna dek varamıyordum. Kremlin bir kocaman Tatar çöreği gibiydi Altın kırıntılı Apak katedrallerin büyük büyük bademleriyle Ballı altınıyla çanların... Novgorod öyküsünü okuyordu bana yaşlı bir keşiş Susuzdum Ve çözmeye çalışıyordum köşemsi biçimleri Derken, birdenbire, alanda güvercinleri havalanıyordu Kutsal Ruh'un Ellerim de havalanıyordu albatros gürültüleriyle Ve bunlar aklımda kalan son izleriydi son günün En son yolculuğun Ve denizin Çok kötü bir ozandım gene de. İşin sonuna dek varamıyordum. Açtım Ve bütün günleri bütün kadınları kahvelerde bütün bardakları Birer birer içip kırmak isterdim Bütün vitrinleri de bütün sokakları da Bozuk kaldırımlar üstünde fırıl fırıl dönen bütün araba tekerleklerini de Bir demir fırınına daldırmak isterdim Ve bütün kemikleri un ufak etmek Bütün dilleri koparmak Ve beni çılgına döndüren giysileri altındaki bütün o büyük, yadırgı, çıplak gövdeleri eritmek... Gelişini seziyordum Rus devriminin büyük, kızıl İsa'sının... Ve tıpkı kor gibi açılan Pis bir yaraydı güneş. Daha ilk gençliğimi sürüyordum o zamanlar ben On altısında var yoktum hiçbir şey de anımsamıyorum nicedir dünyaya gelişimden Alevlerle beslenmek istediğim Moskova'daydım Ama ne gözlerimi donatan garlar ne kuleler yetiyordu bana Sibirya'da top gürlüyordu, savaş vardı Açlık soğuk veba kolera vardı Çamurlu suları milyonlarca cesedi sürüklemekteydi Amur'un Kalktığını görüyordum bütün son trenlerin bütün garlarda Artık kimse yola çıkamıyordu çünkü bilet verilmiyordu kimseye Giden askerlerse hep kalmak isterdi... Novgorod öyküsünü okuyordu bana yaşlı bir keşiş. Ben, hiçbir yere gitmek istemeyen kötü ozan, her yere gidebiliyordum gene de. Satıcıların bile oldukça parası vardı Denemeye gitmek için zengin olmayı. Trenleri sabahtan kalkıyordu her cuma günü. Çok ölü var deniyordu. Kimi guguklu Kara-Orman saatleri götürüyordu yüz sandık da çalarsaat Kimi şapka kutuları, yuvaklar ve bir takım Sheffield açacağı Kimi de konserve kutuları ve zeytinyağlı sardalyeler dolu Malmo tabutları Bir de çok kadın vardı Kiralık bacak araları tabut olmaya da yarayabilen Kadınlar Hepsi de vesikalıydı Çok ölü var deniyordu oralarda İndirimli fiyatlarla yolculuk ediyorlardı Hepsinin de hesabı carisi vardı bankada. Derken, bir Cuma sabahı, benim de geldi sıram Aralık ayındaydık Kharbin'e giden gezgin bir kuyumcuya eşlik etmek için yola çıktım bende Ekspreste iki yerimiz otuz dört sandık da Pforzheim mücevherimiz vardı Alman işporta malı "Made in Germany" Bana gıcır gıcır giysiler almıştı ve trene binerken, bir düğmemi yitirmiştim -Anımsıyorum, anımsıyorum, bunu sonra sık sık düşündüm- Sandıkların üzerinde yatıyordum bir de bana verdiği nikelajlı brovnikle oynayabildiğim için diyecek yoktu keyfime. (...) Blaise CENDRARS Çeviren : Sait MADEN
UYKU
Lanet olsun size karanlık zehirler, Beyaz uyku! Alacakaranlık ağaçların Bu çok tuhaf bahçesi Yılan, gece kelebeği, Örümcek ve yarasalarla dolu. Yabancı! Akşam kızıllığında Senin yitik gölgen, Karanlık bir korsan Acının tuzlu denizinde. Beyaz kuşlar uçuşur kıyısında gecenin Yıkılan çelik Kentler üzerinde.