Yakın geçmiş çoğu zaman felaketlerden artakalmış bir yıkıntı olarak görünür
AnasAbdin

if i look back, i am lost
todays bird

Origami Around
Acquired Stardust

❣ Chile in a Photography ❣
dirt enthusiast

Discoholic 🪩
art blog(derogatory)

shark vs the universe

★
tumblr dot com
I'd rather be in outer space 🛸
d e v o n
Show & Tell
No title available
DEAR READER

pixel skylines
he wasn't even looking at me and he found me
No title available

seen from France

seen from China
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Switzerland

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Canada
seen from Vietnam

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Lithuania

seen from United States
seen from United States
seen from Canada
@4bardaksu
Yakın geçmiş çoğu zaman felaketlerden artakalmış bir yıkıntı olarak görünür
"Türkiye işçi sınıfına selam
Selam yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!"
Yaşasın 1 Mayısımız!
‘Ulucanlar Cezaevi
“Tanrı, patron, bey, ağa, sultan
Nasıl bizleri kurtarır
Bizleri kurtaracak olan
Kendi kollarımızdır”
İşçiler, fikir işçileri, seks işçileri, zanaatkarlar, sanatçılar, ekmeğini kendisi kazananlar, işçi memur emeklileri! Siyasetçiler değil! Öğrenciler, geleceğin işçi ve memurları! Patronların adamları değil! Yine siyasiler değil! Bütün dünya kutluyor halbuki! Aynı anda!
Gerçi kurumsal olarak dinlerini öğrenmişlerse de gündelik yaşamda hiçbir zaman uygulamak gereğini duymamışlardı
Mansfield Park/ Austen
Sene 1947. Yugoslavya'nın başkenti Belgrad'da 1 Mayıs kutlanıyor. Terazije meydanından ilk troleybüs geçiyor.
Zannedersem Proust bahsetmişti:
Eski çağlarda adamın biri, bir düşmanıyla kozunu paylaşmak için şafak vakti evinden çıkmış, düellonun gerçekleşeceği alana yürümüş. O anı, işte tam o anı anlamsız geçen hayatını aklamak için bir fırsat görmüş. Biraz sonra mücadelede ölecek olma ihtimalini düşününce, yaşamın nice güzelliklerle dolu olduğunu, geçen zamanını pek de iyi değerlendiremediğini idrak etmiş. Fakat ölüm ihtimali söz konusu değilken bir kez olsun yanlış yaşadığını düşünmemiş. Yürürken kendi kendine "Ah bir hayatta kalabilsem!” diyormuş sürekli, "Ah bir hayatta kalabilsem.” Örneğin büyük bir esere başlar, tüm acılarımı unutur, uzun yürüyüşlere çıkar, dünyayı gezer, eğlenir, tek bir anı, bir tek dakikayı boşa harcamazdım." Bahsi geçen kişi, çok geçmeden düellonun gerçekleşeceği alana varmış, düşmanıyla karşılıklı durmuş. Yaklaşık beş saniye sonra da hayatta kaldığını fark etmiş, sevinçle evine koşmuş. Hayatın kendisine verdiği bu armağanı iyi değerlendireceğinden o kadar eminmiş ki... Sonrasında zaman geçmiş, adam büyük bir hevesle yaşamaya koyulmuş. Fakat düelloya giderken düşündüklerinin pek çoğunu hayata geçiremeden ölmüş.
Bense anımsadığım her öyküde, beni diri tutacak bir yaşam parçası arıyorum. Düelloya giden adam belki tasarılarını hayata geçiremeden ölmüştü. Elbette bu büyük bir eksikti. Öte yandan, oracıkta ölen adamın da birkaç kurşunla tüm ihtimalleri elinden alınmıştı. Bana göre tüm paradoks işte burada yatıyordu ve en azından şu günlerde hiç kimse bana, tetiği yarım saniye erken çeken kişinin daha şanslı olduğunu anlatamazdı.
Bu ölü toprakların üzerinde hiçbir şey ölmek ve öldürülmek kadar kolay değildir
-Sabahattin Ali
yaşam belirtisi.
Ortada aleni bir gerçek vardı sonuçta: Onlar, kendilerine ekleyerek değil, başkalarından eksilterek yaşamaya alışmışlardı
Evleri çürümüş kaleler yıkılmış ama insanları yıkılmamış
sanki her şey kaderine terk edilmiş gibiydi