Theo Angelopoulos

No title available
Xuebing Du
AnasAbdin

blake kathryn
tumblr dot com

PR's Tumblrdome
Game of Thrones Daily
Not today Justin

pixel skylines
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

titsay
Show & Tell
Lint Roller? I Barely Know Her
Sade Olutola
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

JBB: An Artblog!

#extradirty

⁂

Kiana Khansmith
DEAR READER
seen from Belgium

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Ireland
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from Iraq

seen from Japan

seen from Singapore

seen from Canada

seen from Hungary

seen from Saudi Arabia

seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands
@ahbirolaydi
Theo Angelopoulos
Ve hayatında ilk defa olarak ağır, ciddi düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona, en çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi!... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zarafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı.
En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi. Giyinmiş, kuşanmış, terbiyeli, haysiyetli şahısların altında hiç değişmeyen ezeli mahluk, saçı, sakalı, dişleri ve tırnakları uzamış her zamandan ziyade gürbüz ve kurnaz sırıtıyordu.
Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Gövde bir kez günah işler ve günahla ilişkisi kesilir, çünkü eylem bir tür arınmadır. Eylemden sonra tek artakalan bir zevkin anımsaması ya da bir pişmanlığın lüksüdür. Şeytandan kurtulmanın tek yolu şeytana uymaktır. Karşı gelindi mi ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hasta düşer; kendi ürkünç yasalarının korkunçlaştırdığı ve yasallıktan çıkardığı şeye karşı duyduğu arzuyla marazileşir. Dünyanın büyük olayları insanın beyninde oluşur, diyenler vardır. Dünyanın büyük günahları da beyinde, yalnızca beyinde oluşur.
Dorian Gray’in Portresi - Oscar Wilde
Resim: Gustav Klimt
...
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Meleklerin sana bunları söylemezler.
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:
Ne olursun hoşuna gitmediyse eğer,
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...
Beş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...
Arz-ı Hal - Turgut Uyar
Fotoğraf: Hiroji Kubota , Southern California, 1971
“Ona göre insan ruhunun en az tahammül edebildiği şey,-belki daha ötesi olmadığı, kendimize mühlet vermeden yaşamaya mecbur olduğumuz için olacak- saadettir. Istırabın içinden geçeriz. Tıpkı çalılık, taşlık bir yolda yürür, bir bataktan kurtulmaya çalışır gibi ondan sıyrılmaya çalışırız. Fakat saadeti bir yük gibi taşırız ve bir gün farkında olmadan yolun bir ucunda, bir köşeye bırakıveririz.
Hapishanelere bakın, mahkeme zabıtlarını, günün olanını bitenini ince satırlarla bir köşeye kaydeden gazete koleksiyonlarını karıştırın, daima bir gün kendi saadet yükünü taşımaktan bıktığı için bir tarafa atıvermiş biçareleri görürsünüz.”
Huzur - Ahmet Hamdi Tapınar
Benim ilk filmimden son filmime kadar hepsi, pusulalarını şaşırmış, nasıl yaşamaları gerektiğini bilemeyen, doğru ve yanlışı ayırt edemeyen ve umutsuzca bir arayış içinde olan insanlar hakkındadır. Bütün bunlar neden? Neden sabah kalkıyoruz? Neden akşamları yatıyoruz? Sonra yine neden kalkıyoruz? Bir uyanışla diğeri arasındaki vakti nasıl geçirmeli? Sabahları huzur içinde traş olmak ya da hazırlanmak için zamanımızı nasıl değerlendirmeliyiz gibi çok temel sorulara cevap arayan insanların öyküsü.
Kieslowski Kieslowski’yi Anlatıyor - Danusia Stok
İyi ki Doğdun Kieslowski
Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak çizilmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerdedir, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz. Her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir.
Christopher McCandless
Into The Wild - Jon Krakauer
Duvarlarım uzun zamandır pop yıldızlarının posterleriyle dolu. Aralarında Sid Vicious, Nirvana, Jim Morrison, Freddie Mercury, Rimbaud, Last Exit to Brooklyn, My Beautiful Laundrette, Dead Poet Society sırıtıyor. Bir de Avusturya’da 1987 yılında yapılmış anarşist bir etkinliğin afişi var. Her şey karmakarışık. Ağlayarak gevşiyorum. İnsan, anılarıyla geviş getiren bir hayvan mıdır?!
Tinerci çocuklar, birbirlerini bıçaklıyorlar. Küçük izci çakılarının parıltıları arasından karanlık bir sokağa sapıyorum.
Flu’es - küçük İskender
Uzatmalı şöyle dedi bir soru üstüne Öğretmene:
Burda, gelen gelir, alan alır, vuran vurur, vurulan ölür. Kim vurdu? diye sorarsın. Kimse bilmez. Herkes bilir. Hiçbiri ağzını açıp söylemez. Bırakırsın. Çünkü vuranı bir başkası vurur. Diyeceksin ki, Peki hukuk nerde, kanun nerde? Dağın hukuku, kanunu da bu, Öğretmen.
Hakkari’de Bir Mevsim - Ferit Edgü
-Fotoğraf: Nuri Bilge Ceylan
İnsanların çoğu yirmi beş yaşında mahvolmuştur. Araba süren, yemek yiyen, çocuk sahibi olan, kendilerine en çok benzeyen başkan adayına oy vermek gibi her şeyi yapılabilecek en kötü şekilde yapan götlerden oluşmuş bir toplum.
İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.
Ekmek Arası - Charles Bukowski
Yatalım burda. Uyuyalım. Dur önce bir cıgara yakalım. Şu kibritin, şu yanmam diye fısır fısır fısırdayıp da sonradan peki emret anam yanayım, diyen şu kibritin ışığına bak. Bu olur mu arkadaş. Böyle bir el sürçmesiyle açılıveren hararet, ışık, bayram gördün mü sen? Gül, sevin arkadaş. Şu ağzımızdan çıkan dumanlara bak! Nasıl uçuyorlar. Yaşıyorsun efendi. Pırıl pırıl, tane tane, ıslak ıslak. Cam cam, billur billur, fanus fanus, çeşmibülbüller gibi yaşıyorsun dostum. Dumanlarımıza, cıgaralarımızın dumanlarına bak efendi! Bu mavi şey nedir? Bu insanın içini sevinçten, keyiften parlatan şey nedir? Ne kadınla yatmak, ne şarap içmek, ne arkadaşlarla prafa oynamak, ne tiyatro, sinema seyretmek... Hepsi bir yana dünyayı seyret. Al gözüm bak efendim. İşte sana kibrit alevi. İşte sana cıgara dumanı! Hadi uyuyalım hemşerim.
Alemdağ'da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer... Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kapattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayrı yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Nilgün Marmara - Kırmızı Kahverengi Defter
bütün yalnızlıklarınızın ilenci
korusun çoğulluklarınızı
cinnet koyun erdemin adını
maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın
hepiniz mezarısınız kendinizin...
Mezar - Nilgün Marmara
...resmi çizilmiş olmayan
kendi halinde insancıklar güzeldir.
Sait Faik Abasıyanık
Diyorum ki sana, sevgili arkadaşım, aklımın karmakarışık olduğu bir anda, varoluşunun dar çerçevesinde mutlu bir kayıtsızlık içinde yaşamını devam ettiren, günü gününe başının çaresine bakan, yaprakların ağaçlardan döküldüğünü görünce kışın geldiğinden başka bir şey düşünmeyen bu türden bir varlıkla karşılaşmak tüm karmaşayı dindiriveriyor.
Genç Werther'in Acıları - Goethe
Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves ettim gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezdirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti varsa aşkın onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi.
Münacaat - İsmet Özel
- Ben de pek konuşmam. Ama ben suskun olunca insanlar bana hep, "neyin var?" diye sorar. Sanki hep bir şeyim olmak zorundaymış gibi. Sanki sessiz olanlar hep mutsuzmuş gibi.
Ben de Özledim