Bugün(Gün #9) milli kimliğin inşası konusunda araştırma yaptım. Bu konuda bulduğum yazı oldukça yararlı oldu.
Millî kimliğin inşâına dair farklı yaklaşımlar bulunmaktadır:
Özcü Yaklaşım
”Doğalcı” boyutuyla özcülük, etnikkimliği, “konuşma yeteneği, koku alma, görme duyuları ya da cinsiyet kadar doğal bir parçamız” (Özkırımlı, 1999:78) addeder.
Dr. Mustafa Altunoğlu bu yaklaşıma olan eleştirisini şu cümlesiyle gayet net ifade etmiş:
"Kimliğe ya da özel olarak millî kimliğe her hangi bir “öz” atfetmek, onuhipostazlaştırmaktır, metafizikleştirmektir ve aşkınlığa rehin bırakmaktır; ondaki izafiliği, olumsallığı ve ilişkiselliğigöz ardı etmektir."
Hobsbawm, milleti bir tarihî-sosyal inşâ olarak görme eğilimindedir.
Eğer,millet fenomeni üzerinde hakkıyla durmak isteniyorsa, öncelikle, “icat edilmiş gelenekler”e gerekli özen gösterilmelidir (2006: 1-18).
Millet inşâını halkın denetim altına alınması ve sistemle kaynaştırılması arzusu ile ilişkilendiren Hobsbawm, böylesi bir denetimin üç şekilde gerçekleştirildiğini vurgular: Yeni kurumlar oluşturmak (festivaller, spor, sendikalar), yeni statü sistemleri ve sosyalleşme sistemleri icat etmek (hiyerarşik eğitim sistemi ya da kraliyet törenleri) ve gerçek/yapay grupların bütünlüğünü belirleyen ve simgeleyen topluluklar (örneğin millet) yaratmak (Özkırımlı, 1996: 137).2 Böylesi bir denetim ve sistemle entegrasyonun sağlanmasında önemli ve yaygın olan yöntemin ise milliyetçilik bağlamında milletin inşâı olduğunu vurgular. Bu bir toplumsal mühendislik projesidir ve seçkinlerin kendi çıkarlarını sürekli kılmak için uyguladıkları bu proje tarihsel olarak hiç de yeni değildir. Milliyetçiliğin milletten önce geldiği ve bizzat milleti inşâ eden temel faktör olduğu Hobsbawm'ın temel iddiasını oluşturur. Ona göre, milliyetçilik, önceden var olan kültürleri alır ve onları millete dönüştürür; bazen milletleri icat eder, çoğu zaman da var olan kültürleri tamamen yok eder: bu bir gerçekliktir. Kısacası analitik düzlemde milliyetçilik milletlerden önce gelir. Milletler devletleri ve milliyetçilikleri yaratmaz, doğru olan bunun tam tersidir (Hobsbawm, 1995: 24).
Milletin ve milliyetlerin inşâı tartışmalarında buraya dahil edilecek son isim Anthony D. Smith’dir. Etno-sembolcü yaklaşımın önemli isimlerinden biri olan Smith, inşâcılığa yönelik en güçlü eleştiriyi sosyal inşâcılığı özcü yaklaşımlarla ilişkilendirerek dile getirir (Cerulo, 1997: 390). O, her iki yaklaşımın da aşırı ve analiz yetenekleri sınırlı olduğu düşüncesindedir. Özellikle globalleşme bağlamında yürüttüğü analizine hem etnikliklerin özsel boyutunu hem de modern algılamanın katkılarını dahil etme uğraşısı içindedir. Bunu yaparken bahsi geçen her iki yaklaşımı indirgemecilikleri nedeniyle eleştirmeyi de ihmal ediyor değildir. Söz konusu yaklaşımlar, ona göre, hem genel olarak defoludur hem de global bağımlılık (milliyetçiliğin parçalanarak büyümesi) paradoksunu açıklamaya çalışan yol göstericiler olarak problemlidir. Milletleri ve milliyetçilikleri tarihin derinliklerinde kalmış modası geçmiş şeyler, global modernleşme ve geç- kapitalizmin kaçınılmaz ürünleri ya da insanlık tarihinin ve toplumun daimî ve doğal hususiyetleri olarak görmektense, onların altındaki etnik ve toprağa özgü bağlamlara ulaşmak için mücadele etmek gerekir. Millet ve milliyetçilik, idarî merkezileşme süreçleri, iktisadî dönüşüm, kitle iletişimi ve modernlikle ilişkilendirdiğimiz geleneklerin çözülmesinden hem etkilenir hem de onları etkiler. Tam da bu yüzden, milletleri ve milliyetçilikleri kültürel bağlarla politik cemaatlerin tarihî kesişme noktası üzerine yerleştirmeliyiz (Smith, 2002a: XX).
Yine milli kimlik konusunda farklı görüşlerle ilgili bilgiye bu yazıdan da ulaşabilirsiniz.