Kitap okuyarak dünyayı kurtaramam; ama dünyamdan bir nebze kurtulabilirim.
hello vonnie

❣ Chile in a Photography ❣
noise dept.

titsay
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
𓃗
No title available

Discoholic 🪩
Jules of Nature

shark vs the universe
Noah Kahan
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

blake kathryn
Monterey Bay Aquarium
almost home

★
todays bird
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

#extradirty
Cosmic Funnies

seen from El Salvador

seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
@akdeniizz
Kitap okuyarak dünyayı kurtaramam; ama dünyamdan bir nebze kurtulabilirim.
sevgilim o kadar benimki neredeyse ben
saat 4, uyursam uyanmak istemiyorum
kalkanım çevreledi yerle bir olmuş bedenimi. Hissedemiyorum hiçbir şeyi. Korkuyorum acıdan zevk aldığım günlere dönmekten. İstemesemde döndüm sanırım. Acımıyor. Zevk vermiyor, hissetmiyorumda. Yeniden yalnızım hislerimle, kimse görmüyor çarpıp morarttığım duygularımı. Üşüdüğümde sarıyor bedenimi bir çift kol, morluklarıma değiyor; gözlerim titriyor.
Sevgi seni başka biri yapmaz. Sevdiğin biri için kendinin en iyi ve en doğru versiyonu olmaya çalıştığında aslında hep olman gereken kişiyi ortaya çıkarmış olursun.
“Denizimi özledim.”
hayat keşke, keşke bu kadar etobur olmasaydı
Gecenin en uçsuz yerinde, biri çakıldı yere. Zihninde deprem, ellerinde kan. Üstümde yırtık, geçmişe uzanan, kuyruklu bir elbise. Sürüklüyorum arkamda sonra takılıyor bir yere, bir defa daha. Dizlerim kanıyor, karnım haketmişcesine daha çok ağrıyor. Midemi boşaltmak istiyorum bu önümdeki tahta parçasına. Suçluyorum kendimi, bu hale getirdiğim için. Sucluyorum kendimi, mahvettiğim için. ilaç içmiyorum, hep iyi olamam. Düzeltmem lazım; o çividen kurtulmam lazım. Eteği değil, bizi kurtarmam lazım. Suya doymuş toprağa sağınak yağdırdım. Çicekler ekmem lazım.
Parlak karton kapaklı, sayfaları zamana yenik düşüp sararmaya başlamış bir serinin ikinci kitabı... Odada o eskimeyen kitap kokusu ve tam dört yıldır yüzüme bir sessizlik gibi vuran, bilerek boş bırakılmış 344. sayfa. Tam o sayfanın eşiğinde durup fısıldıyorum geçmişe: Hayır; göğe bakma İzmir, bu sefer gökyüzü bizim. Çünkü ben kurşun kalemin şüphesine sığınmadım hiç. Bir daha geri dönüşü olmayan o tükenmezin sarsılmaz silinmezliğiyle kazıdım hikayemizi o boşluğa..
“Göğe bak balığım, denizin seni özledi.”
geçmişe gidip hatalarımı silmek isteyeceğimi düşünmemiştim hiç. Hatalarımı silersem bugünkü doğrularım da silinir diye
benzemek istemiyorumda en çok beynin miras bana
Zamanla; karanlığın koyu maviye boğduğu bir denizdim ben. Kıyısını bulamamış, çarptığı her kıyıda biraz daha aşınmış bir deniz.. Üstümde gezinen gölgeler hep aynı dikeni bırakmış, hep aynı çehreyi çizmiş. O dikenlerin altına kalıp, yağmur görmeyen kurak bir ormana dönüşmüştüm ben. Sonra bir gün kurak ormanımı yeşertti biri, yağmur olarak düştü çatlak toprağıma. Köklerini sardı bedenime; sımsıkı, güvenle yosun tuttu dalgalarıma. Her şeyim olduğu gibi, eksikliğini hiç dolduramadığım baba toprağını da getirdi bana.. Sıcaklığını hissettiriyor yüzündeki dikenler; çehremi çizen acıya benzemiyor. Bulamadığım kıyım oldun, köklerini uzattın dalgalarıma, kurak ormanımı suya boğdun sevgilim.. Sadece bugün değil her gün babalar günün kutlu olsun; baba olduğun her gün..
canavarın peşinde, arkana bakma. Kaç. Gözlerini öfke, ellerini kızıl şarap bürüyor. Gözlerin, gözlerine; öfken öfkesine. Sen, ona benziyorsun. Kaçarken bir çelme takıp yakalıyor seni. Korktuğun şeyden kaçarken, ona benzetiyor hayat seni. Dişlerin saplanıyor damağına, acı bir tat geliyor ağzına. Kimseye ihtiyacın yok diyerek büyüttüğüm ruhumun dostu da düşmanı da benmişim; beni bitiren de benim, takılıp düştüğüm yerden kaldıranda.
Deniz değişmez. Sadece gel gitler fazla çekiyor kumları. Bazen fark etmiyorsun ama bir sabah uyandığında aynı olmuyor kumun şekli. Balığım hala suyun içinde, benimle beraber. Bir rüzgar esiyor suyun üstünden, suların rengini değiştirmeye çalışıyor. Ben denizim, durduramam rüzgarı. Ama dalgalarımı sertleştirebilirim. Balığım hep benimle. Korkuyorum bu sulara yabancı hissetmesinden ama, balığım acılı toprağına kökleriye tutunuyor; yosun tutmaya çalışyor. Balığım sularımda olduğu sürece dalgalarım daha sert olacak; rüzgara karşı, hep.
yazamıyorum artık; ben değil, kalemim bitiyor. Canımın acıdığını hissetmiyorum, acıması gereken can benimki değildir belki. Zaman geçiyor, duvarlar soğuk. Ne güneşten bir haber, ne de saatten. Soğuk akıyor damarlarından, kolundaki saat boşluğundan. Bir saat koyardım cebine, aylarını sayardı belkide. Yelkovan gökyüzü olmuş, akreple sürüklenir olmuş. Kimse duymuyor çıkardığı sesi. Bir ben, bide duvarlara hapsolmuş biri..
Senelerdir yağmur düşmeyen, kurak, sert bi ormanım ben. Yeşil, ama renginden yoksun, biraz da soluk.. O toprağını suya boğmuş, acılı kahve toprağını doyurmuş yağmur. Köklerini büyütmüş, birazda acısını küçültmüş.. Şimdiyse isyan eder olsun acılı kahve toprağı; ben de yaşlarını ormanıma çalıyorum. “Kökleri, kabuk tutmuş bedenime yosun tutsun istiyorum.”
söyleyen yarasının anlaşılabilceğini düşündüğü için söylenende yaralıdır.. sonuçta insan ancak yaşadığı şeyi anlar.
söyleyen yaralıdır, o yaradan hala kan akıyor. Ama söylenen daha da yaralıdır, kimsenin anlayamayacağını çoktan öğrenmiş olandır.
“bu havada bu rüzgar eser”