İnsan bazı günlerin yaşanıp yaşanmadığından şüphe ettiği kadar kutsanıp kutsanmadığından da şüphe ediyor. Şüphe etmenin günahların en büyüğü olduğunu biliyordu, birbirinden utanç verici binalardan belli belirsiz gördüğü sahilin kenarındaki banka oturmadan önce. Bankın terkedilirken aldığı yaraları vardı. Biri üzerine otursa illa o yaraların kabukları kıyafete zarar verirdi. Aklından kısa süreliğine bu ve buna benzer düşünceler geçirdi. Aklı yerinde olmadığından bu düşünceler hemen oracıkta kayboluverdi. Geçen yıl indirimden zor bela aldığı siyah paltosunu düzelterek banka oturdu. Hava, Balkanlardan gelen sıcak havalardan nasibini almamış kadar açtı. Hava daha çok bank, palto, insan yiyebilirdi. Binalar dişinin kovuğunu temizlemeye yarayan, birer kürdandı. Hava, alabildiğine çirkindi. Bu nedenle sevmez belki de insanlar kış aylarını diye düşündü, yine yerinde olmayan aklıyla. Oysa bana kalırsa kış, en açık niyetli mevsim, diye iç geçirdi. Düşündükçe içi de geçmiyor değildi. Başını binaların arasından zor bela gördüğü denizin parıltılarına doğru çevirdi. Bir tekne balık doluydu besbelli, martılar oraya kümelenmişti. Zaten martıları da hiç sevmemişti oldu olası. Elini paltosunun göğsüne iliştirdiği serçeye götürdü. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Yaşandığından şüphe ettiği günlerden biriydi bugün de. Sanki bir akşam üstü iki saat uyuyup uyandığında ertesi güne uyanmışsın gibi bir his. Bazı günler, artık günler ve onlar dört yılda bir Şubat’ta eklenenlerden değil. Bazı günler yaşanmadı. Yaşandıysa da... Artık bir şüpheden farksız değilller.
İç ses











