kavuşsak ya bi yaz günü
güzel olurdu
DEAR READER
taylor price
Cosimo Galluzzi

JBB: An Artblog!

祝日 / Permanent Vacation
No title available
occasionally subtle
art blog(derogatory)
Misplaced Lens Cap

tannertan36
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

No title available

#extradirty
tumblr dot com
will byers stan first human second

JVL
wallacepolsom

No title available
dirt enthusiast
🪼
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Finland
seen from Germany

seen from Singapore

seen from India
seen from Brazil

seen from United States

seen from United States

seen from North Macedonia
seen from Japan

seen from North Macedonia
seen from United States
seen from North Macedonia
seen from North Macedonia
@ateszambagi
kavuşsak ya bi yaz günü
güzel olurdu
rüzgarın bıraktığı tatlı hissi seviyorum. sanki uzun zamanlar geçmiş de biraz tozlanmış bi kitabın üzerine gelip o tozu süpürüyor. metaforik olarak bi kitap olduğuma göre, benim üzerimdeki eskimiş yerleri de uzaklaştırıyor diyebiliriz. beni ben mi eskitiyorum, yoksa hayat mı beni eskiye götürüyor, bilemiyorum, bilemiyorum. yine de her zaman bi yenilenme söz konusu. güneş de yeniden açıyor. hep güneşli günleriniz olsun
kavuşsak ya bi yaz günü
ellerinden tutup göğsüne yaslanmalı, sana doksanlardan kalma şarkılar fısıldamalıyım
“ama sana karşı konulmaz bir hassasiyetim var. her zaman da olacak, hayatım boyunca.”
renkli kavanozlarda saklanan kelebekler gibi hissettiren anların bağımlısıyım
sevgili acı, bugün ne de güzelsiniz
bi efsaneye göre, incileri yaşatan bi adam varmış. bu adam beyaz incilerden kolyeler yaparmış. sonra bu kolyeleri birilerine verirmiş, kolyeleri takan kızlar da o anda yok olurmuş. günün birinde yine bi kıza bu inci kolyesinden vermiş. ama kolye kızın elinde taşa dönüşmüş ve kıza hiçbi şey olmamış. adam tekrar tekrar kolye yapıp vermiş ama hepsi taşa dönüşmüş. adam bunu bi türlü kabul edememiş, aradan uzun zaman geçmiş. kıza yavaş yavaş aşık olmaya başlamış ama kız bu aşkı görmüyormuş. adam aşkını kabul etsin diye ona kendisinin bi eserini çalmaya karar vermiş. kemanıyla yanına gidip çalmaya başlamış ama nafile. kız bi türlü dinlemiyor, duymak istemiyormuş. adam bu acıya dayanamayarak daha da sert bi şekilde kemanını çalmaya devam etmiş. bu şekilde ilerlerken kemanın telleri tek tek kopmaya başlamış. kuşlar, ağaçlar adamla beraber ağlıyor, kız kabul etsin diye yalvarıyormuş adeta. ama kızın umurunda bile olmamış. son tel de kopunca adam biçare kalmış, kız ise bu duruma kahkahalarla gülmüş. buna dayanamayan adam, kemanını da alıp uzaklara gitmiş. her rüzgar estiğinde çıkan o melodik sesin, adamın kemanından çıktığı söylenir. gerçekten bu hikaye var mı, yoksa bu hikayenin doğrusu bu mu bilemiyorum. ama beni çok derinden etkilediği için doğru kabul edeceğim
senin adın zambak'
sonra yürüdüm, yürüdüm. bi an hiç bitmeyecekmiş gibi geldi, hiç bitiremeyecekmişim gibi
portakallı şekerli bayramlar🍊💫
kararsızlığa esir olduğum bilmem kaçıncı konu, saçlarımı kesmek. yani şimdi bi sarmaşık gibi omuzlarımdan dökülüyor. ne zaman kısa kullandığımı hatırlamıyorum, muhtemelen bebektim. ama kısa saçın yakışacağını düşünüyorum. neyse ben yine kıyamam, her sabah ve boş olduğum her an ilgilendiğim şey onlarken birden kopup uzaklara göndermek. vicdan işi olmaz, hiç olmaz. yazarken vazgeçtim bile. işte bu kadar basit bazı şeyler. yola çıkmadan sonunun ne olacağını kestirmeden attığım hiçbir adım beni mutlu etmedi, umarım ki bi gün yanılırım bu düşüncemde ama maalesef ateşe düşmüş zambağa dönüyorum her seferinde. yine konudan çok saptım. sufle güzeldir, deneyin lütfen
düşersen belki kaldıramam ama yanına uzanırım
küçük tahta parçalarını birleştirip çerçeve yaptım, içine çiçek doldurmak gibi planlarım var
uzun uzun cümleler kurmak yoruyor