Kraliyet Şehri Manzaraları
Geçtiğimiz yaz yabancı dilimi geliştirmek için Londra'ya gittim üç ay orada kaldığım için her yeri gezme şansım oldu.
Birçok film karesine giren ve turistlerin fotoğraf çekmekte birbirleriyle yarıştığı yer olan Big Ben ile başlamak istiyorum yazıma. Londra'nın en ünlü sembollerinden olan Big Ben, 19. yüzyılın ortalarında inşa edildiğinde dünyanın en büyük kulelerinden biriydi. 1834 yılındaki yangınla Westminster Sarayı zarar görmüş ve 1844 yılında Houses of Parliament binasının inşa edilmesine bir kule ile saat içermesine karar verilmiş. Saat kulesi 1843-1858 yılları arasında Westminster Sarayı saat kulesi olarak inşa edilmiş. Saray günümüzde daha çok "House of Parliament" olarak biliniyor. Resmi adlarından biri de Elizabeth Tower olan Big Ben'e bu ismin verilmesinin nedeni Kraliçe 2. Elizabeth'in tahta çıkışının 60. yılını “Pırlanta Jübilesi” adı altında kutlamaktır. Fakat İngiltere'de ve tüm dünyada da "Big Ben" adıyla ünlüdür. Big Ben zamanın doğruluğu ile de bilinir. Yapıldığı tarihten itibaren zamanı çok az kez yanlış göstermiştir. Mekanizması Edmund Beckett tarafından tasarlanan Big Ben 2. Dünya Savaşı sırasında zarar görse de çalışmaya devam etmektedir. Ben 16 Pound ödeyerek rehber eşliğinde Houses of Parliament'in içini gezdim. Fotoğraf çekmek maalesef yasaktı ama parlamento binasının içini görmek gerçekten inanılmazdı. Eğer yaz ayında Londra'daysanız mutlaka burayı ziyaret etmelisiniz. Ayrıca Big Ben'in fotoğraflarını London Eye ya da the Shard'da çekebilirsiniz.
London Eye, Thames Nehri kenarında milenyum kutlamaları için inşa edilen dönme dolaptır. David Marks ve Julia Barfield'in mimari ekibi tarafından tasarlanan bu muhteşem dönme dolabın inşası yaklaşık 1,5 yıl sürmüştür. 10 ton ağırlığında, klimalı ve toplamda 32 adet kapsüle sahip olan bu dönme dolabın her bir kapsülüne 25 kişi binebilmektedir. Dönme dolabın turunu tamamlaması yaklaşık 30 dakika sürdüğünden her yeri net olarak görebilir, rahatlıkla fotoğraf çekebilirsiniz. Avrupa'daki en büyük dönme dolap olan London Eye her yıl yaklaşık 3,5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Çok kalabalık ve popüler olan London Eye için girişte bilet almanız uzun sürebilir. Uzun süre sırada beklememek için biletinizi internetten almanızı tavsiye ediyorum.
The Shard ise, Londra'da bulunan 72 katlı bir gökdelendir. Şehre zenginlik katan bu yapı Shard of Glass, Shard London Bridge ya da London Bridge Tower olarak da bilinir. Avrupa Birliği içerisinde en yüksek yapıdır. Ayrıca Emley Moor istasyonundan sonra Birleşik Krallıktaki en yüksek ikinci gökdelen olan binanın inşası Mart 2009'da başlamış 30 Mart 2012'de bitirilmiştir ve Şubat 2013'te halka açılmıştır. 24 katlı Southwork Towers'ın yerine yapılan gökdelenin mimarı Renzo Piano'dur. Londra'yı kuş bakışı görmek isteyenlerin London Eye'dan sonra en çok ziyaret ettikleri yer burasıdır. The Shard'ın 68,69 ve 72. katları ziyarete açıktır.
Öğle tatillerinde iş stresinden kurtulmak isteyenler, çimenler üzerinde uyku çekmek isteyenler, güneşli günlerde bronzlaşmak isteyenler ve piknik yapmak isteyenler için en uygun mekân şüphesiz Hyde Park'tır. Londra'nın hemen her yerinde parklar var ama içlerinde en ünlüsü bu parktır. Parkın alanı 1536 yılında Kral VIII. Henry tarafından Westminster Abbey'in keşişlerinden alınmış o dönemde avlanma amaçlı kullanılmıştır. 1637 yılında ise Kral I. Charles tarafından halka açılmştır. Günümüzde gördüğümüz parkın planı 1825'te mimar Decimus Burton tarafından yapılmıştır. Park içinde " Serpentine " adı verilen yapay bir göl bulunmaktadır. 1730 yılında Kraliçe Caroline tarafından onarılan Serpentine bot gezileri ve yüzme amaçlı kullanılmaktadır.
Hikâyesi ile ilgimi çeken Cutty Sark yelkenlisinden bahsetmek istiyorum. Ait olduğu dönemin en hızlılarından olan bu gemi, Greenwich limanında karada sergilenmektedir. 2007'de çıkan bir yangında büyük hasar gören gemi restore edilmiştir. "Cutty Sark " isminin Robert Burns'ın bir şiirinden geldiği söylenen gemi 1869 yılında inşa edilmiştir. Şiirde güzel bir cadı kısa iç gömleği giyerken tasvir edilmektedir; geminin baş kısmında yer alan figür de bu cadıyı temsil etmektedir. Ama gemiye asıl ününü kazandıran bir yarıştır. Gemi 1871 yılında Çin-Londra arasını 107 günde tamamlayarak hız yarışmasını kazanmıştır. Bir sonraki yıl Thermopylae ile aynı gün Şangay'dan yola çıkan Cutty Sark dümeni ile ilgili sorunlar yaşamış. Kaptan seyahate devam etse de gemi, Thermopylae'den bir hafta sonra Londra'ya varabilmiş. Her şeye rağmen yola devam eden Cutty Sark bu yarışla ün kazanmıştır.
Muhteşem mimarisiyle turistlerin ziyaret etmeden dönmediği yerlerden biri de Avrupa'nın en büyük katedrallerinden biri olan St. Paul Katedrali'dir. Katedral, Wren tarafından 1675-1712 arasında inşa edilmiştir. Londra'nın en çok fotoğraflanan mekânlarından biri olan St. Paul Katedral'i, Büyük Britanya'da ikinci büyük kilisedir ilki ise Liverpool Kilisesi'dir. Galler Prensi Charles Philip Arthur George ve Prenses Diana bu katedralde düzenlenen düğün töreni ile evlenmiştir. Katedral bugün halka açık bir yerdir 16 Pound ödeyerek burayı ziyaret edebilirsiniz. Manzarayı görmek için katedralin en üst katına çıkmalısınız. Merdivenleri çıkarken çok yorulacaksınız ama inanın oradaki manzarayı gördüğünüzde buna değdiğini düşüneceksiniz.
Herhalde Londra'nın en ünlü sembolü, tarihi ve mimarlık harikası olan Tower Bridge'i anlatmadan geçmek olmaz. Dünyanın en ünlü köprüsü olan Tower Bridge, Viktoryan gotik tarzda yapılmıştır bunun nedeni; yakınındaki "Tower of London" ile uyumlu olmasının istenmesidir. Köprünün inşa planları 19. yüzyılın sonlarında yapılmaya başlanmıştır. Köprü inşasına başlamadan 8 yıl önce tasarımı ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Tower Bridge, Mimar Horace Jones ve John Wolfe Borry tarafından tasarlanmış ve 1894 yılında tamamlanmıştır. Thames Nehri üstünde birçok köprü bulunmaktadır ama en görkemlisi Tower Bridge'dir. Köprünün içini de ziyaret etmek mümkündür.
Londra'ya gelmişken saraylarıyla ünlü bu şehirde, herhangi birini görmeden ülkenize dönmek tuhaf karşılanabilir. Bu yüzden İngiliz Kraliyet ailesinin sahip olduğu saraylardan biri olan Buckingham Sarayı'nı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Sarayın büyük bir kısmı ziyaret edilemese de askerlerin değişim törenini izlediğinizde Kralların şehrinde olduğunuzu bir kez daha hissedeceksiniz. Tören sarayın hemen dışında yaz aylarında hemen her gün 11'de başlar. Sarayın tarihçesine geçecek olursak, yapı Buckingham Dükü John Sheffield tarafından 1705 yılında kır evi olarak inşa edilmiş fakat krallar arasında birçok kez el değiştirmiş ve genişletilmiştir. Sarayda yaşayan ilk kişi Kraliçe Victoria'dır. Yaklaşık 600 odası bulunan sarayın bir kısmı hâlâ kraliyet ailesi tarafından kullanılmaktadır. Kraliçe'nin sarayda olduğu günler özel bir bayrak göndere çekilmektedir. Yapının hemen önünde bulunan anıtın adı Queen Victoria Memorial'dır. 1911 yılında Kraliçe Victoria adına inşa edilen anıt, Sir Aston Webb tarafından tasarlanmıştır.
Londra'da birçok müze bulunmaktadır bu müzeler genel olarak ücretsizdir. Ben size ücretli fakat Londra’nın sembolü haline gelen ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken Madame Tussauds Müzesi'nden bahsetmek istiyorum. Madame Tussauds 1761 – 1850 yılları arasında yaşamış Fransız asıllı bir hizmetçidir. Yaptığı mum masklar ile özellikle ünlü kişilerin fiziki görünüşlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamıştır. Özellikle Fransız Devrimi sırasında ölenlerin ve aristokratların masklarını yapmıştır. Londra’da öldüğünde 400 kadar çalışması olan, Tussauds adına ilk olarak Londra’da balmumu heykel müzesi açılan daha sonrasında tüm dünyaya hızla yayılan Madame Tussauds müzesinin Amsterdam, Berlin, New York City, Los Angeles, Şangay ve Hong Kong' da şubeleri açılmıştır. Dünyaca ünlü film yıldızlarının, resim, müzik, edebiyat alanlarında ünlü kişilerin, kraliyet ailesinin, dünyaca bilinen siyaset adamlarının, sporcularının bal mumu heykellerinin bulunduğu bu müzede heykelleri gerçekleriyle ayırt etmek oldukça güç. Müzedeki heykellerle fotoğraf çekmek de serbest tabi bazı heykeller için sıra beklemeniz gerekecek. Müzeye bilet ücreti ise 25 Pound' dur sırada beklemek istemiyorsanız internetten bilet alabilirsiniz. Hatta size tavsiyem internetten London Eye ile birlikte kombine bilet almanız. Bu şekilde biletiniz 34 Pound kadar uygun bir fiyata gelecektir.
Bu kadar gezintiden sonra tezgâhlarda çeşit çeşit yiyecek, tatlı, sandviç, hamur işleri ve çikolataları görebileceğiniz Borough Market'e gitmenizi buradaki dünya lezzetlerini tatmanızı öneririm. Burası Londra'daki en büyük ve en eski pazarlardan biridir. Satışı yapılan ürünler dünyanın dört bir yanından getirilmektedir. Pazarın kuruluşunun 11. yüzyıla kadar dayandığı düşünülmektedir. Günümüzdeki bina 1851 yılında tasarlanmıştır. Pazardan bir şey satın almayacaksanız bile birkaç fotoğraf çekmek için mutlaka uğramalısınız. Çünkü bu mekân film çekimlerinin seti olarak da kullanılmıştır. Bridget Jones's Diary, Lock, Stock and Two Smoking Barrels, Harry Potter and the Prisoner of Azkaban filmlerinin bazı sahneleri burada çekilmiştir.
Dünyada en çok ziyaret edilen şehirlerden biri olan Londra tarih, sanat, alışveriş ve daha birçok şeyi barındıran, beni kendine hayran bırakan bir şehirdir. Günümüzde hâlâ Kral ve Kraliçe'nin olduğu bu şehir gerçekten görülmeye değer. Havasının yağmurlu olmasından dolayı bazılarının beğenmediği bir yer olsa da benim Londra'da bulunduğum süre içerisinde hava gayet iyiydi. Kimilerinin içine sinmeyen yağmurlu ve kapalı havasının ise bu şehre ayrı bir atmosfer kattığına ve şehri daha büyülü gösterdiğine inanıyorum. Mutlaka bu şehri keşfetmelisiniz.














