Dali'nin bıyıkları gibi marjinallik peşinde miyiz? Yoksa Gaudi mimarisi bir evde ya da Güney İspanya'nın arap mimarilerinde yaşamanın mı?
Katalunya'da bir anarşişt olmak mı daha cazip Valencia'da domatesler içinde yüzmek mi?
Belki Madrid de ünlü arenada boğa güreşi seyretmek?
Belki Bilbao ya da Coruna'da yazın okyanus keyfi yapmak?
Hepsini bir kenara bırakalım, belki en güzeli İspanya'da yaşamak.
Hadi biraz Avrupa'nın asi çocuğunu tanıyalım.
İspanya Avrupa'nın güneybatısında İber yarımadasında yer alan ülke. Güneyde ve doğuda Akdeniz'e, kuzeyde ise Atlantik Okyanusu'na kıyısı var. Avrupa'nın 2. büyük ülkesi.
İspanya toprakları Akdeniz'de Balear Adaları, Atlantik Okyanusunda Kanarya Adaları, Kuzey Afrika'da Ceuta ve Melilla adlı iki tane özerk şehri kapsıyor. Parlamenter demokrasi şeklinde örgütlenmiş bir anayasal monarşi rejimi ile yönetilen İspanya, 1986'dan beri de Avrupa Birliği'nin üyesi.
Gezip görülecek o kadar fazla yeri var ki; bunları bölgeler ve şehirler çapında ele almak daha düzenli olur diyerekten başlayalım.
Öncelikle başkente gidelim. "Hola Madrid"
Madrid de şehir merkezine ya da merkeze yakın yerlerde bulunan tarihi yerlere çok rahat ulaşabilirsiniz.
Madrid'in en ünlü ve merkezi meydanı olan Puerta del Sol ve Plaza Mayor gibi.
Palacio Real ise gezilecek yerler arasında ilk sırayı alması gereken Batı Avrupa'daki en büyük saray.
Madrid’in en işlek ve en ünlü caddesinde Gran Via'da ise mağazalarda gezmenin, barlarında takılmanın, restoranlarında yemek yemenin ya da yalnızca yürümenin tadına da bir kere varılmalı.
Şehrin en güzel klisesi Almudena Katedrali olmazsa olmazlarınız listesinde yerini almalı.
Müze tutkunları için dünyanın en ünü sanat galerilerinden biri olan Prado Müzesi ayrıca Reina Sofia Müzesi ve Thyssen-Bornemisza Müzesi benim önerdiğim mutlaka gidilmesi yerlerden üçü.
Madrid'in ünlü boğa güreşlerinin mevsimi Mart – Ekim ayları arasında. Bu dönemde her Pazar günü düzenlenmekte olan boğa güreşlerini doğum yerleri sayılan Las Ventas'da arenada izleyebilirsiniz.
MÖ 2. yüzyıldan kalma Mısır tapınağı olan Debod tapınağını da ücretsiz gezme imkanınız var.
Futbol tutkunları mutlaka Santiago Bernabeu Stadyumuna gidin!
Şehrin geleneksel havasını yansıtan yerel pazarları gezmeyi de ihmal etmeyin; şehrin en büyük bit pazarı olan El Rastro ve hippi pazarı diye de bilinen Avenida de Felipe II Sokak Pazarı'nı kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.
Bask Bölgesi’nin bir özelliği olsa da en garipsediğimiz olay tapas barlarında yiyip içtikten sonra çöpleri ve peçeteleri yere atma geleneği oldu. En çok çöple dolu mekanın da en iyisi, en çok satış yapanı olduğunu göz önünde bulundurarak yemek tercihlerinizi şekillendirebilirsiniz :)
İspanya'ya gidildiğinde Madrid kesinlikle ilk ziyaret edilmesi gereken şehir;)
Gelelim öğrenci şehri "Valencia"
Bol bol öğrenci, bol bol portakal ve palmiye ağaçları ile sıralanmış yeşil bir tema.
Uzun Akdeniz kıyıları, çılgın İspanyol gece hayatı, aşırı yaygınlaşmış keyif verici maddeler, fütürizmin doruklarındaki mimari ile; AB üyesi olduğu için düzenli, Akdenizli olduğu için de renkli bir şehir Valencia.
Sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden, üniversite önderliğinde düzenlenmiş çılgın gecelerde dağıtmadan dönerseniz çok şey kaybedersiniz.
''Paella'' tüm dünya tarafından İspanya’nın ulusal yemeği olarak bilinse de, ülkenin sahip olduğu “yerellik yerinde korunur” anlayışı misali, Paella da aslında Valencia’ya özgü bir yemektir ve kesinlikle yerinde yenilmesi gerekir.
Valencia ayrıca Ibiza’ya giden vapurların kalkış merkezi. Vaktiniz ve bütçeniz varsa Avrupa’nın en çılgın gece kulüplerine doğru yolculuğa çıkabilirsiniz.
İnsanların birbirine domates fırlattığı meşhur domates festivali, Valencia’ya oldukça yakın olan Buñol‘da, haziran ayının son çarşambasında düzenleniyor. Özellikle denk getirmek isteyenler olursa tabi :)
La Plaza de la Reina ve La Plaza de la Virgen meydanlarından zaten geçiceksiniz.
Valencia'nın ünlü opera binası da gitmişken görmeniz gereken yerler arasında.
Biraz da İspanya'daki Arap Medeniyetine bakalım; "ENDÜLÜS"
Endülüs, özerk toplulukları 8 ili kapsayan İspanya'nın en çok nüfusunu oluşturan bölge. Bunlar Almeria, Cadiz, Cordoba, Granada, Huelva, Jaen, Malaga ve başkentleri Sevilla.
Endülüs, İslam, Katolik ve Musevi kültürlerinin aynı potada eriyip mükemmel bir karışım oluşturduğu, 750 yıl boyunca İber Yarımadası'na hükmetmiş, birçok ilke imza atmış ve dünya kültür ve bilim mirasına önemli eserler bırakmış bir medeniyet.
Sevilla’da görülmesi gereken yerlerin başında Sevilla Katedrali, Real Alcazar ve Plaza de Espanya geliyor. Eski bir Musevi mahallesi olan ve katedralin etrafına yayılmış olan Santa Cruz bölgesi de labirent vari sokakları, Tapas barları, restoranları ve hediyelik eşya dükkânları ile şehrin turistik kalbi sayılıyor.
Sevilla'ya gitmişken dünyanın tek Komünist kenti olan Marinaleda Köyü'nü de gezebilirsiniz.
Daha fazla bilgi için tıklayın
Avrupa'nın ilk üniversitesi Cordoba'da burada bulunuyor.
Granada'da bulunan Alhambra Sarayı ise dünyanın 7 harikasından biri sayılıyor.
Biraz da Kuzey İspanya'ya doğru ilerleyelim.
Kuzey İspanya'yı Gijon, Bilbao, San Sebastian, Zaragoza, Coruna ve Vigo şehirleri üzerinden ele alalım.
Gijon bölgesinde eski Asturias krallığı nın bir mirası. Bu bölge okyanusa kıyısı olduğu için yazın rahatça denize girilebilir, kıyı şeridinde gezilebilir ve kesinlikle bol bol balık tüketilmelidir.
Bask bölgesinin en güzel şehri Bilbao'da tadabildiğiniz kadar Pintxos tadın, sürreal bir yapıya sahip Guggenheim Müzesi'ni mutlaka gezin ve şehirdeki insanlarla siyaset konuşarak nasıl Katalanlar dan daha sert bir politika izlemiş olduklarını öğrenin.
Eşsiz sahilleri, meşhur film festivalleri, muhteşem mutfağı, pahalı turistik zevkleri ile dördü Fransa üçü İspanya topraklarında bulunan yedi eyaletten oluşan San Sebastian da kısa bir geçiş ziyareti için zarif bir durak.
UNESCO Dünya mirasları arasında bulunan Herkül'ün Kalesi'ni Coruna'da ziyaret edebilirsiniz.
Zaragoza'da Arap ve Hristiyan toplumlarının mimarilerinin karışımından ortaya çıkan Aragon yapılarına sokaklarda gezerken zaten sıkça rastlayacaksınız.
Ve Avrupa'nın asi şehri ''Barcelona''
"Nereden başlayacağımı bilememek" aslında bu cümle bile yeterli :)
2 kere gittiğim hatta hala bıkmadan gitmek için plan yaptığım bir şehir.
Tarih kokan sokakları, sıcakkanlı insaları ile Akdeniz sıcaklığını doyasıya yaşayabileceğiniz bir şehir.
En önemli tavsiyem Barcelona'da mutlaka ev tutun çünkü hostelle aynı fiyata geliyor hatta daha ucuza bile bulabilirsiniz. Booking siteleri üzerinden kişi sayısına göre ev tutabilirsiniz.
Gaudi bu şehre tamamıyla renk vermiştir. Şehrin her yerinde bir Gaudi mimarisiyle karşılaşabilirsiniz.
La Sagrada Familia, (bitmeyen klise) 1882 yılında başlayan halkın maddi desteğiyle yapılmaya başlanan ve yapımı hala devam eden şu meşhur kilise burada bulunuyor.
Park Güell den Barcelona'yı kuşbakışı görme şansınız var. Ayrıca parka kadar uzanan yürüyen merdivenlerle tepeye ulaşım oldukça kolay.
Gaudi mimarisinden bahsetmişken Casa Mila, Casa Batlló, Guell Palace, Casa Amatller, Casa Vicens mutlaka görmeniz gereken yerler arasında. Üstelik 30 Euro'ya toplu bilet alıp bütün bu yerleri ziyaret edebilirsiniz.
Kubizm akımının temellerini atmış, Barselona'da büyümüş Pablo Picasso'nun da müzesine zaman ayırmanızı öneririm.
Futbol severler için Nou Camp da olmazsa olmazlardan.
Barcelona'da metro hattı oldukça kolay. Kaldığınız süreye göre haftalık ya da aylık bilet almanızı tavsiye ederim.
Şehre paralel olan büyük kumsallarda yazları oldukça uygun fiyata seyyar mojitolar satılmakta.
Horchata isimli içeceklerini denemenizi şiddetle tavsiye ederim özellikle de yazın. Çünkü her ne kadar sıradışı bir tadı olmasa da içinde bulunanlar sebebiyle bütün gün sıcaklamanızı ve terlemenizi engelliyor. Üstelik fiyatı da oldukça uygun.
En ünlü sokağı La Rambla oldukça renkli fakat hediyelik alışverişlerinizi yapabileceğiniz daha uygun yerler var. Ayrıca belki de İspanya'da hırsızlık açısından en dikkat edilmesi gereken sokak burası. Kalabalık bir alan olduğu için siz cüzdanınızın yokluğunu fark ettiğinizde iş işten geçmiş olabiliyor.
Artık Salvador Dali Müzesi olan, dünyanın en büyük sürrealist objesi sayılan ve yine Dali'nin tasarladığı tiyatro binası, Figueres kasabasında bulunmaktadır. Burası aynı zamanda Dali'nin doğduğu kasabadır ve Barcelona'ya oldukça yakındır.
Gece hayatına gelirsek çılgın partilerin yapıldığı Razzmatazz da kapıda cüceler tarafından karşılandıktan sonra sabahın ilk ışıklarına kadar dans etmelisiniz.
Ve elbette ki şehri sokaklarında kaybolarak daha iyi tanıyabilirsiniz. :)