Saçımdan öpmeseydi belki daha iyiydi. Çünkü insan sadece gerçek sevdiğini saçından öper, içine çeke çeke öper… Oğuzhan Canım - Müjgan
Cosmic Funnies

izzy's playlists!

JVL
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
$LAYYYTER
todays bird
Today's Document

pixel skylines

⁂
DEAR READER

Janaina Medeiros
ojovivo

❣ Chile in a Photography ❣
noise dept.
Three Goblin Art
YOU ARE THE REASON

Product Placement
TVSTRANGERTHINGS
occasionally subtle
Mike Driver

seen from Canada

seen from Canada

seen from United States
seen from United States
seen from Romania
seen from Saudi Arabia
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Germany

seen from Denmark

seen from Brazil

seen from United States
seen from Austria
seen from Czechia
seen from United States

seen from Canada
seen from France
seen from China
@bayannmimikk
Saçımdan öpmeseydi belki daha iyiydi. Çünkü insan sadece gerçek sevdiğini saçından öper, içine çeke çeke öper… Oğuzhan Canım - Müjgan
SÖZÜM ONA ADAM OLANLARA
Bakire kadınlar istiyorsunuz çünkü cinsel performansınızda ki başarısızlığın kıyaslanmasını istemiyorsunuz. Edilgen ve tecrübesiz kadınlardan eş istiyorsunuz, çünkü hizmetinizi yaparken sözünüz geçsin istiyorsunuz. Her kadın bedenine hakkınız var gibi bakıyorsunuz, sahip olduğunuz kadınlara da başka erkekler aynı şekilde bakacak diye kadınlara hayatı zehir ediyorsunuz. Ben sana güveniyorum da çevreye güvenmiyorum diyenleriniz az değildir..Aşağılık kompleksinin adı oluverir kıskançlık, kıskançlığı sevgi yapan geri zekalılık. Özgür düşünen, güçlü, kişilikli kadınlardan korkuyorsunuz, çünkü ne kadar aciz olduğunuzla yüzleşmekten kaçıyorsunuz. Bir erkek her haltı yediğinde görmezden geliyorsunuz, ama bir kadın ''bedenim benimdir sana ne dese'', adını çıkartmaktan hiç gocunmuyorsunuz. Ahlakı kişilikte kaybettiniz, kadının apış arasında arıyorsunuz.. Namusunuzu kadın kazandırır, nasıl bir erkek olduğunuz kadına göre ölçülür. Utanmanız ancak Karınız namussuzluk yaparsa olur. Ödünüz kopar o yüzden tam bir tahakkümcüdür ruhunuz. Sahi yaa siz erkek kalanlar, hala insan olamayanlar, cinsel organından yukarı çıkamayan kafalar, siz bu dünya da niye varsınız? Hayvanlıkla övünen tek canlı olmak, nasıl bir hakarettir kendinize farkında mısınız?Sözüm ADAMLAR'DAN dışarı. ~Nesrin Arıkan~
SENİ SEVEMEK ÇOK GÜZEL
Bazen hisettiklerimi düşündüklerimi söyleyememek içimde çığ gibi büyüyor hele ki hisettiklerimi düşündüklerimi kimseye söyleyemeyeceğimi bilmek daha çok içimi acıtıyor yaranın kapanmamasına asla izin vermemek bazen hiç tanimadığım insanlara hiç tanımadıkları insanlari anlatmak iatiyorum içimdekileri haykırmak ve kabul görmek istiyorum saatlerce anlatmak ve haklı olmak istiyorum düşüncelerimi haykırmak istiyorum saklamaktan oyun oynamaktan yorulduğumu hisediyorum bazen bazı insanları sebepsizce tanimak istiyorum bazi insanlari canımı verecek kadar çok sevmek istiyorum ama yapamıyorum bir tarafim beni hep geri çekiyor seni sevmek çok güzel demek istiyorum ama sevmenin güzel oldugu kimseyi bulamıyorum anlamli gelmiyor acaba sevginin kendisine mi aşığım ve bu yüzden hic bir sevgi bana yetmiyor.Bazende kimsenin beni sevmemesini istiyorum. Bazende bütün sevgiler benim olsun istiyorum. Ne istediğimi bilmemek yoruyor istedigim her şeye kavuşmak çok güzel ama anlamsız geliyor sanki hayatımda bir şeyler eksikmiş gibi ama hic bir şeyin eksik olmadiğinı bilmek duygularimi düşüncelerimi tanımlayamamak kelimeleri bulamamak...
Ne Anlamı var ki?
Eğer hayat varsa, acı tatlı olaylar varsa, kazanılanlar ve kaybedilenler varsa, güneş doğuyorsa ve batıyorsa, insan doğuyor, yaşıyor ve ölüyorsa ama bütün bunlara şahit olan biri yoksa ne anlam ifade eder ki?”
Beklenmeyen
İki buçuk yıl sonra bir hastane koridorunda karşılaşacağımız aklıma gelmemişti açıkçası. Belirli miktarda karşılaşma ihtimallerimiz üzerine senaryolar yazıyordum, inkar etmiyorum. Yine de böyle bir sahneyi hiç düşünmemiştim. Onu daha çok, yanında biriyle göreceğimi düşünürdüm. Mutlu olduğu, sevdiği biriyle, gülerken. Güzel bir yerde, bir şeyler içerken belki. Beni görünce suratındaki gülümsemeyi yavaş yavaş kaybedeceğini hayal ettim. Hep hazırlıklı olanın ben olacağıma inandım. Önce ben onu görecektim, kendimi hazırlayacaktım, yavaşça yanına yaklaşacaktım. Sonra o beni görecekti ve hazırlıksız yakalanacaktı. Mimiklerinden hesap soracaktım, suratını inceleyecektim. Konuşmayı düşünmedim hatta hiç. Sadece uzun uzun bakacaktım.
Öyle olmadı.
Omzumda bir el hissettiğim gibi sağ tarafıma döndüm. Önce gözleriyle karşılaştık. Hissettiğim şeyi cereyanda kalan bir kapının sertçe kapanmasına benzetebilirim. Bitik bir halde çıktığım odadan, nefes almak için oturduğum yerde, sabit ama zoraki atan nabzımla, birden bire elektroşok verilmişe döndüm. Ben yutkunacak tükürük bulamazken, o diğer elindeki kahveyi uzatıp, sana kahve aldım, dedi. Elimi istemsizce uzatıp kahveyi aldım ama gözlerim hala ondaydı. Beni çok önce görmüş olmalıydı. Yoksa kahve alacak vakti nasıl bulacaktı. Hazırlıklıydı. Yavaşça yanıma oturup dudaklarını kulağıma doğru yaklaştırdı.
“Aynı ezgileri tekrarlayarak, Burada bu ikindi sazlıklarında Ne garip Federico adında olmak.”
Fısıltıyla söylediği bu üç dizeyi karnımdaki titreşimle, ağzından çıkan kelimelerin rüzgarını boynumdaki gıdıklanmayla derinden hissetmiştim. Sanki çok sevdiğim bir şarkıyı uzun zamandır dinlememişim ve melodisini duyduğumda özlediğimi fark etmişim gibi. Şimdi düşününce, keşke bir şeyler söyleyebilecek kadar kendimde olsaydım. Güçlü olsaydım. Bütün bir sahneyi onun oynamasına izin verdim. Kendimi suçlu hissediyorum. Ben tüm bunları ağır çekimde yaşarken, sen içeriden bana seslendin.
Beni bir kere daha kendimden kurtardın.
İsmimi duyunca her şeyi zaman akışına oturtup silkelenmiş oldum. Neden orada olduğumu hatırladım. İçeri, yanına gelmek için kalktığımda da omzuma dokunduğu eliyle, kolumu tutup sanki geç kaldığı vedayı edercesine, özür dilerim, dedi. Karşılaşma senaryolarımızda kendime verdiğim rolün tek bir kısmını gerçekleştirebildim sanırım. Konuşmadım, sadece uzun uzun baktım ve içeri doğru yürüdüm. Sonbaharı ve toprak kokusunu özledim.
Ben kimim ?
Makbul biri degilim. Kotu adami Sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi.İyi işleri olan sinek kaydi trasli, kravatli tiplerden hoşlanmam ümitsiz adamlari severim, disleri kirik, uslar kirik, yollari kirik adamlar ilgimi çekerler.Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çoraplari sarkmiş,makyajları akmiş,sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkinlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem,kural sevmem. toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...
ÂŞK!
Aşk, dünyada oluş amacımız. Neslimizin devamı için üzerine koyduğumuz en tatlı kılıf. Zamanla aşık olma becerimizi kaybediyoruz bence. O duygunun yerine kendimizi güvenceye alacağımız başka şeyler koyuyoruz. Okul zamanlarında, üst katta dolanan çocuğa nasıl aşıktın mesela. Soyadını bile bilmezdin, şanslıysan teneffüste tuvaletin önünde denk geldin geldin, gelmedin o günü çocuğu hayal ederek geçirirdin. Sonra ilişki yaşama olayına girdik, sevgililik. Anamız babamız duymasın ama sınıftakiler duysun. Kafamız allak bullaktı, topu topu bir avuçtan ibaret kalbimizi al diye bebenin önüne sermek falan istiyorduk. Her izlediğimiz filmde kendimizden bir şeyler bulup, başrolü hep ona veriyorduk. Onunla aynı üniversiteye gidecektik, onu her geçen gün daha da çok sevecektik. Dünyada başımıza gelen en iyi şeydi. Yaşamamızın tek bir amacı vardı, bütün günü ona anlatmak. Ta ki büyüyene kadar. İlk hayal kırıklığın, ilk acın. Arabeskle ilk tanışman. Kimimiz o acıdan beslendi yıllar içinde. O acı yetmedi, gitti kendine sürekli daha kötüsünü buldu. Kimimiz küstü, içine kapandı, korktu. Kimimiz de nasılsa üniversiteyi kazandım diye sallamadı şimdi abartmanın alemi yok. Garip bir dünyaya girdik sonra. Cinsellik, doğru ve yanlışlar, öğütler, kadın olmak, birine sahip olmak. Aynı eve çıksak babam beni öldürür; bir gün daha görmezsem ben ölürüm. Evde abin su istese içine tükürüp götüren sen; ders çalışan sevgilin için pervane böceği misali dolanıp durmaya başlarsın etrafında. İlk kıskançlık bir de. Diğer duygulara asla benzemeyen. Tanımadığın bir sen ortaya koyan. O içindeki büyük öfkeyi hissettiğin an. İlk aldatılma. İlk vazgeçmen. İlk kavgalar. İlk ‘ben ne yapacağım?’ soruları. Erkekleri anlamaya çalıştığın o anlar. Hormonları mı yönetiyor, beyni mi yok, beyni yoksa neden buradayım ikilemleri. İlk ayrılık acın yanında dondurma kalan bir kopuş. Biri için mücadele etme, beni nasıl eskisi gibi sevmez diye diretme. Off en cafcaflı, en harika yaş dönemimizi böyle salak ilişkiler yumağında geçiriyoruz ya. Bir daha dünyaya gelecek olsam, o yaşta kendime uzun soluklu sevgili yapacağıma gezmeme tozmama bakarmışım. Bir de öyle bir durum vardı, üniversiteye gidip, övündüğü şey ‘iki senedir beraberiz’ diyebilmek. Sonra daha dikkatli olmaya başladın. Sobaya çıplak elle değince, soba görür görmez ellerin zonklar ya. Ne zaman aşık olacağını hissetsen, aynı acı seni hoop gerisin geriye götürür. Bu kez belli hedeflerin olur. İşi, gücü, kariyeri, senden öncesi, sana verecekleri, arkadaşları, konuşması, ailesi, hastalıkları... Tek tek didiklersin, bir bahane bulsam da kaçsam diye. Kimi bu dönemde ruh eşini bulur, kimi bulduğuna inanır, kimi yorgun olduğu için sadece uyumak ister. Ailene sevdirmelisin, ailesini sevmelisin. Bencilliğinden çıkıp, iki kişiden ‘biz’ yapmaya uğraşırsın. Bütün yeterli materyaller sağlamdır. Artık daha dikkatlisindir. Evlilikte hayal kırıklığına uğrasan bile bu kez öyle kendini yerden yere atmazsın. Çok ilginçtir, asıl şimdi üzülmen gerekirken, tam tersi kendini daha güçlü hissedersin. O süreçte evlenmemişsen de zaten ‘çocuk için’ diye düşünürsün. Birini sevmek çok güzel ama biriyle bir ilişki yaşamak dünyanın en zor olayı. Birine kendini açmak, ona güvenmek, sırlarını öğrenmek. Birine aşık olman için onu yeterince iyi tanıman gereklidir. Ve senin bu kadar zamanın yoktur. Büyümek güzel şey, güçlü olmak daha güzel ama yine de hep şeyi beklersin ya hani: Onun sınıfının önünden geçerken kalbinin durduğu anı. Uyumadan önce hayal kuracaksın diye yatağa uçarak gittiğin geceleri. İstemsizce matematik defterine onun ismini yazdığın zamanları. İçinden sevgi sözlerinin taşıp durduğu, sıradaki şarkıyı ondan bana gelsin dediğin. Bilmiyorum tekrar yaşar mıyız bu duyguyu. Yaşar gibi olup, ardından hemen sorgularla bunaltır mıyız... Aşk güzel şey de sevgiyle hep uzattık, kirlettik bence.
Sana bakıyorum ve sana bakmayı dünyadaki tüm portrelere bakmaya yeğliyorum...
Neden duygularımız var? Olmasaydı her şey daha güzel olurdu gibi geliyor bazen belki de böylesi daha iyi bilemiyorum bazen içimde büyük bir öfke olurken ufacık bir şeyle merhamet sığınma duygusu belirebiliyor bu da beni güçsüz yapıyormuş gibi sıradan basit ve güçsüz oysa ben bütün gücü elimde tutmak istiyorum güç eşittir ben olmalı bazen öyle zamanlar geliyor ki iki tatlı söz iki tatlı bakış biraz sıcaklık bebi yolumdan döndürebilir böyle durumlarda göz yaşlarımı çok zor bastırabiliyorum oysa annemin kucağın ağlasam her şey geçecekmiş bitecekmiş gibi ama öyle olmuyor. Zaman belkide en iyi ilaçtır ama yaralar ne kadar iyileşse de hep izi kalmıyor mu?Kalbimiz bu kadar büyük mü?Aldıgımiz her yaradan iz kalıyorsa benim kalbimde çok fazla iz var.Neyse ki kalbimizi kimse göremiyor. Bu hayata bizi en zor duruma sokan şeyler insanlarla kurduğumuz bağlar onlarla olan bağlarımızı koparamadığımız için acı çekiyoruz seviyoruz. Belki de her şeyi geride bırakıp zamanı gelmiştir ve geçiyordu kim bilir...
Güzellik Neydi?
Hem “bu dünyayı güzellik kurtaracak” deyip hem de güzellik bahşedilen insanlara karşı kıskançlık ve haset taşımak nasıl bir çelişki? Kimse iç güzelliğiyle doğmadı. Büyüdük, büyütüldük, öğrendik, öğrettiler çoğunlukla. Peki ya sordun mu hiç “kendim için ne yaptım?” diye? Güzellik diye direttin ama genlerinin şanslısı ya da yaradılışının itibariyle “güzel” olana hep nefret besledin. Sırf beğendiğin çocuk o kızı güzel buldu diye, sırf senden iyi yaşıyor belki de mutlu diye… Hep görüntüsüne bağladın olanı biteni. Onun iç güzelliğini tanıma şansı vermedin kendine. Nasılsa ona ait olmayan, kendisinin katkısı olmadığı bir durum ona her kapıyı açtı değil mi? Nasılsa senin varoluşuna duymadığın saygıyı o duymuş,güzellik takıntısı olmadan sağlıklı yaşayıp aynaya baktığında kendini sevme şansı tanımış kendine. Bütün suçlu o. Nasılsa kimseyi hor görmemiş, herkesin yaşama dair tercihlerinin kendi yolunu çizdiğini söylemiş kimse. Ne büyük kötülük. Nasılsa senin gibi bahaneler uydurmamış, toplum normlarından değil önce kendini sevmek için kendine dikkat etmiş ve senin o tanıma şansı bulamadığın “irade” denen hedeyi kendine ilke edinmiş birisi o. Sadece bedenini sevecek insanların seni kullanmak istemesine göz yummadın. Sırf “birilerine göre” güzelsin diye aklının da var olabileceği sorgulanmadı. Daha tanınmadan “şımarık” yaftası yemedin. Mütevazı davranınca “ezik” diye etiketlenmedin. Sevdiğin insanlar bile “sırf çıkarı var, parası var” diye yorumlanmadı. Çünkü sen güzelsen ve sevdiklerin bunu karşılamıyorsa onu başka bir şey için sevmiş olmalıydın. Dünyayı sevmeye kendinden başladı. Senin yapamadığını yaptı. Ben senin adına üzüldüm. Çünkü içinin çirkinliği, yüzüne yansıdı. Kimin yüzünden?
Şimdi yollar sarp, sert ve keskin!
Küçükken ayağıma basan atla birlikte başladı belki de acıyı sevme halim… Bilirsin, atları hala çok severim. Ruhuma kodlanmış gibi küçüklüğümden beri. Peşimi bırakmayacağını anlayınca sevmeyi denedim. Sonra alışkanlık oldu, ben onun peşini bırakamaz oldum. Acı dediğin mutluluktan daha gerçekti ömrümün çoğunda… Mutluluğumu unuttuğum çok olur. İyi şeyleri kulak arkası ederim de hüzün denizinde boğulduğum zamanlar gölge gibi izler beni… Güzelliğim çok can yaktı. Canım çok yandı. Bir suçtan müebbet yemiştim sanki… Güzelsem aptaldım. Güzelsem anlamazdım. Güzelsem sevmezdim. Kılıf benim değil ki içine koymuşlar kullanıyorum işte! Görülenden daha gerçektim. Uyum sağlamak için kalıplara girmeye çalıştım. Giremeyince yine kötü oldum. Ben bendim, ben buydum. Kendimi geliştirmek, kendime öğretmek, kendimi büyütmek için attığım her adım “dünya onun etrafında dönüyor sanıyor” diye yankılandı. Doğruydu. Bu benim dünyamdı ve dünyam benim etrafımda dönüyordu! Başkalarının söylediklerinin hayatımı şekillendiremeyeceğini anladığımda 10 yaşındaydım. O yaştan sonra söylenen her şey bana sekip sahibine geri döndü. Ondokuz oluyorum. Yürüdüm, koştum, düştüm, kanadım. Kanattım. Ama hep kanattım. Çünkü özgürdüm. Hor görülünce uçtum. Çünkü hep uçtum. Ortada durmayı bilemedim. Dengem bozuldu. Yeni bir yıl diyorlar. İçimde hiç heyecan yok. Çünkü her günü yeniden yaşadım. Hayal kurmak için sayıların dönüşümünü beklemedim. Bilirsin, hayal de kurmam zaten. Dedim ya, ondokuz oluyorum. Kaz tüyü yanımı, seninle birlikte bıraktım. Atla git. Küçükken ayağıma basan atla birlikte başladı belki de acıyı sevme halim… Bilirsin, atları hala çok severim. Ruhuma kodlanmış gibi küçüklüğümden beri. Peşimi bırakmayacağını anlayınca sevmeyi denedim. Sonra alışkanlık oldu, ben onun peşini bırakamaz oldum. Acı dediğin mutluluktan daha gerçekti ömrümün çoğunda… Mutluluğumu unuttuğum çok olur. İyi şeyleri kulak arkası ederim de hüzün denizinde boğulduğum zamanlar gölge gibi izler beni… Güzelliğim çok can yaktı. Canım çok yandı. Bir suçtan müebbet yemiştim sanki… Güzelsem aptaldım. Güzelsem anlamazdım. Güzelsem sevmezdim. Kılıf benim değil ki içine koymuşlar kullanıyorum işte! Görülenden daha gerçektim. Uyum sağlamak için kalıplara girmeye çalıştım. Giremeyince yine kötü oldum. Ben bendim, ben buydum. Kendimi geliştirmek, kendime öğretmek, kendimi büyütmek için attığım her adım “dünya onun etrafında dönüyor sanıyor” diye yankılandı. Doğruydu. Bu benim dünyamdı ve dünyam benim etrafımda dönüyordu! Başkalarının söylediklerinin hayatımı şekillendiremeyeceğini anladığımda 15 yaşındaydım. O yaştan sonra söylenen her şey bana sekip sahibine geri döndü. Otuz oluyorum. Yürüdüm, koştum, düştüm, kanadım. Kanattım. Ama hep kanattım. Çünkü özgürdüm. Hor görülünce uçtum. Çünkü hep uçtum. Ortada durmayı bilemedim. Dengem bozuldu. Yeni bir yıl diyorlar. İçimde hiç heyecan yok. Çünkü her günü yeniden yaşadım. Hayal kurmak için sayıların dönüşümünü beklemedim. Bilirsin, hayal de kurmam zaten. Dedim ya, otuz oluyorum. Kaz tüyü yanımı, seninle birlikte bıraktım. Şimdi yollar sarp, sert ve keskin. Kendime atlar kadar duygusal ama bir o kadar da asil bir ömür diliyorum.
Hiç Bir Yere Sığamamak
Sıkışmış hissediyorum. Yeni taşınılan evde, odaya sığmayan L koltuğun bir parçası gibi. Ölümden korkmuyorum ama sıkışmışlık hissi ölümden beter. Ölüm beter değil aslında. Bir sessizlik anı. Ağaçtan yere düşen bir yaprak. Kuşun havalanırken çırptığı ilk kanat sesi. Uzaktan duyulan bir siren. Sahilde en yakına gelen dalga. Belki bir gökkuşağı. Belki aniden yağan yağmur. Bir kasırga. Sonra meltem. Sonra güneş. Doğrular beni yoruyor. Doğru yaşamak bir zorundalık gibi. Doğru yapmak kötü bir alışkanlık. Yanlış yapmayı özledim. Doya doya hatalı olmayı özledim. Umursamayı özledim. İçinden ölüm geçen şarkıları dinlemeye korkuyorum. Ölümden korkmuyordum oysa? Çünkü doğru olan, ölümden korkmamak. Doğrulardan yıldım. Korkuyorum. Yanlış yapmaktan korkuyorum. Yarın çok pişman olacağım şeyler yapmak istiyorum. Ama pişman olmak istemiyorum. Biraz hataya yerim yok mu? Biraz yanlış yapma şansım yok mu? Kusursuz olmaya çalışmak çok yorucu. Ben de artık sorun çıkartmak istiyorum. Anlıyor musun?
Kendime 18.Yaş Mektubu
Doğmak, büyümek, hep büyümek, büyümeye çabalamak gibi bir misyonumuz var hayatta.. "Belli bir yaşa geldik artık, yaşam kendi tekrarlarına başladı" diyemiyoruz.. Kaç yaşına gelirsek gelelim hep ilkler oluyor yaşamımızda.. Düşünsenize ilk nefesle başlıyor, ilk ağlama ile devam ediyor. Sonra ilk sözcükler, ilk adımlar, ilk okul, ilk ayrılık, ilk sinemaya gidiş, mesleğe ilk adım, ilk maaş, ilk terfi, ilk işten çıkış, ilk arayış, ilk sonlanış.. Ama bu döngünün sonu yok, yüz yaşımıza gelsek de hayatımızda hep ilkler olacak… Dünyada var olduğumuz ilk günü kutsuyoruz doğum günlerinde… Bugün benin doğum günüm, geçmişte bıraktığım kocaman kocaman yıllarım var. Mutlu, umutlu, coşkulu, ışıklı yıllar.. Hayal kırıklıkları, hayaller, özlemler, ayrılmalar, kavuşmalarla dolu yıllar. Kahkahalarla çınlayan, bir o kadar gözyaşları ile geçen yıllar. Paylaşarak güzelleşen, çoğalan yıllar. Aşkı, ailemi, dostlarımı bulduğum, onlarla yoğrulduğum yıllar. Kendimi ararken kaybolduğum, her seferinde yeniden bulduğum, buldukça büyüdüğüm, büyüdükçe aradığım yıllar.. Zamana, hayata, koşullara direndiğim, başkaldırdığım, mücadele ettiğim yıllar. Bazen yorulduğum, kendime kapandığım, kendimi dinlediğim, sonra yeniden, kaldığım yerden hayat yoluna yürümeye, koşmaya, sendelemeye devam ettiğim yıllar. İnsanları anlamak için durup defalarca düşündüğüm, anlayamayınca insanca diye geçiştirdiğim yıllar. Başkalarının dertlerini dert edinip onlarla çözüm bulmak için çabaladığım yıllar. Kendi sıkıntıları kendi kendime dağ yapıp altında kalacağımı anladığımda onları yine kendi kendime ortadan kaldırdığım yıllar... Ölümün acısına ve doğumun mucizesine tanık olduğum yıllar. Okuduğum, izlediğim, katıldığım, öğrenmeye aç bir çocuk gibi bilgiye saldırdığım yıllar. Koştuğum, ulaştığım, ulaşamadığım yolları düşe kalka, yara bere içinde devam ettiğim yıllar. Çocukluğumu, ergenliğimi ve olgun gençliği yaşadığım bugünlerde, geçmişe özlemle, geleceğe ümitle bakmam gerektiğini bana anımsatan yıllar... Çok değil 18 yıl olmuş hayata merhaba diyeli, bundan sonrası, bundan öncesini aratmamasını diliyorum. Bugün bir yanım sevinç, bir yanım hüzün… Doğum günleri duygusal ve kırılgan günler çünkü.. İnsan olmak belki de bu yüzden güzel. Kendi kendime "iyi ki doğmuşum, her şeye rağmen hayat çok güzel! " diyorum
Rakıdan
Yarınlara olan umudumuz herbir yarında daha çok tükeniyorsa,varlıklarından mutluluk duydugumuz insanlar artık yanımıza bile ugramıyorsa,müslüm baba bile hayattan göçmüş ve dertlerimize daha fazla tercüman olamayacaksa,vazgeçilmez oldugunu hissettiğinde ilk bizi o bırakıyorsa,hep daha kötüsü olmaz dediğinde dahada kötüsü oluyorsa,hep o yapmaz dediklerin tam olarak onu yapıyorsa,hep açık ol dediklerin ayaküstü seni uyutuyorsa,zor zamanlarda elinden tutmak yerine daha çok üstüne basıyorlarsa,bu nerde oldugunu anlaman için elinden geleni yapmışlar demektir.Bundan sonra senin tek yapman gereken 1 şişe rakıyı koynuna alıp fona güzel bir şarkı koyup gözlerinde tuzlu sular eşliğinde kimsenin görmediği biryerde ıslatman,çünkü burası dünya ve burda olanlar iyi insanlara göre biryer değil ama iyi ve sarhoş insanlara göre biryer
KADIN OBJE DEĞİLDİR
hemdem
Yaşam
En önemli şey aşk; onu doya doya yaşa! Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır? Van Gogh olmak nasıldır? İkinci Dünya Savaşı’na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Her gün şükret. Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın. Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri taş döşemiştir; kim bilir. Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme. Abart. Çoğalt. Parlat. Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikâyelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin? İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana