Bazen mutfaktaki en yüksek ses, boş bir tencerenin sessizliğidir. Cüzdan boş, hayaller duman olsa da; birbirimize olan bakışımızla en zengin sofrayı kuruyoruz. Sizce de sevgi, en zor günlerin en tatlı katığı değil midir? ✨
seen from T1

seen from Australia
seen from United States
seen from Belarus

seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from Australia

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Türkiye

seen from Australia

seen from Canada

seen from Canada

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Australia

seen from Germany

seen from Malaysia
Bazen mutfaktaki en yüksek ses, boş bir tencerenin sessizliğidir. Cüzdan boş, hayaller duman olsa da; birbirimize olan bakışımızla en zengin sofrayı kuruyoruz. Sizce de sevgi, en zor günlerin en tatlı katığı değil midir? ✨
Bu akşam 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivalinde "Koridor" Film gösterimini izledim. Ardından Emel Göksu'nun katıldığı çok keyifli bir sohbet gerçekleşti .
Ronî’nin Jüpiter’i
Dünya sustuğunda başladı her şey.
İnsanlar birbirini sınıflara, dinlere, kimliklere tıkıştırmaktan yorulduğunda.
Bir çocuk –adı Ronî idi– yıldızlara bakıp “Ben orada başka bir yer kuracağım,” dediğinde, evren başını çevirip ilk defa dikkatle dinledi.
Ronî’nin Jüpiter’i...
Bir düş değildi, bir karşı-dünya idi.
Kanla çizilmiş sınırların, acımasız para simgelerinin, ölü gözlü düzenlerin karşısında; hazla, mutlulukla, arzuyla yazılmış yeni bir alfabe gibi doğdu o gezegen.
I. Kapı: Doğru Tanrıyı Aramamak
Jüpiter’de tapınak yoktu.
Ronî, din yerine rüzgârı, peygamber yerine şiiri, dua yerine orgazmı koymuştu.
Her insan kendi tanrısını içinden çıkarırdı.
Biri gözlerini kapayıp içsel bir sükûnet bulduğunda tapınma başlardı,
bir diğeri bir sevgilinin ensesini öptüğünde kutsallığın eteğine dokunurdu.
Burada kimse diz çökmezdi.
Sadece ruhlar bir diğerine selam dururdu, çıplak ve dürüstçe.
II. Bedenin Altında Yatan
Ronî’nin gezegeninde beden sadece bir zarftı.
İnsanlar artık ten rengine bakmazdı, çünkü her ruh kendi rengini yayardı.
Ve o renkler sabit değildi:
Sevindiğinde sarı, özlediğinde gri, tutkuyla dolduğunda koyu vişne çalar ruhlar.
Kadın mı, erkek mi, non-binary mi?
Bunların önemi yoktu.
Sabah ne hissedersen oydu kimliğin.
Ve kimse sana nedenini sormazdı.
Çünkü özgürlük orada kanun değil, oksijen gibi doğal bir şeydi.
III. Para Diye Bir Şey Olmayan Zenginlik
Ronî para sistemini kaldırdığında hiç kimse fakirleşmedi.
Tam aksine, ilk defa herkes zenginleşti.
Çünkü insanlar bir şey “satmak” yerine, bir şey “vermek” ile tatmin olmayı öğrendi.
Bir aşçı, yemeklerini yapıp duvarlara yazardı:
“İsteyene, aç olana, güzel hissedene ücretsizdir.”
Bir müzisyen, sabahlara kadar çalardı sokaklarda;
kimin hoşuna giderse, onu sarılarak ödüllendirirdi.
Burada “en zengin” olan kişi, en çok mutluluğu bulaştırandı.
Ve hiçbir banka yoktu.
Sadece hatıralar biriktirilen “haz sandıkları” vardı.
IV. Cinselliğin Evrenle Dansı
Jüpiter’de sevişmek bir ibadet biçimiydi.
Ama kuralsız değil; tek yasa vardı: rıza.
İnsanlar göz göze geldiğinde, bir tını başlardı içlerinde.
Haz utanç değil, güzellikti.
Bir çiftin gecelik dansı, sabaha bir şarkıya dönüşebilirdi.
Bir öpücük evreni yeniden başlatacak kadar güçlüydü.
Kadınlar arzularını söylemekten korkmazdı.
Erkekler narinlikten utanmazdı.
Ve insanlar aşkı sadece bir kişiye değil, dünyaya yapardı.
V. Çocuklar ve Zamanın Oyuncağı
Çocuklar sabah yedi alarmıyla uyanmazdı Jüpiter’de.
Karneler, sınıflar, ezberler... hepsi geçmişin hayaletleri gibi unutulmuştu.
Bir çocuk yıldız tozundan heykeller yapardı,
bir diğeri yosunlarla konuşmayı öğrenirdi.
Ronî, eğitim yerine merakı koymuştu.
Ve çocuklar, “ne olacaksın büyüyünce?” sorusunu hiç duymamıştı.
Çünkü zaten oldukları şey her zaman yeterliydi.
VI. Ölüm ve Devam Eden Şeyler
Jüpiter’de ölüm yoktu, sadece dönüş vardı.
Bir ruh eğer gitmek isterse, rüzgâra karışırdı.
Belki bir ağacın yaprağında yaşamaya devam ederdi.
Belki bir sevdiğinin düşlerine uğrardı her gece.
Mezar taşları yoktu, ama bir yere oturup göğe baktığında birinin varlığını hissederdin.
Ronî şöyle yazmıştı bir kayanın üstüne:
> “Biz burada ölmedik. Sadece başka biçimlere evrildik.
Sevgimiz devam ediyor, tıpkı ilk öpücük gibi sonsuz…”
---
Ve Sen...
Ronî’nin Jüpiter’i bir masal değildi.
Bir manifestoydu.
Bir “ne olurdu eğer” değil, bir “neden olmasın”dı.
Sen şimdi bu yazıyı okuyorsan,
belki de çoktan yola çıktın bile.
Gözlerini kapat.
Bir derin nefes al.
Ve hatırla:
Jüpiter, senin içindeydi hep.
"Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı. Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir."
Suç ve Ceza, Dostoyevski
Collection of sketch Artfight attacks I did this past July.
In order:
RoW!Raphael(belonging to voidfulrevell) with Main!Kadin
@starmotte 's sona, Virgo
akaryocyte's Vani, Verquivano
sui_imi's Guardy
actuallyrea's Later
@mel4ncholyhill 's Vani, Cosmyths!
Sadece bir cinayet olduğunda sorgulanan toplumsal yapımız, ayda yılda bir hatırlanan kadınlarımız, etkileşim uğruna maskot olan hayvanlarımız, haksız yere parmaklar ardında geçen yıllarımız, toprağa gömülen heveslerimiz, yüzümüzden çalınan gülüşlerimiz, dalından koparılan çiçeklerimiz, boğazımızda kalan yudumlarımız, gözümüzden akan yaşlarımız, hiç sevilmemiş olan kalplerimiz, nefretle çalkalanan her bir hücremiz, yüzyıllar geçse de değişmeyecek zihniyetimiz... Hiçbiri ama hiçbiri azalmayacak, bitmeyecek. Aksine bunlara göz yumulduğu müddetçe bedensel veyahut psikolojik şiddet artacak. Rahatça uyuyabilen, vicdanı rahat olan herkesin ise yattığı yatak dikenlerle dolsun dilerim.
"Ahlak ve kadın deyince sadece kadından konuşan herkes ahlaksız ve namussuzdur."
Frida Kahlo