GENERATION X - PELİN AYBAY
II. Dünya Savaşı sonrası evlerine dönen Amerikan askerleri, savaşta aldıkları yaraları, hükümetten alacakları “G.I. Bills” adı verilen paralarla sarmaya çalışacak, eğitim alıp aileler kuracaktı. Savaş bittikten sonra ABD’de pek çok denge değişmişti, savaş sonrası girilen depresyon yeni toplum düzeni kurarken vücut sağlıkları yerinde olan fakat kuracakları hayat sağlıklı olamayan nesiller ortaya çıkarmıştı. “Baby boomers” adı verilen ve 1946-1964 yılları arası dönemi kapsayan yeni jenerasyon; sadece ABD’de hükümet destekli (!) 66 milyon bebeğin doğmasına sebep olacaktı. Bebekler doğarken gelişen sanayileşme ve dolayısıyla zaman-para-kültür etkileşimi, devlet desteği ve reklamlarla doğmuş çocukların ve o çocukların ailelerinin, aslında American Dream’i değil, post-modern bir savaşı yaşayacaklarını anlatıyordu.
Televizyonun insan hayatına girdiği dönemde yaşayan baby-boomers, reklamlarla ve savaş görüntüleriyle çelişkiler içine girmişti. Reklamlarda mutlu, çok çocuklu (en az 3 çocuk(!) ) ve iyi bir eğitim alan Amerikan ailelerini gösteren devlet, kontrollü biçimde savaşta azalan nüfusunun yerini alması için büyük bir nüfus artışı yaratmıştır. Baby-boomers her türlü haksızlığa, eşitsizliğe karşı savaşmak isteyen bir kesimden oluşuyordu. İşçiler, kadınlar, eşit maaş almak, demokrasi gibi konularda hassasiyet ve direniş gösteren kesim; greve veya savaş karşıtı olsalar da böylesi bir savaşa gözü kapalı gidebiliyordu. Vietnam, Kore ve II. Dünya Savaşı’nı gören kesimin çocukları olan baby-boomers jenerasyonu; Rock & Roll’a ve hippiliğe hayat felsefesi olarak bakıyordu, 1968’deki devrimsel hareketlerin temelini de bu grup oluşturuyordu.
Baby-boomers sonrası ortaya çıkan yeni jenerasyon pek çok açıdan kendisinden önceki kuşaktan farklılaşmış ve “Generation X” adını almıştı. 1965-1980 dönemini kapsayan x jenerasyonuna; yaşadıkları hayatlarla, bireyselliğe ve topluma bakış açılarıyla “Kayıp kuşak” da denilir ki kendisinden önceki dönemin politikliğini bu kuşakta göremeyiz. Ebeveynleri, kendilerine göre aileler kurmak için tüm gününü fabrikalarda harcayan kişiler olurken; gen.x, küçük yaşlardan itibaren kendi kendilerini yetiştirmek zorunda kalan bir nesildi. Kendilerini yetiştirmek, aile kavramına bağımlılık hissetmeden bireysel özgürlüğü açığa çıkarmalarına sebep olmuştu; bu bireysellik toplumsal konularla çatışmaya başlayınca da kendisini dışlanmış, yaşadığı topluma ait hissetmeyen, çalışmak zorunda kalmamak isteyen-çalışırsa da bulunduğu kurumla çatışma yaşayan ve ilişkiler konusunda sorunlu olan bireyler oluşmuştu. Çoğunluğu bu çatışmaların etkisiyle boşanan ailelerin çocuklarıydı ve evlilik-genel toplum dayatmaları gibi konulara uzak bakıyorlardı; kendilerini yenip evlenseler dahi bu evliliklerin büyük çoğunluğu boşanmayla sonuçlanıyordu. Baby-boomers döneminde patlayan evlilik ve doğum oranları, gen.x döneminde büyük bir azalış göstermişti. Şehir mimarileri değişip yeni dünya düzeni geldikçe, bulunduğu yere aidiyet hislerinde sorun yaşayan nesil, bu sorundan kurtulabilmek için kendini dış dünyaya kapatmış, tüm gününü anti-sosyallikle geçiriyor olmuştu. Çalıştıkları işler, az maaş ve saygı aldıkları, rutine bağlanmış, düşünmelerini engelleyen işlerdi, önceki jenerasyona göre daha iyi bir eğitim almış olsalar da yaşamayı istedikleri hayat diğer nesillerden farklıydı. Şiddet eğilimi, itaatsizlik, kendisinden önceki neslin yaşama amacı olan “büyük evler satın alıp, iyi işlerde çalışma” gibi fikirlere karşı çıkmaları onları toplum için tehlike arz edebilecek duruma getirmiştir. Pek çok şirket yıllardır “X jenerasyonunu motive etme yolları” adı altına çalışmalar, eğitimler düzenleyip kitaplar bastırmaktadır ki bu bile aslında gen.x’in karşı kültür ataklarını anlamamıza yardımcı olur.
İş onlar için aslında yapılmaması gereken şeydir, evlilik gerek duyulmayandır-bir şekilde evlenenler ise pişmanlıklar içinde boşanma yolunu tercih etmiştir, eğitim-fazlası önemli olmayandır ki sonunda hepsi kravat takıp ofis veya fabrika ortamlarında kendisini köleleştiren, makineleştiren sistemin çarkı olmaktan öteye geçemeyecektir. Palahniuk “Fight Club” ında bu konudan sıkça bahsederek insanları, daha da önemlisi gen.x kuşağını kendi hayatları hakkında düşünmeye itmeye çalışmıştır. Kendisiyle dövüşen filmin esas oğlanı ( filmi izlemeyen kalmamıştır artık bu cümleyi kurabilirim, izlemeyen de kaldıysa izlesin artık ayıp) pek çoğumuzun yapmaya teşebbüs edemeyeceği bir iç-çatışmaya girerek hayatında değerli sandıklarının değersizliğini ve tek değerli olanın hayatta kalması olduğunu zorlu bir süreç sonrasında da olsa öğrenecek ve öğretecekti. Diğer kuşakların yaşadıkları savaş, bu kuşakta yoktu; bu kuşağın savaşı kendisi ile olmak zorundaydı ve öyle de oldu. İçsel savaşlar pek çoğunu bunalıma, intihara itti; intihara kalkışamayanlar ise kalan hayatlarını toplumla ilişkisini en aza indirecek şekilde yaşamaya çalıştı. Tüketim çılgınlığı artarken ve her jenerasyondan insanı kapsarken, bireyin sürüklendiği açmazlık uzun soluklar sonunda bu çılgınlığa karşı çıkmasıyla son bulacaktı. “Baba-Tanrı” benzeşmesiyle büyüyen nesil, babaları bir süre sonra onları terk edip gittiğinde, Tanrı figürünü benimsemekte de zorlanacak dolayısıyla din ve toplum kavramlarından da uzaklaşacaktı. Hayatın bekleme odasında olduklarını düşünüp zamanını asgari ücretle çalıştıkları işlerde sonrasında da evde tv karşısında geçirenler, tv’de gördükleri reklamların etkisiyle yaptıkları alışverişlerle hayatlarını tamamlayacaktı. Televizyon, aileleri çalışırken onlara bakıcılık yapan şeydi; televizyon onların karakterini şekillendirendi.. bu yüzden bağlılıklarını koparamayarak medyanın onlara söylediklerine inanıp, medyanın öğrettiklerini yaşadılar. “MTV nesli” olarak büyüyen çocuklar, tv’de gördükleri kıyafetleri satın alacak fakat yaşları ilerleyince tektip yaşama karşı çıkacaktı. Kendilerinden önceki neslin cinsellik kavramı da onlara uymayacaktı… fakat bu uymama durumu neslin genel tembelliğinden olsa gerek, korunmadan olacağı için aids gibi hastalıklar da artacaktı.
Çocukluklarında evlerine girmek için kendi anahtarlarını kullanan, kendi yemeğini kendileri hazırlayan nesil olan gen.x; bilgisayarın hayatlarına girmesiyle de pek çok işi aynı anda yürütebilecek kapasiteye sahip olduklarını ortaya çıkarmıştı ne var ki bu kapasiteyi kendileri istedikleri zaman kullanma taraftarlarıydı. İletişim kurmadaki becerileri toplumla ilişki içinde olmama orantısıyla kayboluyor; bir süre sonra da onları teknoloji bağımlısı sanal bireyler haline dönüştürüyordu. Kahve ve sigara toplumu haline gelen nesil toplum alışkanlıklarını değiştirecek, kendilerine yeni düzen oluşturacaklardı. Etkilendikleri popüler kültürle birlikte yarattıkları düzende, kızgınlıklarını topluma bir şey katmayarak gösterme yoluna gideceklerdi. Toplumla çatışırken bir yandan da aile kavramıyla çatışan nesil, baba kavramının yıkıcılığını fark ettikten sonra tamamen aile kavramını yok sayıp, hiçbir kişiye veya topluluğa bağlılık duymadan kendi başlarına yaşama yolunu seçiyordu.
Uzun zamandır hem akademisyenlerin hem de sanatçıların dikkatini çeken kuşak, kendileri hakkında kitaplar yazılmasına ve filmler çekilmesine de sebep olmuşlardır. 90’ların gençlik parodilerini içeren filmler (Sex, Lies & Videotape ve Reality Bites bu filmlere 2 güzel örnek) artık 20li yaşlarına gelmiş kuşağın; eğitim hayatları sonrası düştükleri boşluğu, kuşak çatışmalarını ve karşı-kültür düşünceleriyle birlikte cinselliklerinde yaşadıkları sorunları da açıkça ortaya koyuyordu. Onlar zamanını nesneye dönüştürmek istemiyor, karşı-kültür’e bile inanmıyor sadece istedikleri hayatı yaşamaya çalışıyorlardı. Fast-food ve fast-sex, hayatın getirdiklerinden kaçma yolunu onlara açarken tüketim çılgınlığına kapılmakla kapılmamak arasında sorun yaşıyorlardı. Ailelerinin onlar için planladığı keskin hayat (marka kıyafetler, marka otomobiller, haftada 80 saati bulan kölelik, evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmemeleri uyarısı vs) onların düşündüklerine uymayacaktı; diplomalarını aldıkları işler yerine asgari ücret aldıkları vasıfsız işler yaparak hayatlarını geçirmek zorunda kalacaklardı. Hayatlarından mutsuz oldukları için küçük detaylarla tutunabilecek yer arıyorlardı: uyuşturucu, müzik, yemek ve seks. Pek çoğunu günlük hayatın rutininden kaçıran ve anlık mutluluklar veren ayrıntılar bir süre sonra onları daha da mutsuzluğa itecek ve antidepresan toplumunun kapılarını açtıracaktı.
Kaçışlar, bunalımlar, düşünmemek adına tüketilen içki ve uyuşturucular, başarısız ilişkiler sonunda çöküş hissiyle dolan nesil, çözüm bulamadıkları konuları antidepresan kullanarak unutmaya çalışmışlardır. 90’lı yıllarda ivmelenen antidepresan kullanımı, gen.x’lerin gençlik dönemine denk gelir ki bunlar zaten tesadüf değildir. Kullanılan antidepresanlar, onları uyuşturmuş, uyutmuş ve etraflarını net bir şekilde görmelerini engellemeye başlamıştır. İçinde bulunduğu durumun zorluğunu, kendilerine olan güvensizliğin etkisiyle aşamayacakları hissine kapılanlar, uzun yıllar boyunca bu ilaçları kullanmaya devam edecek fakat sorunlar üstü kapatılmış gibi dursa da hala sorun olarak kalacak-hatta ve hatta büyüyecekti. Çözümün, mucizenin kendilerinde olduğunun farkına varamadıkları için, işyerlerinde, okullarda kendilerine yapıştırılan “Başarısız, beceriksiz” sıfatını kabullenenler; evlilik yaptıklarında sorunlarını daha da arttıracak ve çocuklarını daha büyük bunalımların içine sokmaktan kaçamayacaktı. Toplum dayatmalarını birkaç başarısızlıktan sonra kabul edebilecek duruma gelen kesimin harici; bir de bu dayatmalara karşı çıkan kesim vardı ki şiddet eylemleri (girilen bunalımlar sonucu okulu tarayan öğrencilerden, ailesini öldürenlere) artacaktı.. İstedikleri sadece insani bir şekilde; zorunluluk, aidiyet, aşağılanma olmadan yaşamak olan nesil bunları elde edebilecekleri bir dünyada yaşamadıkları için kaotik durumlarda hayatını tamamlama evresine gitmiştir.
Tüm jenerasyonlara baktığımızda savaşlardan nasibini almamış ama şizofrenik biçimde kendileriyle savaşan nesil olan gen.x, pek çoğumuzun ait olduğu sorunlu nesil olarak tarihteki yerini almıştır. Gelişen ve değişen toplum-toplum kuralları, artık düş kurmaktan vazgeçseler dahi zamanında düşlerini kurdukları toplumla çelişiyor ve bir şekilde bu çelişme içerisinde birey ufalanıyordu. Şiddet ve bunalım hem dost hem de düşmanlarıydı ki bu bunalımlar sonucu dengeler hiç de iyi olmayacak bir yönde değişecekti. Sorumluluğu atabilecekleri nesil kendilerinden önceki nesil gibi dursa da aslında sorumluluğu atabilecekleri kurum ve kuruluş; devlet ve medya idi. Devlet istediği zaman doğum oranını patlatmış, yeterli / kaliteli iş ve fırsat tanımayarak, onları kendilerine sorun çıkarmayacak bir konuma sokmaya çalışmış, medyayı aracı kılmış; MTV gibi kanallarla gençlerin hayal ve düşünme gücünü sınırlamıştır. Tüketim ve teknoloji çılgınlığı bireyi yalnızlaştırırken, devleti rahatlatmıştır. Yapılabilecek tek şey tüm dayatmalara karşı çıkarak benlik kavramını ortaya çıkarmaktır ki nesil bunun farkına okudukları kitaplarla ve izledikleri filmlerle varabilme noktasına gelmiştir. Gençliklerini bir şekilde fetretle atlatsalar dahi, yavaş yavaş kendi 68 devrimini oluşturup, karşı kültür kavramını doğurmaya başlayan gen.x, medyanın kendilerine sunduklarını artık kabul etmeme aşamasına gelmiştir.. Devletlerin korktuğu underground hareketler bu nesilde bireysel olarak ortaya çıkmıştır ki, devletler için en tehlikelisi de bu olmaktadır ve yaşanılan bunalımlar ne olursa olsun, gen.x; içinde yumurta olan sandviç neslidir… ve yumurtanın artık kokmaya başladığının farkına varıp nesli sandviçlikten kurtarma çalışmalarına, kendilerinden sonraki nesil olan gen.y’ye bireysellik hakkı vererek başlamışlardır.