‘’İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.’’
Monterey Bay Aquarium

JVL
Sade Olutola
Alisa U Zemlji Chuda

⁂

#extradirty
Xuebing Du

tannertan36

Product Placement
wallacepolsom
art blog(derogatory)

祝日 / Permanent Vacation
Mike Driver
d e v o n
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

Kaledo Art
noise dept.

No title available
Cosimo Galluzzi
h
seen from United States

seen from France

seen from South Africa
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Brazil

seen from Canada
seen from United States

seen from Georgia
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
@bikadehay
‘’İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.’’
Rüyamda gördüm yine seni, sabahım uzun zamandır ilk defa güzeldi
Bazı Nefretler Büyük Tutkuların Eseridir
Hissediyorum. Terli ve sırılsıklam sırtında basit bir karıncalanma hissediyorsun. avuçların nemleniyor, derin bir nefes alıyorsun, göğsünde ismini bulamadığın eksik bir ağrı var. Çırpınıp duruyorsun. Çoraplarının içinde sonbaharın soğuğundan muhafaza ettiğin ayakların buz kesiyor. Güm! Bir yumruk boğazına duruyor, ince bir kağıt gırtlağını kesiyor. Tuzlu bir yanma, loş bir çığlık.
Varlığının manevi kaburga ağrıları, ömrünün en lacivert gecelerinden birine yavru bir sarmaşık gibi tutunuyor. Karıncalar yürüyor dilinin ucunda, bayat bir fahişe zevki, kuytu bir kadın nefreti ve kalbinde Sünni mahallesinde tutsak bir Yahudi korkusu. Bazı nefretler büyük tutkuların eseridir.
Boş bir odada telefon bekliyorsun, izliyorum. sırtını duvara vermişsin, hissiz ve halsizsin. Gözlerimde yarısı bir Türk Musikisinde geriye kadar çekilmiş nahoş bir perde var. utanıyorum. Çırılçıplaksın, bir karyolaya başını yaslıyorsun ve zihninin çıkmaz sokaklarında ürkek adımlarla çocukluğunu arıyorsun.
Parmakların ince, uzun ve halsiz. belki biraz da tehditkar, ne de olsa hırçın ve öfkeli bir kadınsın sen. Kendi imparatorluğunun celladısın, kimse tarafından tanınmasa da bir diktatörlüğün var ukala hatıralarında.
Gözlerinde akşamdan kalan ıstırabın simetrik yorgunluğu duruyor, saklama! halsizliğin bir kasım türküsünde sanki göçmen kuşlar gibi kayboluyor. Gözlerin kokusunda kaybolup da iki dudağının arasında bir hiç olduğun adamdan ötesini görmeni engelliyor. Tutsak ve çaresizsin.
Bir sigara daha sarıyorsun, ayağa kalkmak istiyorsun, kalkamıyorsun ve düşüyorsun. Bir kez daha… Bir kez daha deniyorsun.
Sağ baş parmağın karyolanın ahşap yanlarına takılıyor ve kanıyor. Ah, kanın nasıl da zehirli, nasıl da varlığının iç bükey ağrılarının lezzetiyle dolu! Senin acılı ve ıstıraplı gözlerin, benim en güzel manzaram, bak bana… Çaresiz, yorgun ve bıkkın halini görmek itiyorum
Düşün, çocuk gibi zıpladığımız bayramlar ve durup düşündüğümüz süveyda geceler var dilinin ucunda. Anlat, nasıl da kaybettin geçmişini. Parlak bir çanta, ihtişamlı bir parfüm ve baş parmağından uzun topuklu bir ayakkabı uğruna nasıl da kaybettin bütün geçmişini. Zevkini dilinin altından atamadığın günah geceleri, kim bilir şimdi pişmanlığın hangi rengiyle dilinin altında. Ukala ve bomboş bir kadınsın. Ömründeki hiçbir lezzet ve hatıra anlık ıstırabını bastıracak kadar cesur ve güçlü değil.
Ellerini uzat, enkazsın şimdi, dizimin dibindesin ve tenin kokusu burnumun ucunda. sanki cayır cayır yanan bir Beyrut’sun, sanki alevlere teslim bir Ermeni mahallesi. Çığlık atan bir martı, utangaç körpe bir çocukluk. Bak gözlerime, nasıl da yerlebirsin, görmek istiyorum. Tuzlu gözyaşlarına dokunmak istiyorum.
EMRE
Seni ilk tanıdığım haline aşığım,son tanıdığım haline ise kırgın...
Kırgınım
Ait değilim bu dünyaya
Yorgunum
Fakat duy diye sesim gür hala
Kaç şarkı, kaç şiir seni yazacak satırlarca?
Yoksun ya, dünya yıkılsın üstüme canım yanmaz.
Başından beri inanarak yürüdüğüm yolda, kaybolduğumu anladığımda yol kenarındaki çiçekleri toplamaya başladım. Kaybolmanın da baharı vardır..
Bu gün bir videona denk geldim güldüğün saçların uzamış kıvırcıkta çok yakışmış boyamışsın kokusuna doyamadığım o güzel saçlarını biraz gözlerim doldu ama mutlu ol seni hala ilk gün gibi çok seviyorum zeynebim...
“Özledim… Çok özledim… O kirpik hala bende sevgilim.”
— Cem Adrian - O Kirpik Hala Bende Sevgilim
“Ayıptır söylemesi ama, hala hasretim sana. Keşke herşey söylendiği kadar kolay olsa. İçim yana yana hasretim sana.”
Geçeceğini bende biliyorum, ama senden kalan son şeyin de geçip gitmesini istemiyorum.
"Ay benim, gece senin... " diye eşlik ettim şarkıya güçsüzce sol gözümden ufak bir damla yaş akarken.
Onur elini uzattı, elimi tuttu ve bana sessizce fısıldadı:
"Ay bizim... gece de bizim Zeynep... " ♥
Rüyamda seni gördüm orada bile benim değildin.
“Giden her zaman kaybedermiş, kaybettin mi?”
—
"Tage vergehen, Jahre vergehen,
Alles vergeht, Freunde kommen und gehen,
Alles schon okay, was dir bleibt, bist du nur selbst"
Sarhad - Sinne
“Weißt du, dass man Sehnsucht auch Liebe nennt, weil man den vermisst, durch den man die Liebe kennt”
— Mudi
“Sen hâlâ kalbimin en güzel odasındasın, bütün gün sana kızıp küssem bile gece uyurken üstünü örtüyorum.”
“Acılarla, kederimi; sinirimi, öfkemi üzülürsün diye senden gizledim...”
...çocuklar gibi küstüm bende...