Hayyam'dan Bir Soru
Rengarenk dünyada bir adam gezer, ne zengin, ne fakir, ne mümin, ne zındık, hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez, hiçbir yasağı tanımaz… Bu alacalı dünyada kimdir bu adam, cesur ve üzgün?
noise dept.
sheepfilms
No title available
Phantogram Three
The Bowery Presents
Sweet Seals For You, Always
The Bright Sessions
h
🩵 avery cochrane 🩵
d e v o n
tumblr dot com

roma★
occasionally subtle
Fieri Frames

#extradirty

ellievsbear

Love Begins
Show & Tell
Sade Olutola
Keni

seen from Bahrain

seen from Venezuela
seen from United States
seen from Poland

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Japan

seen from Malaysia
seen from Russia

seen from Russia

seen from Malaysia
seen from Norway

seen from United States

seen from Germany
seen from Malaysia
seen from China
seen from Malaysia
seen from Russia

seen from T1
seen from Philippines
@binnasihat-blog
Hayyam'dan Bir Soru
Rengarenk dünyada bir adam gezer, ne zengin, ne fakir, ne mümin, ne zındık, hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez, hiçbir yasağı tanımaz… Bu alacalı dünyada kimdir bu adam, cesur ve üzgün?
Muhteşem düet. Sesi kısan bizden değildir.
"Sürü insanı -sözüm ona- "barışsever", "köşesiz", "iddiasız", "saygılı", "yiğit", "dürüst", "sadık", "güven dolu", "fedakar", "anlayışlı", "yardıma hazır", "çalışkan", "asketik"tir; "başkalarının haklarına saygı gösterir", "söz dinler", "kıskanmaz", çıkarının peşinde koşmaz". Ama bütün bu özellikleri ve bu türlü tutumu, sürünün teklerine, kendi gibilerine, bu sözlere aynı anlamı veren kendi gibilerine karşı böyledir. Bütün bu özellikler ancak sürünün içinde "işler". Sürünün dışında olan, kendi gibi olmayanlara karşı ise düşman, egoist, acımasız, amansız, ölçüsüz, iddialı, yırtıcı, korkak, eğri ve kıskançtır; kendini gizler, öç almak ister, onlara boyun eğdirmek ister, onlara karşı "dürüst" değildir." Friedrich Nietzsche
Seni Bilmem Ama
Seni bilmem ama benim atalarım maymun değil ehhehhehhhhehhehe. Çok mu komik? Ben hiç duymadım ki bir kıtanın maymunları toplanıp başka bir kıtanın maymunlarıyla savaşmaya, dişi maymunlarına tecavüz etmeye, malllarını mülklerini ele geçirmeye gitmiş. Hiç kırmızı popolu maymunların kalkıp bizim geri kalmamızın sebebi sarı popolu maymunlar diyip soykırım yaptığını siz duydunuz mu? Hiç bir maymun sürüsünde, sürünün bir kısmı yiyeceklerin %90'ına sahipken diğerlerinin %10 unu paylaştığını, sürünün içinde herkese yetecek kadar yiyecek olmasına rağmen açlıktan ölen maymunların olduğunu duydunuz mu? İnancını yaymak için diğer sürülere saldıran bir maymun sürüsü varsa onu da cehaletime verin. Düşünememelerine rağmen bizden çok daha iyi ve kaliteli toplumlar kurmuş olan nice hayvan türünün varolduğu gerçeği ortadayken belkide doğa (ya da sizin Allahınız) tercihini en yanlış türden yana kullanarak hepsine haksızlık etti. Utanılacak bir şey varsa, seni bilmem ama benim atalarım insan değil, olmamalı.
Ben'i Düşünmeye Başlamak
Düşünen insanların ilgisini en çok çeken konular çürütmeye en müsaid konulardır. Her düşünür de önce bu alanlara yönelir. Hakikatin varolup olmadığı, hakikatin ölçüsünün ne olduğu gibi aslında tarih boyunca yüzlerce kez çürütülmüş veya kanıtlanmış konuları tekrar tekrar ısıtır, tekrar tekrar sunarlar. Bunların temelde amaçları insanları düşünmeye okumaya yöneltmekmiş gibi görünse de, gerçekte orjinali kadar emek sarfetmedikleri düşüncelerinin kıymetini kendileri dahi bilmezler. Söyledikleri yalnız söylemde kalan, ilk acil durumda terkedilecek düşünceler olarak kalır. Her şeyden önemlisi düşünme bir disiplin işidir ve bu disiplin yalnızca zihinsel değil bedensel bir değişim doğurmaktadır. Bu gayet somut şekilde insanın ihtiyaçlarını değiştiren bir disiplindir. Bu disiplinin kendisi çoğu zaman disiplinin sonunda ulaşılacak bilgiden daha değerlidir. Başka bir değişle hakikat arayışı, hakikatin kendisinden daha değerlidir. Bahsettiğim insanların en büyük ortak özelliği, hakikat arayışlarını hakikati bulacakları motivasyonuyla hatta mutlak inancıyla yapıyor olmaları. Bunun yanlış bir kabul olduğunu en saf bakışlar bile görebilir. Düşünmenin manasını hakikati bulmakta görmek, menfaat ve karşılık bekleme disiplini içinde yetişmiş insanlar için doğaldır. Ancak o disiplin, söz konusu düşünmek, hele felsefi düşünmek ise beyhude bir disiplindir. Bu şekilde baktığımızda açık olarak gördüğümüz bir şey var: Düşünmemek ve ön yargılar ya da inançlarla hayatını sürdürmek bir yana, düşünmenin kendisini önyargı haline getirmiş azımsanmayacak bir kitle var. Ya da daha da kötüsü, düşünmeyi bulacaklarına inandıkları bir hakikat için bile değil, bir zat içinde bulundukları hakikatin savunması olarak kullananlar da mevcut. Ne hikmetse bütün felsefe tarihi bu insanların haklılığını anlatır hatta az daha araştırsa beklenen Mesih'in kendisi olduğunu bile keşfedebilir. Zaten aynı geleneğin dini referanslarla yetişmiş hemcinsleri şıhlık, şehlik hatta mehdilik iddalarıyla ortalarda dolanmaktadır. Ezkaza Muhammed geri gelip son peygamber olma iddasından vazgeçse, gönüllerinde yatan gerçek taleple ortaya çıkıp peygamberliklerini ilan edecek kişilerin felsefi düşüncede de hemcinslerini bulmak sık rastlanır bir durum. Buraya geldiğimden beri ben kavramını tekrar tekrar düşündüm. Tüm evrenin bir parçasıyken bütünün içinde bütünü farkında bile olmadan varoluşumuzu sürdürüken, o bütünün toz parçası kadar bir parçasında, dünyada, o parçanın da toz kadar bir parçası bütünden ayrılıyor ve "ben" diye konuşmaya başlıyor. Ben dediğimiz şeyin birzat kendisini, tanımsal olarak ne kadar tanımlasak da dil kalıpları içinde bir karşılığını bulmak güç. Ancak en azından "ben"in yansımaları, belki amacı ya da nedeni hakkında düşünmek konuşmak mümkündür ve bunu yaparken de kulaktan dolma kelimeleri nasıl olsa kelimenin tapusu yok mantığıyla peşpeşe koyma gevşekliğinden ve arabanın arka koltuğundan "geldik mi geldik mi" diye şöförü sıkıştırma misalı buldumculuktan kaçınmak, disiplin olarak ilk öğrenmemiz gereken şeydir. Not: Buldumcu kelimesi Türkçe'de yok ama ne dediğimi anladıysanız ufak da olsa dile karşı bir zafer kazanmış olduk. Aferim bize ne büyük başarı....
Mirke'nın Sabahı
Soğuk bir odada gözlerini açtı Mirke. Ne kadar süredir uyuduğunu merak ederek saate baktı. Yatalı henüz 4 saat olmuş. Gözlerinin içindeki yanma da gece az uyuduğunu kanıtlamaktaydı. Önce yatağın kenarına doğru kalkarak oturdu. Terliklerini giydi. Sanki kalkmaya çalışırken ayakları tutmayacakmış gibi duraksadı bir müddet. Ellerinin yardımıyla ayağa kalktı. Pencerenin yanına yürüdü ve perdeyi açtı. Pencerenin çıkıntısına bir güvercin konmuştu. Cam biraz sert açılıyordu, Mirke camı açmaya çalışırken güvercin kaçtı. Ciğerlerini bir nefesle doldurdu. Ellerini pencerenin çıkıntısına koydu. Yanan sağ gözünü sağ eliyle ovuşturdu. Ardından tekrar dışarı baktı. Gözleri dili dışarıda ve ağzından buhar çıkararak yürüyen yaşlı bir köpeğe takıldı. Bir nefes çekti. Nefesi önce yalnızca burnundan almaya başladı, ardından ağzını da hafif araladı. Ciğerleri dibine kadar hava ile doluyordu. Gözlerini kapattı. Güneş ışığı kapalı gözlerinin önünde kırmızı bir perde gibiydi. Esen ince bir rüzgar yüzüne vuruyordu. Arabaların ve insanların gürültüsü kulaklarına geliyordu. Bir süre bu şekilde düşüncelere daldıktan sonra gözlerini açtı. Mirke yataktan kalkıp, pencerenin kenarına gidip camı açtı ve camdan bakmaya başladı. Yaşlı bir köpeğin ciğerlerinden boşalan nefesi içine çekerek gözlerini kapattı. Şehrin uğultusu kulağına vururken mırıldandı: Neden hala nefes alıyorum?
Gazze sokaklarında top oynayan çocuklar
Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim.