- ربي ، لا تتركني وحدي. لأن قلبي مليء بالحزن.
"Rabbim beni yalnız bırakma. Zira kalbim hüzünlerle dolu.!🥀

oozey mess

★
dirt enthusiast
Xuebing Du

blake kathryn
Lint Roller? I Barely Know Her

JVL
noise dept.
Alisa U Zemlji Chuda
Peter Solarz
Cosimo Galluzzi
occasionally subtle

roma★
KIROKAZE

if i look back, i am lost

titsay
Sweet Seals For You, Always

JBB: An Artblog!

Janaina Medeiros
d e v o n

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Egypt
seen from Brazil

seen from Canada
seen from India

seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Russia
seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
@birmediineli
- ربي ، لا تتركني وحدي. لأن قلبي مليء بالحزن.
"Rabbim beni yalnız bırakma. Zira kalbim hüzünlerle dolu.!🥀
•İbn-i Arabi'nin duasına talibim: "Ben Allah'ın mülküyüm! Allah'ım sen sana ait olanı koru"
Zeyneb'in Olsaydım..
O’ndan önce söylenmiş tüm sözcüklerin anlamsızlığını bir kenara bırakıp sözcüklerimi onunla güzelleştiriyor, bastığı topraklara kurban olduğum efendimi anlatmaya çalışıyorum.
Mümkün değil, biliyorum. Bir insan, yaratılmış bir varlık ancak bu kadar sevgili olabilirdi. Asırlar sonrasında kendisine meftun gönülleri adı geçtiğinde ancak bu kadar hüzünlendirebilirdi.
Hiç görmedim seni Efendim, ama yüreğim öyle dolu ki seninle.Benliğimi öyle kaplamış ki sevgin. Yine benimde en büyük sevgilim senin sevdiklerin. Nefes aldığım her saniye varlığından haberdar eden Rabbime şükretsem yine azdır biliyorum. Onca zorluğa, acıya, zulme karşı nasıl böyle dimdik, nasıl böyle tutarlı, nasıl böyle mükemmel kalabilmiş beşeri bir insan diyorum. Sonra kızıyorum kendime. O değil miydi miraca çıkarken kalbi göğüs kafeslerinden alınıp altın taslarda zemzemle yıkanan, O değil miydi kendisine yapılan zulümler karşısında bile kızını, biricik Fatımasını teselli etmeye çalışan, O değil miydi başına pislikler saçılan, Taifte taşlanan. O değil miydi vatanından sürülen. Ve O değil miydi bunca zulme, bunca haksızlığa boyun eğmeyen. Güneşi ve ayı yanyana getirsenizde vazgeçmem diyen, vazgeçmeyen.
Ah Efendim, ah gönül bahçemde sulandıkça yeşeren, yeşerdikçe yaşamam için fırsat veren sebebim..
Öyle özlüyorum ki seni, öyle hasretim, öyle yalnızım kimsenin olmadığın dünyada. Keşke küçük bir kız çocuğu olup dolansaydım ayaklarına. Beni de sev Ya Rasulallah diye toz olsaydım yolunda, Taifte taşlandığında siper olan ben olsaydım ayaklarına. Toz değil, tozun zerresi olsaydım yolunda. Sen “öl” diye buyursaydın, ben başımı verseydim davan uğruna,dolu olup yağabilseydim sana zulmedenlerin başına. Haticenin zerresi olsaydım.Fatıman olsaydım. Zeynebin, Rukiyen olsaydım. Bir şey olsaydım.. Olsaydım da bu kadar anlamsız olmasaydım.Yansaydım, yakılsaydım da sensiz kalmasaydım.
Gitmeseydin, gitmek kelimesi eklenmezdi literatüre. Gitmek bu kadar anlamsız olmazdı. Herkes gitseydi de sen kalsaydın, kurban olsaydım yoluna da kalsaydın. Bilal’in gözünde bir damla yaş olsaydım senden sonra okuduğu ezanda. Vahşi gibi gizlenip bir yerlere, hüngür hüngür ağlasaydım Bilal her “MuhammedRasurullah” diyemeyip dizlerinin üzerine çöktüğünde..
Ebubekirin olamazdım da, Ebubekir’in zerresi olsaydım senin yolunda.. ”La Tahzen” deseydin bana da.. Üzülmeseydim, hep kalsaydın yanımda..Sen gitmeseydin de kalmasaydı senden başka hiçbir varlık bu dünyada..
Biricik amcanı kaybettiğinde ağlayışın vardı “Ne çabuk hissettirdin yokluğunu” diye. Ben kaç kere ağlayayım senin yokluğuna, kaç kere kavrulayım günahlarımın verdiği utançla.
Öyle hasret ki alemler sana. Çocuklar öyle öksüz ki, alemler öyle sahipsiz, gözyaşları öyle anlamsız ki..
Rabbim aldı seni amenna ama sensiz dayanılabilecek gibi dedeğil bu dünya. Bir kerecik görebilseydim seni, gözüm mübarek gözüne bir kerecik ilişebilseydi, ölsündü o zaman bütün kuşlarım, ruhumu bedenimden ayırıp önüne serselerdi bütün düşmanlarım..
Ahir zamanda yaşamak, genç olmak, gençliğe vakıf olamayanların arasında kalmak, gençliğe vakıf olamamak, Allah muhafaza senden bihaber olmak en büyük korku bugün. Mesele yanmak yada acı çekmek değil. Mesele ahirette mübarek yüzüne bakamamak. Abdest uzuvları beyaz olup, gönlü kapkara olmak. Senin içireceğin kevser suyundan mahrum kalmak.
Ah Efendim, nasıl isterdim yanında, yakınında olmayı.Yokluğunla değil, varlığınla kavrulmayı. İslamı senin yanında tanımayı, Senin yaşadığın zorlukları yaşayıp yine Sana sadık kalmayı, Sıddık olmayı.!Yüreğimdeki bütün kuşları öldürsem gelir misin benimde rüyalarıma, gecelerce gözyaşı döksem siler misin benimde gözyaşlarımı. Yollarına serilen dikenlere siper olsam, atılan taşların önünde dursam ufacık bir tebessüm gönderir misin bana mütebessim çehrenle? Onca günaha, onca batmışlığa rağmen Rahmet Peygamberi olur musun kararan yüreğime. Beni de ulaştırır mısın yüreğimde gizlediklerimi,yazdıklarım kadar yazamadıklarımı da bilen Rabbime.
Çıksam huzuruna, gelsem Ravzana, namaz kılsam yeşil halında okşar mısın benimde başımı. Görmezden gelir misin günahlarımı?
Biliyorum fakat yaşayamıyorum. Yaşadığın onca zorluğa rağmen sımsıkı sarıldığın dininin hakkını veremiyorum. Bunun için yanıyorum, yok oluyorum. Senin Ebubekirin, Hira dağın vardı. Ben sensizliğin acısıyla kimi dost edinip nereye sığınayım bilmiyorum.
Ey benim şefkat peygamberim, Ey yolunda tozun zerresi dahi olamadığım, adı geçtiğinde yüreğimde fırtınalar koparan Efendim… Yetimliği,öksüzlüğü üzerine en güzel yakıştıranım, Haticesinden sonra hüzün yılı yaşayıp,Ayşesinin üzerine titreyen efendim. Bugün sana dil uzatanların hakkından gelememek ne acı. Bugün adının geçtiği yerleri temizleyememek, sana layık yerler haline getirememek ne zor. Biz bugün imanın en zayıf noktası olan“kalbimizle buğz etme” aşamasındayız belki ama yine senin mübarek dudaklarından dökülen sözler çınlıyor kulaklarımızda.. “Bilmiyorlar Rabbim. Bilselerdi yapmazlardı” Bilselerdi yoluna başı feda binlerce gencin olduğunu, bilselerdi gönüllerin bu ateşle yanıp kavrulduğunu, bilselerdi alemlerin O’nun hatrına yaratıldığını,bilselerdi alemlere rahmet olarak gönderildiğini.. Yapmazlardı!
Görmedim seni belki. Ama görseydim taş olurdum Ebu Cehilin ayağına takılan, kıtmir olurdum kapından ayrılmayan, küçük kız çocuğu olurdum “Seni seviyorum Ya Rasulallah” diye peşinden ayrılmayan, deven olurdum mübarek bedenin dünyasını değiştirdiğinde kafasını duvardan duvara vuran, tozun olurdum mübarek ayaklarına dolanan, Hasanın olurdum, Hüseyinin olurdum.. seni görseydim efendim, mutlu olurdum.. Ama ben seni görmedim. Görmeden sevdim. Yanarak sevdim. Adın geçtiğinde yutkunarak sevdim. Yüreğimdeki hasreti her geçen gün biraz daha büyüterek sevdim. Ben sevmeyi Seninle güzelleştirdim. Seninle mana kazandırıp, seninle anlamlaştırdım. Bugün akan tüm gözyaşlarım sevgine layık olabilmek için.. Yaşadıklarından çok,verdiğin mücadeleye, vazgeçmeyişine, asırlar öncesinden bize kardeşlerim diye seslenip gecelerce dua edişine ağlıyorum.
Senden bahseden kelimelerin güzelliğine sığınıp, Senden önce söylenmiş tüm sözcüklerin anlamsızlığını bir kenara bırakıyorum. Yokluğunla kavrulup varlığına şükrediyorum.. Seni çok özlüyorum..Salat ve Selam sana olsun Efendim..
Bi yürek kavrulurken nasıl bu kadar güzel kokar?
Efendimizin hasretle beklediği Zeynebi olasınız inşaAllah. Rabbim razı olsun..
Mübarek dudaklarından dökülen her söze aşığım ya Resulullah 🌹
“Eğer yürekler yolculuğa çıkabilseydi, Kalbim Sana doğru hızla uçardı.”
Kadının biri Hasan-ı Basrî’ye (rh.a) gelir ve şöyle der:
-Benim geç bir kızım vardı, vefat etti. Onu rüyamda görmeyi çok istiyorum. Kızımı rüyamda görmeme yardımcı olacak bir şeyleri bana öğretmen için sana geldim!
Kadına, kızını görmesini sağlayacak bir şeyler öğretti ve kadın da kızını rüyasında gördü. Kızının üzerinde katrandan bir elbise, boynunda bukağı, ayaklarında pranga vardı. Durumu Hasan-ı Basrî’ye (rh.a) haber verdi, o da bu duruma üzüldü. Aradan zaman geçti, bu sefer Hasan-ı Basrî’ye (rh.a) kızı rüyasında cennette gördü. Başında bir taç vardı ve şöyle dedi:
-Ey Hasan, beni tanıdın mı? Ben, sana gelerek şöyle şöyle ricada bulunan kadının kızıyım!
Hasan-ı Basrî (rh.a), “Seni bu duruma getiren nedir?” diye sordu. Kız şu cevabı verdi: “Adamın biri mezarlığın yanından geçerken Hz. Peygamer’e (صلى الله عليه وسلم) bir defa selâtü selâm getirdi. Biz beş yüz elli kişi mezarlarımızda azap görmekteydik. Bunun üzerine, “Şu adamın getirdiği selâtü selâm hüremetine bu kabirdekilerden azabı kaldrın!” denildi.
Kıssadan alınacak hisse: Güzel ahlâk sahibi bir kişinin mezarlıktan geçerken Resûl-i Ekrem’e (صلى الله عليه وسلم) getirmiş olduğu bir salavat sayesinde bunca günahkâr affedilirse; acaba elli sene boyunca devamlı salâtü selâm getiren kişinin kıyamet günü O’nun şefaatine erişmemesi düşünülebilir mi?
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد
Medine'nin kızgın güneşinde, mescidinin avlusu çok ısınırmış ya Resûllah. Sana gelenler avluna çıplak ayakla basarmış, Senin hasretinden onların ayakları hiç yanmazmış ya Resûlullah.. Medine'nin güneşi çok sıcak olurmuş. Sana gelenler, hasretinden hissetmezmiş ya Resûlullah…
Resûlullah صلى الله عليه وسلم şöyle buyurur:
“Cennete girdim, önümde bir ayak sesi duydum. Baktım Bilâl’in ayak sesleri imiş. Cennetin üst derecelerine göz gezdirdim, ümmetimin fakirlere ve onların evlatlarına ait olduğunu gördüm. Cennetin alt tabakalarına baktım, buralarda zenginlerle az miktarda kadınların bulunduğunu gördüm. Rabbim’e bunun hikmetini sordum. Rabbim bana, ‘Kadınların derecesini iki kırmızı yani altın ve ipek düşürdü. Zenginlere gelince, onlar da uzun süren hesaplara meşgul oldular’ diye cevap verdi.
Sonra sahabilerimi aramaya başladım, Abdurrahman b. Avf’ı göremedim. Bir süre sonra ağlayarak yanıma geldi.
- Neden bu kadar geride kaldın, diye sordum.
- Ey Allâh’ın Resûlü! Sana gelinceye kadar öyle engellere karşılaştım ki, bir daha seni göremeyeceğim zannettim!
- Neden?
- Malımın hesabını veriyordum!
Abdurrahman b. Avf (r.a.) İslama ilk giren önde gelen sahabelerinden. Hep Resûlullah صلى الله عليه وسلم ile birlikte bulunmuş ve daha hayatında iken cennet ile müjdelenen on sahabeden biri olma şerefini kazanmış yüce bir şahsiyet idi. O aynı zamanda hakkında Resûlullah’ın صلى الله عليه وسلم, “Şöyle şöyle diyenler müstesnadır” diye istisna ettiği zenginlerden olmasına rağmen, yine de zenginliğinin bu derece zararını gördü.
The husband and I attended a talk last night by Sh Yaqub al-Dehlawi on implementing Islam into a Muslim household and the effects it has on the upbringing of children. The Sheikh mentioned many points illustrated with examples of hadiths and stories which he accumulated from his travels.
The Sheikh mentioned some very simple and beneficial points which we plan to implement in our daily lives inshaaAllah in order to safeguard our children.
• The impotence of creating an environment at home which is Islamic. Having Quran recitation playing in the background; reciting out loud so our children can hear, taking simply 10 minutes out of our day to discuss hadiths with one another, being loving and compassionate towards the members within our household and our neighbours. Our actions should be embodied through the etiquettes of Islam- having good character, our child should witness these things through our actions before our words.
• The responsibility of children outside the house. We should never assume that our children are ok- this is one of many of Shaytans whispers. Ask them daily what they got up to, make sure you check up on them, ask them who their friends are. Keep them protected by keeping them close with the masjids so that our children gain good companionship.
• Dealing with our children in the Prophetic manner. The Prophet pbuh was loving towards his wives and children, never did he oppress them. Express your love to your children, tell them that you love them! How many fathers shy away from saying ‘I love you’ to their kids? Speak to them in a nice and kind tone. Even Allah swt, when in the Qur’aan He states anything which is forbidden for us, He gives a reason for why it is forbidden so give reasons to our children when we are trying to explain something to them.
Most importantly- we need to be good examples for them. Fixing ourselves first will allow our children to lead by example. Sh Haitham once said- ‘The most important Tarbiyah for a child is for him to witness his father and mother showing love towards one another’. May Allah swt make our children the coolness of our eyes Aameen.
Haremlik selamlığın dayanılmaz hafifliği diye bir şey var bilir misiniz?
Misafir gelince, herkesi bir yere doluşturmazsınız. Kadınları bir yere erkekleri başka bir yere buyur edersiniz.
Çocuklar olduğu için, kadınlar genelde salona geçer.
Haremlik selamlığın özel bir dili ve ritüeli vardır. Herkes bilmez bunu.
Hanımlar çayları, ikramlıkları hazırlar. Evin hanımı yavaşça erkeklerin kapısını tıklatır. Erkeklere çay servisini, evin erkeği veya oğulları yapar.
Haremlik selamlık uygulanan evde erkek odun gibi oturup kadının misafire hizmet etmesini beklemez. Kalkar çayları tazeler. Sehpaları getirir, kaldırır. Mutfağa mutlaka girmek zorundadır.
Bardakları mutfağa taşırken, “Ortam müsait mi?” diye sorar.
Eşi görünmesin diye kapıyı kollar.
Haremlik selamlık İslam'ın bir güzelliğidir.
Haremlik selamlık uygulanan evlerin bir insicâmı vardır. Ne erkekler kadınların, ne de kadınlar erkeklerin sınırlarını çiğneyebilir.
O evlerde kadınların özel mevzularını dinleyemez erkekler. Şakalaşıp gülüşmelerini erkekler izleyemez. Veya kadınlarla şakalaşamazlar.
İslâm ihtimalleri hesaba katar. Haremlik selamlık ise kötü ihtimallere karşı kapıları kapar.
Mümin erkek ve kadınlar, gerektiği yerde usulünce konuşabilir fakat genel olarak haremlik selamlık kişinin duruşunu belirler. Mesafeleri korumak açısından önemli ve elzemdir.
“Zor ve sıkıntılı değil mi?” diye soran olursa: Kesinlikle zor değil.
Bilakis huzur verir.
İslâm dini fıtrata uygundur. Uygulaması zor değildir.
en güzel postlardan 🌸
Gönlüm senin olmadığın yerleri gurbet sayıyor..
Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın talebelerinden Abdullah er-Rûmi anlatıyor :
Birgün Ebû Hureyre Medine çarşısına gitti ve orada durup : " Ey çarşı halkı ! Gitmenize engel olan nedir ? " diye seslendi. " Hayrola Ebû Hureyre ! Neden bahsediyorsun ? " dediler. " Orada Peygamber’in ﷺ mirası taksim ediliyor, siz ise burada duruyorsunuz. Gidip de hissenize düşeni alsanız ya ! ". "Peygamberimizin ﷺ mirası nerede taksim ediliyor..?". " Mescitte..! "
Bunu duyan halk Mescid-i Nebevî’ye koştu. Ebû Hureyre onların geri dönüp gelmesini bekledi. Halk dönüp gelince : " Hayrola ne oldu ? " diye sordu. " Ebû Hureyre " dediler. " Mescide gittik, orada taksim edilen bir şey görmedik..! " . " Peki, Mescid-i Nebevî’de kimseyi görmediniz mi ? ". " Gördük ama, gördüklerimizin kimi namaz kılıyordu, kimi Kur’an okuyordu, kimi de helâl ve haram konularını müzâkere ediyordu.."
Ebû Hureyre onlara şunu söyledi :
" Yazık size ! İşte Muhammed ﷺ ‘in mirası bunlardır.!"
( Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat ; Heysemî, Mecma’u’z-zevâid )
A family on the way to ‘Id in Douma, Eastern Ghouta, Syria.
Do not forget them in your supplications.