Şimdi çıkıp ıslanmayacaksak, bir daha ki yağmur neden yağsın ki?
TVSTRANGERTHINGS
Monterey Bay Aquarium
taylor price
Claire Keane
One Nice Bug Per Day
Peter Solarz

Product Placement

Origami Around
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Cosmic Funnies
$LAYYYTER

❣ Chile in a Photography ❣
Game of Thrones Daily
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

shark vs the universe

祝日 / Permanent Vacation

#extradirty
Three Goblin Art

roma★
Stranger Things

seen from Malaysia

seen from United States
seen from New Zealand

seen from Chile

seen from Argentina
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
@biryeniay
Şimdi çıkıp ıslanmayacaksak, bir daha ki yağmur neden yağsın ki?
Bunca yıllık Adanalıyık böyle Allahsız görmedik.
Ermeni doktor Zori Balayan’ın Hocalı katliamında Azeri Türk kardeşlerimize yaptıklarını kendi çıkardığı kitabında itiraf etmiştir:
Hocalıda ele geçirdiğimiz bir eve girdiğimizde, askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğu çok ses çıkarmasın diye askerler çocuğun annesinin kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Başından, ensesinden ve karnından derisini soydum. Sonra saat tuttum ve Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından hayatını kaybetti. İlk mesleğim doktorluk olduğu için merhametliydim, bu yüzden de çocuğa yaptığım eziyetten dolayı mutluluk duymadım. Ama ruhum halkımın bir kısmının bile öcünü aldığı için gururluydu. Daha sonra, ölmüş Türk çocuğunun cesetini parça parça doğradık ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attık. Akşama kadar aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık.
…
Bir ermeni gazeteciden de şunu dinleyelim:
Katliamda öldürülen insanların yakılmasıyla görevli Ermeni grupla beraberdim. 2 Mart günü Hocalı’nın bir kilometre batısına, 100 civarında Azeri cesedini getirip yığdılar. Son kamyonda 10 yaşlarında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. O sırada, Tiranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öbür cesetlerin üzerine fırlattı. Sonra bütün cesetleri yaktılar. O sırada yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim…”
…
Şimdi de Hrant Dink denen soysuz, medya ve bazı kesimler tarafından korunmaya çalışılıyor. Benim soydaşıma bunu yapan bir ırka duyulacak sempatim de acıma duygum da yoktur !
Sonra Adanalılar niye sinirli?😤 Bu havada insan nasıl sakin kalsın😭
Kimler? Cumhuriyet'ini Namus Bilenler!
Düşeceğiz, kalkacağız , Türk doğduk Türk kalacağız!
BİR HASRETİN ADI “KIRIM” Tarih : 1944 yılı 17 Mayıs'ı 18 Mayıs'a bağlayan gece… Kırım Türkleri'ne, kızıl rus başı yoldaş(!) Stalin'in bir emri iletildi… İki saat içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları köyün, kasabanın, şehrin meydanında toplanmaları istenildi. Aynı gece Kırım Türklerinin evlerine zorla giren Kızıl ordu askerleri evleri terk etmelerini emrediyordu. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürüldü, direnenler ise öldürüldü. 3 gün içerisinde yaklaşık 180 bin Kırım Türk’ü hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarıyla 151 bini Özbekistan olmak üzere Rusya Federasyonun farklı bölgelerine sürgün edildi. Kırım Türkleri 18 Mayıs 1944 gecesi ebedi vatanları Kırım’dan hoyrat, hodbin ve bin bir türlü eza ve cefa çektirmelerle katarlarda, hayvanların dahi konulmayacağı yerlerde ‘tıkış-tıkış’ sıkıştırılarak ölüm vadisi Sibirya ve Orta Asya çöllerine bırakılıdı… Yaklaşık bir ay süren yolculuk boyunca 200 bin Kırım Türk’ünden soğuk, hastalık ve açlıktan 50 bini hayatlarını kaybettiler…Bu sürgünden yaklaşık 4-5 sene içerisinde açlıktan ve hastalıktan vefat eden soydaşlarımızın sayısı 100 Bini bulur… Dünya insanlığı için bir “Utanç Günü” olan 18 Mayıs 1944, zulüm altında olan TÜRK olduğu için gözardı edilir dünya ülkeleri tarafından… Kırım Türkleri sürgün edildikleri bölgelerde fabrika ve işletmelerin bulunduğu köy ve kasabalara yerleştirildiler. Uzun bir müddet son derece ağır şartlar altında yaşam mücadelesi verdiler. Birkaç yıl içerisinde açlık, susuzluk ve hastalık gibi sebeplerden göç eden nüfusun yarıya yakını hayatını kaybetmiştir… (Kemal Özcan Kırım Türklerinin Sürgünü ve Milli Mücadele Hareketi (1944-1990)) Bu arada Kırım’dan sürgün edilmesi unutulan Arabat Köyü’ndeki bütün Kırım Türkler'i 20 Temmuz 1944 günü eski bir geminin içine doldurulup, denizin en derin yerine gelindiğinde ambar kapakları açılıp gemi batırılarak katledildi… Bu zulüm; Üzerinden yarım asırdan fazla geçse dahi Kırım Tatar Türk'lerinin halet-i ruhiyelerinde derin travmalar bırakmıştır ve bu yara hâlâ kanayarak devam etmektedir… Kırım Türkleri'ne reva görülen bu soysuz ve insanlık dışı zulmün 71. yılında, hayatlarını kaybeden kandaşlarımıza Rabbim'den rahmet diliyorum… Zulmün 71. yılında katil komunistlerin, katil devleti sovyetlerin, katil diktatörü stalin'i ve yardakçılarını beddualar ile lanetliyorum! Ve diyorum ki; TÜRK bu zulmü unutmayacaktır! Kırım Türkleri'nin iki nesli “vatan özlemiyle” yaşadı, Rabbim'den dileğim üçüncü nesil bu acıyı yaşamaz… Sürgünden sonra Kırım'a dönemeyen, vatanından çok uzakta Paris'te sürgündeyken perişan bir hayat sürmüş ve 1947 yılında Sen nehrinin kıyısında cesedi bulunmuş Kırım Türk'ü Buğra Alpgiray'ın cebinden çıkan PARİS AKŞAMLARI şiirii ile yazıma son veriyorum… Türk Türk'e sahip çıksın, Tanrı Türk'ü korusun… Murat ÇALIK PARİS AKŞAMLARI “…Uyansam her sabah ezan sesiyle, Görsem Ayşe’ciği su testisiyle. Ninemi yaşmaklı namaz kılarken, Dinlesem dedemi Kur’an okurken, Başımı huşuyla yastığa koysam, Sonra toparlanıp yola koyulsam. Yahut günün şavkı vururken camdan Heybetli sesiyle çağırsa babam. Anam da “kalk yavrum aslanım” dese Tutup elleriyle omuzlarımdan O müşfik haliyle sarılsa öpse. Semaver kaynarken ocak başında, Dünya Türklüğünden, Türk tarihinden Bozkurt’tan, Turan’dan söz etse dedem, Sonra Türklük için eylese niyaz, Gözlerinden akan yaşını görsem. Evet yurdum uzak buradan çok uzak. Bir ferahlık yahut bir şey umarak, Düşerim yollara akşam üstleri. Hep böyle çaresiz yıllardan beri Her zaman ki gibi yorgun ve bitkin, Artırıp yükünü hasta kalbimin Her an heyecanlı gözlerimde yaş Görmek ümidiyle bir Türk, bir dildaş Dolaşırım Paris caddelerini, Yorgun akan Sen’i, köprülerin. Bir karakış vakti Sen kıyısında, Kafamın içinde TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ Ruhumu kavuran özyurt hasreti Böyle göçeceğim ebediyete Donmuş cesedimi bulup çöpçüler Defnedilmek üzere götürecekler Kimim ben ve neyim, ne bilecekler…” Buğra ALPGİRAY Not: Resim Kırım Türk'ü Rustem Eminov'un “Sürgünlük” adlı eseridir. Yazı http://muratcalik.com/238-bir-hasretin-adi-kirim.html adresinden alınmıştır.