Ancak kelimelerle gidiliyor ya da, kalınacaksa kelimelerle kalınıyor.

JBB: An Artblog!

❣ Chile in a Photography ❣
Not today Justin

No title available
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
art blog(derogatory)

#extradirty
Xuebing Du

shark vs the universe

JVL
No title available
styofa doing anything
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
AnasAbdin

izzy's playlists!
h
almost home
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Andulka
seen from United States

seen from Canada

seen from United States
seen from Paraguay

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from Netherlands
seen from United States

seen from Japan

seen from Estonia
seen from United States

seen from United States
@brcgltkn
Ancak kelimelerle gidiliyor ya da, kalınacaksa kelimelerle kalınıyor.
o cam kırıkları aslında yokmuş. o her şey senin beyninin içinde. sen o kapıyı açtığında talan bir sokak bekliyorsun ama her şey yolundaymış. yıkım çünkü beyninin içinde. çünkü savaş içinde. bombalar içinde. ölen çocukluk içinde. her şey. hepsi.
peki o acı nasıl öyle dışında neden öyle dışında ne şekilde hangi durumda kaç şiddetinde öyle sızlaya sızlaya. o acı peki nasıl düştü önüne, nasıl taktın ayağını nasıl öyle kapaklandın. nasıl anlamadı nasıl görmedi kimse. herkes oradaydı nasıl. kimse mi yani, çok komik. kimse.
sen bu yokluğun içinde, sen boşluğun içinde, kötülüğün içinde, sürekli kirlenen dünyanın içinde, bu tükenen çağın içinde, asla yetmeyen, hiç artmayan zamanın içinde. sen bu kadar acının içinde nasılsın?
bana rüyamda nasıl baktın. bunu anlatabilmek için dünyanın bütün dillerini öğrenmek istiyorum bana nasıl öyle çok aramış sonunda bulmuş gibi. ben bunu beynimde nasıl yarattım. ben seni beynimde hala nasıl bu kadar güzel ve temiz ve bembeyaz. ağlayamadım uyandım yastığımı çevirdim çünkü böyle gidersin sandım. ağlayamadım. saate baktım dört kırk. gidersin sandım.
kaburgam sızladı. etimden kemiğime saçlarıma tırnaklarıma dişlerime her milimetre. her hücre yaşayan burada olan her yanım. ben her güne bu sabah beni ne kadar dağıtabilirsin diye uyanıyormuşum. sen bu sabah şey yaptın, bak işte bu kadar. ayağımı yataktan sallayamadım. aferin canım, aferin.
o damarında dolanan kan seni rahatsız etmiyor. ama yerde gördüğünde nasıl tedirginsin bak. bazı şeyleri görmememiz gerekir çünkü. bu listeye yüzünü eklemememiz gerekir çünkü. lütfen öyle dağıtma artık benim toplayacak halim kalmadı. seni güzel hatırlamak için bazı geceleri unutmak gerekirmiş. bu senin benden çalışın değil benim ellerimle sunuşum.
sana anlatmakla duvara konuşmak arasında ağırlığı hep duvara verişim. sen o kadar yokmuşsun o kadar o kadar o kadar o.
delirmek o kadar kolaymış ki. sonra şey deyişin, ben o eşiği ne ara geçtim. çok aşıkmış senin aptal ayakların. yere basmadan geçtin.
lüt fen ar tık da ğıt ma bu ra la rı.
gerçek değil beynimde yarattım. o adam hiç olmamış hiç olmamış hiç olmamış ve hiç yok.
ama olsaymış. ama ihtimali çok güzelmiş. çok cennet. ama yok.
onca zaman çiçek verecek diye suladığın saksıdan sana bir diken peydah olmuş. çaresi yok seveceksin. gözünün nuru, elinin emeği var seveceksin. kırılmak yok, seveceksin. kanamak yok. sonra dönüp kendi omzunu öpeceksin. “üzülme artık sen de böyle olsun istemezdin.” senin yarana senden başka yarabandı yok. senin kanını senin ellerin durduracak. sen senin için. sen tek, o bir yerlerde çift, belki üç, belki dört, sen seninle tek. savaş bu yenilsen de ellerinle kendi kollarını seveceksin. “çabaladın olsun.” bu taraf yalın, o taraf çoğul, bu taraf sessiz, o taraf öfkeli, burası karasal, orası denize sıfır, burası hep yenik, orası hep kibirli. hep sevgiden acır sandığın ellerin sevgisizlikten acıyormuş meğer. bir şeyler anlayacaksın ama kalbin dinlemeyecek. bir süre bazı isimleri söylemekte zorlanacaksın ama ağzın vazgeçmeyecek. çok güzelsin çünkü inanmazsan başaramazsın. dizlerin aşınmış ayaklarını hatırlamak zorundasın. “sen bir dikeni okşayarak sevmeyi denedin.” barış hadi ellerinle, kanınla barış. kendini affedeceksin. sonra o yatakta sağa döneceksin, allahım diyeceksin annem gibi. annem gibi allahım lütfen. lütfen bana o güçten. dikenler rüyanda, annen rüyanda, ellerin rüyanda, kanlar rüyanda, ama her şey bitecek, öfke bitecek, sevgin kabına sığacak, kendini öptükçe uçuklayacak dudakların, ama ilaç yok, ilaç sensin, unutulacak, iyileşilecek, yol devam edecek, güneş aynı, gökyüzü hep. hatalarınla güzeldin diyecek ayna. geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek geçecek.
Geçecek…
Sen ve ben, bilmem ne desem.. öyle yürüyoruz işte gün-saat demeden..
Kalpten kalbe bir yol vardır, görünmez; diyor aşık. Yol gizli gizli..
Dünyayı göğnümce olacak sandım, diyor aşık.
“Hayatıma dair taşıdığım bütünlüklü kanaat, yalnızlığın bana ve az sayıda başka münzevi insana has nadir ve acayip bir fenomen değil, insani varoluşun merkezi ve kaçınılmaz bir gerçeği olduğu inancına dayanıyor artık. Her türden insanın anlarını, eylemlerini ve ifadelerini -sadece en büyük şairlerin kederlerini ve esrimelerini değil, aynı zamanda, sokaklarda insan sürüsü yanımızdan geçerken durmamacasına kulaklarımızı tırmalayan sayısız küfürlü, düşmanca ve hakaret dolu, güvensiz ve tahkir edici sert sözün gösterdiği gibi, ortalama ruhun muazzam mutsuzluğunu da- incelediğimizde, bence, aynı şeyden mustarip olduklarını görüyoruz. Şikayetlerinin ana kaynağı yalnızlık.”
— Thomas Wolfe, The Hills Beyond
BEN BU ŞİİRİ SANA YAZDIM..
Bir mide dolusu yalnızlık ve buz gibi bir sessizlik Ben bu şiiri kusarak yazdım kimseler temizleyemez Sabaha karşı ağladım ama hiç sesim çıkmadı Ben bu şiiri susarak yazdım dudaklarım kupkuru Ağır aksak bir ağrı bir gelip bir giderken Sen öylece oradayken ve ben yanına gelemezken Hırsımdan deli gibi olmayışına sarılıp Gıyabında öperek tüm jest ve mimiklerini Ben bu şiiri uçarak yazdım tüm yüklerimden kurtulup Uyudum sonra uyandım gelmedi bir daha uyku Müezzini duydum sonra Allah'la karıştı adın Meleksin ya o yüzden gözüm hep yukarlarda Tavanda ve bulutlarda ve arş-ı ala'nın dışında Başımın üstünde her yerde gözlerini aradım.. Ben bu şiiri sana yazdım sızayım diye rüyalarına..
Sabahattin Ali, 111 yaşında!
Sabahattin Ali 111 yaşında!
Türk edebiyatının en önemli yazarlarından #SabahattinAli, 111 yıl evvel bugün dünyaya gelmişti.
‘‘Anagapesis’‘ diye bir kelime vardır yabancı dilde. Anlamı ise ‘‘Daha önce çok sevdiğiniz birine karşı artık hiçbir şey hissetmeme’‘ durumudur.
“âdâbımuâşeret”
Bi’ zahmet!
Yere düşürdüğünüz biri tekrar ayağa kalktığında sizinle yanyana yürümüyor diye şaşırmayın, illa şaşıracaksanız kimseye tutunmadan kalkmasına, kalktıktan sonra sadece kendi yoluna bakmasına şaşırın; e bi' zahmet o yoldan da artık çekilin.
Karınca
Karınca
Ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum
kor dantellerden bu yolu, ormanın altına
yeter ki oku onu.
Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,
ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm
gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya;
katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.
Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.
Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.
Kim anlayacak bu kor işaretleri?
Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.
Ovada ve dağda saklı bir mavi için
düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı,
çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.
Kışa girdik kıştan çıktık
ama değişmiyor insan
karınca duası diyorlar ördüğüm yola.
(Yeryüzü Halleri'nden)
Ancak kelimelerle gidiliyor ya da, kalınacaksa kelimelerle kalınıyor.
sevgilim nasıl da büyüyoruz seninle; sanki günden güne bir boşluğu doldururcasına.
(via uykusuzayazilar)
Kuş seslerini duymuyorsun
Düdüklere koşullanmış kulağın
Gün batıyor görmüyorsun
Ay doğuyor sanane
Ferhan Şensoy/ Gündeste