Marmaris- Fenerbahçe rotamız bu şekildeydi:
Marmaris Martı Marina- Datça Marina- Turgutreis D marin-Kuşadası Setur Marina- Çeşme Marina- Ayvalık Setur Marina- Şarköy- Fenerbahçe Setur Marina
I'd rather be in outer space 🛸
hello vonnie
almost home
Mike Driver
macklin celebrini has autism

JBB: An Artblog!
RMH
wallacepolsom

ellievsbear
todays bird
Cosmic Funnies

JVL
occasionally subtle
NASA
Game of Thrones Daily
Stranger Things
sheepfilms
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Love Begins
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Mauritania
seen from United States

seen from Morocco
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Jamaica
seen from Bangladesh
seen from United States
@caponkaptan
Marmaris- Fenerbahçe rotamız bu şekildeydi:
Marmaris Martı Marina- Datça Marina- Turgutreis D marin-Kuşadası Setur Marina- Çeşme Marina- Ayvalık Setur Marina- Şarköy- Fenerbahçe Setur Marina
29 Haziran Çarşamba
00:00 vardiyası için kalktım ve biraz dalgalı Marmara Denizi açıklarında seyir ettik. Özellikle yanımızdan geçen tanker dalgası çok sarstı ama diğer gecelere nazaran çok korkutucu bir yol olmadı. Gün ağarırken yine devir yaptık. Uyandığımda artık Fenerbahçe Setur Marina görünüyordu. Nasıl bir mutluluk ve huzur anlatamam. Hızlı bir şekilde çay demledik ve sandviç yedik. Etrafı hızlıca toparlayarak işimizi kolaylaştırdık. Marina girişinde palamar desteği için bizi bekletirlerken hayalini kurduğumuz şampanyamızla ıslandık :)
F10 pontonunda bir yer gösterdiler, şimdilik buraya bağlanacağız. Kıçtan kara yanaştıktan sonra motorun susturma sesiyle birlikte yüzlerde gülümseme ve yorgunluk bir aradaydı. Elektrik ve su bağlantılarımızı yaptık. Herkes eşyalarını alıp tekneyi terkettikten sonra kardeşim Mügeyle tekneyi tertemiz yapıp rahatladık. Şimdi yıkanacak bir sürü eşya ve tekrar tekrar hatırlanacak bir sürü hatıramız var. Blogumu tamamlayıp yayınlamak için sabırsızlanıyorum.
Martı Marina’dan başlayan Fenerbahçe Marina’ya uzanan tekne yolcuğumuz burada sona eriyor. Limitlerimi görmem, korkularımla yüzleşmem açısından oldukça zorlayıcı bir macera yaşadım. Hem denizin sessizliği hem dalgaların yarattığı ve tekneden gelen gürültüler, hem gecenin karanlığının korkusu hem gün ağarırken içimi doldurduğu güven ve sıcaklık, hem seyir sırasında bilinmezlik telaşı hem motoru susturunca oluşan dinginlik ve huzur, hem 6 kişinin bir arada bulunması hem de yıldızların altında küçücük olma ve yalnızlık hissi..Her yelkenli tekne gezisinde olduğu gibi, bu gezimi de unutmayacağım.
Umarım size de bir faydam dokunuyordur.
Yeni maceralarda görüşmek üzere, hoşçakalın
17:00 de Şarköy’e vardık. Burda marina yok, balıkçı barınağı burası. Motora olta ve ağ dolanmaması için yelkenci arkadaşımız Berk bizi uyarmıştı, pervaneyi sürekli çalıştırmadan gaz verip boşa almak şekilde ilerledik. Daha önceden arayıp yer ve mazot konusunda destek alacağımızı bildiğimiz Abi bizi kıyıda karşıladı. Kıyıya 30 metre kala demirimizi attık ve kıçtan kara yanaştık. Denizin altı balçık olduğu için demiri sürümeden yığarak durmamızı tembihledi. Daha sonra bize mazotu ayarladı, 150 litre maot aldıktan sonra sahildeki Balık Dünyası diye lokantaya girdik ve yemeğimizi yedik. Ben yemeğin sonlarına doğru bayılmak üzere olduğum için direk kamarama geçtim. Korkmaz yola çıktıktan sonra sormuş beni Neşe içerde mi diye :)
Ben uyurken sis varmış ve transit alanından geçerken çok gemiyle mücadele etmek zorunda kalmışlar. İyi ki uyuyormuşum yine stres olurdum.
Bu kadar rahatlamışken biraz da şımarmayalım mı :)
En keyifli sürüş kahvaltı müzik, çanakkale köprüsü civarında oldu. Bir sürü foto ve video çekerek anımızı ölümsüzleştirdik.
28 Haziran Salı
Ayvalık girişi değişik bir yol, sancak iskele o kadar sığ ki, çok dikkatli bir şekilde sancak ve iskeledeki sıraya dizilmiş fenerlerin arasından gitmek gerekiyor. Gündüz gözüyle geçdiğimiz için herhangi bir sorun yaşamadık. Bence bu yolun gizemli bir hali var, bu girişi seviyorum. Ayvalık marina’ya yaklaştığımızda Plamar desteği için aradığımızda yer olmadığını ve bizi ancak manzarası kötü bir yere alabileceklerini söylediler.. Aslında bu dönemde tekneler çıkış yapıyorlarmış ve genellikle yer sorunu olmuyormuş, ama hava muhalefeti sebebiyle kimse teknesini yerinden oynatmadığı için bizi yeni marina inşaati olan yere aldılar. 10:25’te Ayvalık Marinaya giriş yaptık ve hemen çeyrek depo kaldığı için 138 litre mazotumuzu aldık. Çekek sahasına giriş yapıp iskeleden aborda olduk. Neyse ki elektrik bağlantısı verdiler ve hemen telefonlarımızı ve yedek pillerimizi şarja taktık.
Çok aç olduğumuz için Tostçular Çarşısı’na girdik ve olmazsa olmaz Ayvalık tostlarımızı yedik. Tekneye gidip biraz uyuyup dinlendikten sonra balıkçılar halinin hemen yanındaki balıkçıda Papalina balıklarımızı yiyip 20:30’da yola çıktık.
Gelen anonslar yüzünden Yunan sularına girmeden ilerliyorduk ama sadece midillli kuzeydoğusunda biraz giriş yaptık, Yunan bayrağımızı tokalıyıp ilerliyorduk, her şey yolundaydı ki, bir ara tekne otopilotta sapıttı, 180 derece geri döndü. Sonra manuel devam ettik ama b&g ekranı arıza verdi. Babakaleye yaklaşırken birden otopilot ekranı kapandı ve 360 derece tam tur dönmeye başladık. Hızı kestik ama dönüyoruz dümen dinlemiyor. Sonra aklımıza iki saat önce kıçtan attığımız balık oltası geldi. Tekne 180 derece geriye döndüünde dolanmıştık kendi balık misinamıza. İnşallah motora dolanmamıştır diye dua ederken, palangaya dolandığını farkettik ve seri bir hamleyle misinayı doğru yerinden kesip tekrar kontrolü ele geçirdik. Neymiş, o saatte balık oltası atılmayacak ve de gözümüz üzerinde olacakmış.
Yine bir panik yaşayıp kurtulup rahatlayıp gece vardiyasına geçtik. Babakalede minimum rüzgar alacak şekilde yola çıkmıştık. Bu sebeple öncesinde çok sopa yeriz diye korkmamıza rağmen herhangi bir dalga ile karşılaşmadık. Yalnızca tam 0 derece kuzeye ilerlediğimiz için rüzgar da tam pruvadan vurduğu için yüzümüze çok rüzgar aldık ve üşüdük. Çanakkale Anıtı’nı göremeden vardiya değiştirmek zorunda kaldım ben. Bir sonraki rotamızı Çanakkale Limanı olarak ayarlamıştık ama havanın güneşli ve denizin sütliman olması sebebiyle kararımızı değiştirdik ve gündüz seyri yapmaya karar verdik. Böylece bu gece vardiyası yok rahat uyku var. Mis gibi.
27 Haziran Pazartesi
Biraz yorgun uyanıp kalın yelken montumu ve can yeleğimi giyip seyre başladım. Müzik eşliğinde ilerlerken uykum açıldı. Zaten Doğanbey limanı civarında sancak apazdan dalga yediğimiz için tekne çok sallandı ama o karanlıkta göz gözü görmezken ve sadece fenerin yanıp sönen ışığı gözle seçilirken metanetimizi korumaya çalıştık. Ve en güzeli tam tahmin ettiğimiz gibi, hatta en korktuğumuz ve dikkatli olduğumuz Alaçatı bölgesinden çok sakin bir şekilde yol aldık. Hava zifiri karanlıkken yaptığımız rahat sohbete samanyolu galaksisi ve milyonlarca yıldız eşlik etti. Hava aydınlandıkça uykum geldi ve ilk defa 06:30’da Çeşme Marina’ya girerken ben kamaraya geçtim ve yattım.
Bir saat sonra marinada kahvaltı etmek için uyandım ve hep birlikte kahvaltımızı yaptık. Müge arkadaşlarıyla kite yapmak için Urla’ya giderken Seviller denize girmeye gitti. Biz de tekrardan uyumaya çekildik. Öyle güzel tertemiz esiyor ki marina terlemeden çok güzel uyudum. Acıktığım için uyandım ve elbette kumru yemeğe gittik. Akşam için Sinan Tektekçi Meyhanesinde rezervasyon yaptırdığı için güzelce süslenip yemeğe gittik ve gecemizi güzel tamamladık.
Hava durumuna bakarak 22:30’da çıkmaya karar verdik. Zor bir yolculuk değildi, yine gece vardiyasındaydım ama sanırım alışmaya başladım.
11:50 Kuşadası Marinaya giriş yaptık ve kahvaltı hazırladık. O sırada aynı pantonda bulunan bir balık avı teknesi ile sohbet ettik, oltamızın çok büyük balıklar orkinoslar için olduğunu, bu sebeple bu yem ile de avlayamayacağımızı anlattı bize. Mügenin hazırladığı sangriaları içerek biraz avlanma taktikleri anlattı ve bir iğne takımı hediye etti. Bizim daha küçük bir olta takımına ihtiyacımız varmış. Tabi motor gücüyle sürekli 6 knot hızda ilerlediğimiz için balık bize niye gelsin belli değil.
Teknenin ilk sahibi Serhan abiyle eşi Leyla abla aslında yola çıkacaklardı ama hava patladığı için marinada kalmaya karar vermişler, hemen ziyaretlerine gittik. Safari bizi heyecanla, Serhan abiler cintonik ve çerezlerle karşıladılar bizi. Onlara geliş hikayelerimiz anlattık, yine birkaç konuda fikirlerini aldık ve tecrübelerini dinledik. Bizi Türkiyede 2000 üyesi olan ADYK adına bir denizci grubuna soktular ve bayrağını hediye ettiler. Eğer bir sorumuz olursa o gruptan bize hemen yardımcı olabilecek bir sürü kaptan olduğunu öğrenince rahatladık. Başkalarının tecrübelerinden faydalanmak o kadar değerli ki böyle savuınmasız kaldığımız durumlarda.
Daha sonra yanlarından ayrılıp bayrağımızı hemen Fenerbahçe bayrağımızın altına tokaladık. Yine gece yarısı yola çıkacağımız için Ketchup adında bir restoran tavsiye edildiği için oraya gidip yemeğimizi, Alaçatı muhallebisinden ise tatlılarımızı yiyip kalktık. Bu sefer 22:00 civarında yola çıktık. Çeşme ve Sakız adası arasındaki rüzgarı tam kafadan aldığımız yeri en rüzgarsız şekilde geçirebileceğimiz saate göre geri sayarak seyir planımı yapmıştık. Önceki gece ben kullandığım için hiç uyuma imkanım olmamıştı, bu sefer uyuyarak başlamak istedim ama marinadan çıktığımız gibi öyle çok dalga vardı ki baş kamarada uyumak için çabaladığım yarım saat tam bir işkence oldu. Gıcır gıcır sesler, garç gurç teknenin bükülme sesleri içinde stresim çok arttı ve uyumamaya karar verdim. Biraz havuzlukta oturayım dedim ama sonra kıç kamarasında daha az dalgalardan etkileneceğim ve motor sesinden dolayı o teknenin ortadan ikiye ayrılma hissini yaşatan sesler olmadan bir saat kestirme imkanı buldum.
Sonra teker teker herkes uyandı ve Kuşadasına yaklaştık. Sadece burnu dönerken biraz rüzgar ama bu hiçbir şey değil. İki gün önceki 35 knot rüzgar ve dev dalga tecrübesinden sonra 19-20 knotlar sadece biraz panikletiyor beni. Elbette çok rahat değilim ama yavaş yavaş alışmaya başladım. Geceden dilimlediğim domates ve salatalıklarla beyaz peyniri sandviç ekmeğiyle buluşturup yol boyunca yedik. Mügenin hazırladığı kahve sayesinde de bizim yakıt ve su ikmalimiz tamamlandı. Yol boyunca Sevilin aldığı olta ile balık avlamaya çalıştık ama maalesef başarılı olamadık. Ya zamanlama, ya olta yanlıştı.(Fotoda oltayı ters tutuyormuşum sonra düzelttik:)
26 HAZİRAN Pazar
02:15 gibi uyanıp Kuşadasına doğru 02:40’ta yola çıktık. Marinalara giriş çıkışlarda palamar desteği çok işe yarıyor, çıkışı rahat yapmamızı sağlıyor. Yolculuk sakin başladı, dönüşümlü gece nöbeti tutalım dedik. Gece seyrini yapmamızın tek ve yegane sebebi o saatte rüzgarın minimumda olması. Minimum rakamlar 25 knotlar ama aralıklı şekilde. Gün ağarırken bizimkiler havuzlukta uyurken ben kullandım. Ben kullandım dediğim de autopilot sayesinde sadece yola dikkat etmek yeterli oluyor. Gece seyri sırasında telsizden sürekli anons geldi:
‘’Security security security burası Türk radyo. Tüm kaptanların dikkatine, 16 numaradan 67 numaraya geçin. Yunan karasularında tehlike arz ettiği için ve mayıs ayında bir tekneye ateş açıldığı için ateş hattına maruz kalmamak adına dikkatli olun, güvenlik önlemlerinizi alın. Haydaa, ben can yeleği mi giyeyeim yoksa kurşun geçirmez yelek mi? Neyin peşindeler bu adamlar. Fikrimiz var ama buranın konusu değil.
Rotamı tamamen Türk karasularında kalacak şekilde ayarlayıp ilerlemeye gayret ettim. Sonra hava yavaşça aydınlanmaya başladı. Güneşin doğuşunu izlemek çok büyük bir keyif. Her gün ne yaşarsak yaşayalım güneş tekrar tekrar doğuyor, karanlığı yavaş yavaş aydınlatıyor, karayı, dalgaları, denizi görerek ilerlememi sağladığı için umut doğuyor içime. Anksiyetemi bıçak hızıyla kesiyor. Daha sakin nefes alıp anın tadını çıkartmamı sağlıyor. Şükür etmenin önemini hatırlatıyor.
25 HAZİRAN Cumartesi
07:30 civarında uyanıp kahvaltımızı hazırladık. Yine çok güzel bir kahvaltı ile güne başladık. Ertesi gün erken yola çıkacağımız için mazotumuzu çalışma saatleri içinde tamamlamamız gerekiyordu. PO benzinliğine sancaktan aborda olduk ve tankımızı doldurduk. 67 litre mazot aldık ve tekrar yerimize geçtik. Ortalama 61 mil yol aldığımız düşünülürse, saatte 6 litre mazot yaktığımız kesinleşti. Ayrıca zodyak motorun da benzinini doldurduk. Baş pervanesinin rahatlığını da sancak tarafından abordalarken bir kere daha test etmiş olduk.
Hiç kullanılmamış olan zodyak botumuzun Suzuki motorunu takıp çalıştırmayı öğrendik ve yeke ile biraz kullanmayı denedim. Geçen senelerde kiraladığımız teknelerde kürekle zorlandığımız için motor büyük kolaylık olacak diye düşünüyorum ama Fenerbahçe Marina’da kullanmayacağımız gibi. Gelecek günlerde duruma bakarız dedik. Botu kullanmayı öğrenince tekrar motorunu çıkartıp kıça bağladık ve botu balon mandarı ile ön tarafa çektik.
Bodrumda bir beache giderek yorgunluğumuzu attık ve denize girip pinpon, dart ve langırt oynadık. 16:30 civarı yemeğimizi yedik ve taksi çağırtıp marinaya geri döndük. Dönüşte Korkmaz çantasını takside unuttuğu için yine panik yaşadık. Neyse ki beach clubtan çağırttığımız için şoförün telefon numarasını biliyorlarmış ve bıraktılar. Sürekli panik ve rahatlama hali yaşıyoruz burda. Hiç alışabileceğim bir his değil gibi geliyor. Marinada güzelce duş aldıktan sonra dondurmamızı yedik ve marinada deniz şortu tshirt gibi ufak bir alışveriş yaptık. Teknemize dönünce her şeyimizi topladık, halatları netaladık ve gece yarısı kalkmak için erkenden yattık.
Annemin sigara börekleri ve babamın aldığı hellimler ile sıcak yeni demlenmiş çay. Mutluluğu bir videoya sıkıştırdım.
Hazırlamayı da yemeyi de en sevdiğim öğünü paylaşmadan geçemezdim.
Buzlu rakı içmemiz için tüm ekipmanlarımız yanımızdaydı :)
24 HAZİRAN 2022 Cuma
07:30’da uyanıp iyi dinlenmiş olarak kahvaltı hazırladık. Annemin sigara börekleri ve babamın aldığı hellim peyniriyle bizim marketten aldıklarımızı birleştirip şahane bir kahvaltı yaptık. 08:19’te Shell den Volkan bey aradı ve tankerle geliyoruz diyince biz 8:35’te iki tekne arasına kıçtan kara yanaştık. Hem mazot aldık hem de ihtiyaç molası oldu. 167 litre mazot aldık ve 5017 TL ödeme yaptık. Bu fiyatlar da burda dursun. İleride okurken kim bilir neler düşüneceğiz. Sonuç olarak depo dolunca moralimiz yerine geldi ve gerçek rotamız olan Bodrum Turgutreis Marina’ya doğru yola çıktık. Yine başımıza geleceklerden habersizdik. Saat 14:36’ya kadar hava rüzgarlıydı ama dalga boyu bizi yormuyordu. Karidesli makarnamızı yedik, keyfimiz yerindeydi. Flok yelkenimiz açık motorla ilerliyorduk. Sonra Kos adasına yaklaştıkça dalga boyları artmaya başladı, tekne sallandıkça bir sancaktan bir iskeleden dalga yemeye başladık. Ve çok ıslandık. Bodrumu görüyor ama yanaşamıyorduk 5 knot ilerlediğimizi düşünürken dalga bizi 4 knot geri ittiriyordu. Yani 2500 devirde normalde 6 knot civarı ilerleyebilirken, hızımız 1 knot’a düştü. Gitmemiz gereken rotadan tamamen saptık ve tramolalarla ilerlemeye çalıştık yolu uzatarak. Dalgaları tam pruvadan almamak için sürekli manevra yapmak gerekiyordu. 35 knot rüzgarı gördük ve hepimiz yorulduk. Bir de formalite gereği Yunan bayrağını hisa ve mayna etmemiz gerekiyordu o havada. Hala can güvenliği açısından düşününce yapmasak olurdu diye düşünüyorum. Bir ara aşağı indiğimde yatak odasının kapısının altında su birikintisi gördüm. Kapıyı açınca ne göreyim? Yatak odamızın heçi tam kapalı değil, kilitlememişiz, her dalgada içeriyi su basmış. Yatak çarşaf kıyafetler sırılsıklam. Daha ne olabilir derken sıfır güneş bol gri bulutlar ne her yerimiz ıslak bir şekilde kaldık. Bodruma yaklaştıkça biraz rahatladık ama yine dalgalar çok şiddetliydi. 17:30 civarı Turgutreis D-Marin’e giriş yaptığımızda palamar bizi E pantonuna götürdü ve bağlandık. Karaya ayak basmak çok iyi geldi. Hemen Marina işlemlerini yaptık, elektrik ve suyumuzu bağladık ve ıslak kokpit minderlerini, çarşafları ve kıyafetleri puntellere mandalladık. Neyse ki yatağımızda su geçirmez alez varmış, yatak ıslanmamış. Alez bizi çok büyük bir dertten kurtardı çünkü güneş kurutmaya yetmeyecekti. Bir de misafir pantonunda olmamızın avantajı etfarımızda başka tekne sahibi yoktu. Yoksa çarşaflarla asılı teknemiz yeni işemiş ev balkonu gibi göründüğü için rezil olurduk. Tekneyi güzelce yıkadık ve biz de ıslak olduğumuz için hemen duşa girdik. Tertemiz duş ve tuvaletler bizi karşıladı. Marinayı çok beğendik. Akşam yemeği menümüzde yola çıkarken yoğurduğum köfteler ve salata vardı. Rakımızı içip keyif yaptık ve yattık. Bir sonraki gün Yunan adalarından Leros’a geçişimizi iptal ettirdik çünkü hava patladığı için marinadakiler bile çıkmamızı tavsiye etmediler. Bir gün konaklamayı iki geceye çıkararak Turgutreis Marina’da kalmaya karar verdik. Dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Bu arada yönetim binasındaki ve palamardaki çok yardımsever ve güleryüzlü insanlardı. Hizmet sektöründe böyle yüzler görmek o kadar özlediğimiz bir şey ki.
Sonra telsizden sahil güvenlik anonsu duyduk, kimlik bilgisi ve cep telefonu istediler. Korkmaz cep telefon numarasını verince cep telefonundan aradılar ve bir bot ile geleceklerini ve çekebilirlerse kıyıya kadar çekeceklerini, ama marinada yer olmadığı için alargada demir atmamıza yardımcı olacaklarını söylediler. Birkaç saattir nefesimi tutuyormuşum, derin bir nefes aldım. Herkes rahatladı ama eğer bizi çekemezlerse balıkçı motorlarıyla anlaşmamız gerektiğini falan söylediklerinde yine biraz gerildik. O konumda bize parasıyla dahil kimin yardımcı olacağını bilmemek çok korkutucu. Elimize feneri alıp SOS ışığıyla kıçta beklemeye başladık. Uzaktan bir bot kırmızı mavi ışıldağıyla gelmeye başladı. Biz de konum belli etmek için fenerle yardımcı olduğumuzu düşündük. İyice yanaştıklarında bize bağırdılar. ‘’Burası Sahil güvenlik, çağrınız için geldik. Öncelikle kaç kişisiniz, aranızda tıbbi ihtiyacı olan biri var mı’’ diye bağırdılar. Biz de yaralı yok aramızda doktorlar var ancak motor çalışmıyor mazotumuz bitti dedik. Teknenin boyuna bakıp, iki teknenin boyu da aynı, halat ile deneme yapacağız ama çekemeyebiliriz. Eğer çekemezsek halat koparsa başka bir tekne için bekleme yapacaksınız dedi. Uzun iki halat attılar tekneye ve pruvadaki koç boynuzlarına bağlattılar. Sonra herkesin geri çekilmesini çünkü halatın kopabileceğini ve birilerini yaralayabileğini söylediler. Gergin bekleyiş başladı, ilk manevrada Korkmazı cepten arayıp onların teknesi nereye hareket ederse dümeni oraya kırmalarını istediler. Tekneleri bizi çekmeye başlayınca ve sorunsuz şekilde ilerlediğimizi görünce rahatladık. Datça Marina ağzına kadar bizi çektikten sonra kalan son mazotumuzu demir atmak için kullanmamızı istediler. Tekneleriyle seri manevralar yapıp dalga yarattılar son tornistan hareketimizle de birlikte demiri attık. Ve teşekkür ettikten sonra rahat bir nefes aldık. Eğer bizim aradığımız benzinci gelmezse kendileri de bir numara bulabileceklerini söylediler ve gittiler.
Derin bir karanlık ve sessizlikte herkes toparlandı ve pijamalarımızı giyip hemen yattık. Erken kalkıp benzin tankerinden haber bekleyecektik.