:) Nice senelere
Mutlu bir yaş olsun
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
taylor price
Jules of Nature

if i look back, i am lost

No title available

Andulka
AnasAbdin
Xuebing Du

No title available
Game of Thrones Daily
Peter Solarz
No title available
Claire Keane
Monterey Bay Aquarium
Sade Olutola
trying on a metaphor
occasionally subtle

Janaina Medeiros

shark vs the universe

❣ Chile in a Photography ❣
seen from Canada
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Canada

seen from United States
seen from Canada

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Portugal
seen from Netherlands

seen from United States
seen from Chile

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from Canada
@cevapsizcagrim
:) Nice senelere
Mutlu bir yaş olsun
Evimdeymişim gibi hissetmek istiyorum. Güvenli,mutlu,sıcak ve huzurlu. Gerçekten sevilmek istiyorum, merak edilmek. Özlenilmek istiyorum. Sadece özlemek değil. Bazı şeyler artık dayanılmaması gereken ve o duyguları yaşamadan devam edilmemesi gereken anlara dönüşüyor. Sevilme isteği gibi. Düşünülme ve merak edilme isteği gibi. Kalbi sıcak yapan nedenler olsun istiyorum hayatımda. Değer verdiğim kadar değer görmek istiyorum. Beni ben gibi seven biri olsun istiyorum. Hak ettiğim gibi mutlu olmak istiyorum. Yalnız hissetmek istemiyorum.
24 Eylül, 21:56 London time
Yazsam bir dert, yazmasam bir dert
23 Eylül 00:11, london time
Seni sevmek boşa bir çaba demiyor aslında, diyor ki “loving you is a loosing game” yani seni sevmek oyunu kaybetmek.
Uzaklık kavramının anlamını yitirdiği dönemler
17 Eylül, 23:42, London time
Bir yazı denk geldi bugün internette dolanırken. Ekşi sözlüğe biri yazmış. Diyor ki “ Bir sorunu kafanda hiçbir şekilde çözemiyor, hayatında da onu bırakıp devam edemiyorsan, o artık çözülmesi gereken bir sorun değildir. O senin için kabul edilmesi gereken bir gerçek olmuştur”
Öyle işte.
Şurdaki gibi aynı
15 Eylül, 01:00 gmt 0
İlk yurtdışına gidişim 2014 yılındaydı. Acayip heyecanlıydım zaten yaşım gereği de duyguları en üstte taşadığım bir dönem. 21 yaş :) Çocukmuşum daha. 10 yıl olmuş tam. 10 yılda gittim geldim gezdim tozdum. Turist de oldum, gidip kaldım yaşadım da. İlk gidişim kadar heyecanlı olmasam da her birinde birine kavuşacakmışım gibi hissettim. Bir şehre kavuşmak ya da ikinci evim olarak hissettiğim bir yere geri dönmek. En son 2022de ikinci evime gittim. Yine heyecanlıydım 4 yıl sonra orada tekrar aynı hissedeceğimi umarak gittim. Aynı olmadı ama iyi şeyler hissettirdi. İçim bir çocuk gibi kıpır kıpır olmuştu giderken. Özlem vardı, sevinç vardı. İstek vardı yani.
Şimdiye bakınca ya ben çok büyüdüm ya da ne olduysa oldu ve beni sıfır heyecana götürdü. O kadar durağan hissediyorum ki sanki vizeye basvuran biletleri alan ben değilim de bir başkası. Kendime hatırlatıyorum Londra be orası seni büyüten yer. Hatırla hatırla diyorum. Tık yok. Zaman azaldıkça heyecanım gelir diyordum yanıldım. Bu sefer gerçekten ama gerçekten “bunu söylemekten çok utanarak” gitmek istemiyorum sanırım. Sevincin aksine üzüntü var içimde. İnanamıyorum kendime. Şaka gibiyim. Yani evet zaten ayrıyız zaten o da gidicek ama bilmiyorum çok tuhaf. Kalbim sıkışıyor gibi.
Günlüğüm gibi oldu bura da. *Liseli hissediyor*
12 Eylül,01:28
“Everyone's scared of love, dipshit. You'll learn that in your twenties.”
“It takes a very rare, very powerful being to be terrified of happiness. That's why you're not scared to be happy. The smarter you are, the more you know. Happiness is a trap. It can't last forever…”
En sevdiğim Rick and morty sahnesi. Burda olmayı hak ediyor.
8 Eylül,18:53
Hemen yarın olsunn🙏🏻
Bölünerek kaybolmaya ne zaman erişirim dersin?
Kalbim sanki köpük strafor gibi. Hani çok değerli bir şeye zarar gelmesin diye onu köpükle korursun ya. Ama köpüğe zarar gelir. Umursamazsın. Çünkü asıl önemli şey içindekilerdir. İşte aynı onun gibi hissediyorum. Kendime o kadar acımasızım ki minik minik parçalar bölünüyor kalbimden ama ben hala içindekine zarar gelmesin diye uğraşıyor gibiyim. Parçalanıyorum, hatta kendi kendimi parçalıyorum. Tırnaklarımla kazıyorum o köpüğü acımadan. Yerlere dağılıyor. Ortalığı batırıyor. Aldırmıyorum. Daha ne kadar dayanabilir ki derken hala parçalanacak ve henüz un ufak olmamış parçalar buluyorum kendimde. Geçmişe gidiyorum, bir mesajını okuyorum. Deşiyorum köpüğü. Tekrar birleştiremeyeceğim hale gelene kadar koparıyorum bir taraflarını. Ama hala dokunamıyorum içindekilere. Kıyamıyor insan değerlilerine. Korumak istiyorum, sarıp sarmalamak,kendime saklamak istiyorum.
Sonra bir rüzgar essin istiyorum. Alıp götürsün beni. Uçuşayım parça parça. Her bir parçam başka bir yerde. Toparlanamayacak kadar birbirinden uzak. Ve tekrar birleşemeyecek kadar özgür.
2 Eylül,01:13
Maneskin, The Loneliest
~~~~~~~~~
Yazdığım birkaç satır var
Ölüm hakkında, istediğim şey bu
Bu yüzden gittiğimde üzülme
Bilmeni istediğim tek bir şey var
Seni çok sevdim
İçimde bitmeyen hisler
Acısı dinmeyen izler var
Yine de gelmeni ister
Canımı yakmanı izlerdim
31 Ağustos,21:21
İçimde kötü bir hisle uyandım bugün. Bir kere daha olmuştu aynısı, sana ihtiyacım var demistim onu hatırlattı. İlginç böyle kalbim sıkışıyor gibi. Kötü bir şey olmuş da haberim yokmuş gibi.
Değişik
😵💫
What loving you feels like
30 Agustos,22:26
30 az
İsyan etmek hakkım değilmiş gibi bir gün
“Sevgili bilge,
Bana bir mektup yazmis olsaydin, ben de sana cevap vermis olsaydim. Ya da son bulusmamizda buyuk bir firtina kopmus olsaydi aramizda, ve bircok soz yarim kalsaydi, bircok mesele cozume baglanamadan buyuk bir ofke ve siddet icinde ayrilmis olsaydik da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konusmak kacinilmaz olsaydi. sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydim.”
28 Agustos,09:53
27 Ağustos görünümlü 25 Ağustos, 00:04
Duygular anlamlarını yitirmeden güzel. Buluştuğumuz gün yazmaya gücüm kalmasa da bir şeyler karaladım. Hislerimi unutmak mümkün olmasa da o an en yükseklerdeyken yazmak daha anlamlı geldi. Günler sonra onu görebildim. İnanılmaz heyecanlıydım, ellerim uyuştu metrodan indiğimde. Derin derin nefes alıp kendimi sakinleştirip öyle gittim yanına. Sarıldık ne kısa ne uzun. Eve geçtik sonra. Ne konuşup ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Bir süre hiç bir şey konusmadan sarıldık. Sonunda dedim. Sonunda huzur bulduğum kollar arasındayım. Kokusunu çektim içime, gözlerimi kapadım,kendimi bıraktım. Nasıl bu kadar iyi hissettirebilir bir insan? Hem de terk etmişken. İstenilmediğini bilerek bile olsa iyi hissettirmesi çok garip geldi bir anlık. Sonra onu sevdim. Yüzünü, kaşlarını, dudaklarını her bir noktasına dokundum. Bu adam mı beni bu kadar yıkan. Bu kadar güzel bir şey nasıl yapar ki bunu? Hem aklımdan bunlar geçti hem de ona doya doya baktım. Bir daha görememe ihtimalime karşı, bu anı kazı aklına dedim kendime. Dudakları dudaklarıma değdiğinde dünyam durdu. Başka bir evrene geçtim sanki. O an tüm düşünceler durdu. Sessizleşti. Dudaklarımdan kalbime sıcacık bir hissiyat düştü. Tanıdık ama şekil değiştirmiş gibi. Ruhumu havaya kaldırdı. Hayallerimin kadını seni düşünmediğim bir an bile yok diyen hali geldi gözlerimin önüne. Tahmin edilmez bir iç huzurla birlikte korku ve kaybedişi yaşadım. Tüm duygular nasıl aynı anda hissedilir çok ilginçti. Ama bir şey farklıydı. Bakışlar uzak, dokunuşları şehvet dışında bir şey içermiyordu. Ya da bana öyle geldi. 1 ayda kendini benden öyle çekebilmiş ki benim başaramadığım ne varsa yapmış gibiydi. Söylediğinin aksine beni içinde bitirmiş olduğunu hissettim. Ya da çok iyi bastırıyordu duygularını. Benim içimdeki aşkı seviyor, benim hislerimin ona hissettirdiklerini seviyor. Ama beni değil. Beni gerçekten içinde öyle bir bastırmış ki yok olmuşum. Sensizlik bana iyi gelmiyor diyen adam, senden uzak kalmak hiç hoşuma gitmiyor diyen adam,seni düşünmediğim bir an yok diyen adam, sürekli seninle ilgili hayaller kuruyorum diyen adam. Şimdi öyle donuk ve duygusuz bakıyor ki sanki hiç olmamışız gibi. Çok mu sevdiğim için uzaklaştı acaba. Hayatı boyunca zorluklarla savaşmış birine kolay geldiğim için miydi yaşananlar. Zorlasaydım bizden olmaz deseydim kalır mıydı yanımda bilmiyorum. Yoksa ben yaklaştıkça hisleri mi azaldı? Kaybetmesi kolay vazgeçilebilir biri mi yaptı beni, ona karşı olan hislerim? Bu düşüncelerle başbaşa kaldım yine. Ama değer mi dersen değer. Bu kadar üzülmeme ve içimdeki acıya değer mi evet. Bana aşkı tattırdı. Birini karşılıksız sevmeyi öğretti. Tüm hayallerimi değiştirebileceğimi, bir insan için yeniden sıfırdan tüm hayatımı şekillendirebileceğimi ve bundan hiç rahatsız olmayacağımı öğretti. Yapmam dediğim şeyleri yaptırdı, kimse için değmez deyip değiştirmediğim şeyleri değiştirmemi sağladı. Belki karşıma geçip beni sevdiğini hiç söylemedi, onda görmek istediğim üzgünlüğü hiç göstermedi ama yaşattığı güzel hisler gerçekti. Her bir gözyaşıma değer. Her bir damlasına. Çok ağladığım için kızıyor bana. Bilmiyor ki kendimi nasıl tuttuğumu. Bu kadar dayanabiliyorum konu o olunca. Bağıra bağıra ağlasam hıçkıra hıçkıra içimi döksem yine yetmez. Tarifi yok çünkü hissiyatlarımın. En azından şimdi nerede olacağını biliyorum. Keşke herşey biraz kolay olsaydı. Benden vazgeçemeyecek kadar beni sevebilmesini çok isterdim. Attığı şarkıda geçtiği gibi “bir nefessiz bir de sensiz kalamam”diyebilseydi. Onu anladığımı söylesem de bu konuda yapabilecekken yapmadıklarını düşünmek hiç iyi gelmiyor. Çünkü Çağrı demek kafaya koyduğunu yapmak demek. O isterse olur. İstemediğini kabullenmem gerekiyor ama kalbim kaldırmıyor bunu düşünmeyi bile. Seni istemiyor. Seni artık istemiyor. Kabullen şunu artık. İzin ver senden gitmesine. Umut denen şey ne kadar polyanna yapıda. Hayırı anlamıyor, istenmediğini anlamıyor.
Başka türlü düşünmeye zorluyorum kendimi. İlk başlardaki heyecanla yazdı sana o cümleleri diyorum. İyi hissettirdiği için devam etti seninle. İyi hissetmek onun da hakkı. Sonrası peki? Sana tutunmayı seçmedi buna değer görmedi. Seni kırmamak için bunları dile getirmiyor, iyi ki de getirmiyor. Seni kendimden soğutabilirim aslında cok kolay bir şekilde ama kıyamıyorum dedi. Haklı, biliyor. İçimdeki aşka en azından saygısı var. Kendinden soğutmak için yapacağı her bir şey yaşanılanlara saygısızlık olur. Konuştuğumuzda da dedim ya ne yazsam eksik kalıyor gibi. Yine öyle hissediyorum. Onu bir kere daha görebileceğim için mutluyum. Bu sefer ağlamayacağım. Güzel şeyler yaşadık, kısa sürdü ama güzeldi. Bunları düşünerek gideceğim yanına. Bir de bir hatıra vereceğim,yetişirse. Umarım yetişir.
Unutur mu beni tamamen? Varlığım zihninden kaybolur mu zamanla? Ya da bir gün bir başkası olduğunda hayatında en çok seni kim sevdi diye sorarsa ismim çıkar mı dudaklarının arasından? Her şeyden çok sevdi beni, gecelerce uykusuz kaldı, bana rağmen beni sevdi diyebilecek mi? Sesime,yüzüme,kokuma hasret kaldı ama yine de vazgeçmedi diyebilecek mi? En güzel ama en imkansız hayalleri o kurdu çok sevdi beni, ama ben arkama bakmadan yoluma devam ettim diyebilecek mi?
Bir başkası olacak geleceğinde,bir başkası onu mutlu edecek, bir başkasıyla çocuk sahibi olacak,bir başkası dokunacak kalbine. Yazdıklarım dokunmuş kalbine öyle diyor. Kopamıyoruz birbirimizden, incecik bir ip ile bağlıyız birbirimize diye düşünüyordum. Yanılmışım. O benden gitmiş bile. Ben kendimi kandırmışım kendi duygularımın esiriyken. Kadere teslim olmuş ve ne olursa kabullenmiş biri ile hayır biz yaparız dur gitme diyen biri. Ne kadar zıt aslında. Umut dedim ya umut. Yokluğunda bile kaybetmedim umudu. İnsan birini kaybettiğinde degil umudunu kaybettiğinde vazgeçermiş. İletişim kurmasa da, bakmasa da buraya ben yine yazardım yine severdim onu. 1 aya unutursun dedi. Kendi gibi sanıyor beni de. Garipsemiyorum çünkü bende onu kendim gibi sanmıştım.
Buraya yazmayı bırakacağım gün içimdekilerin bittiği tükendiği gün değil, onu artık özgür bırakmam gerektiğini anladığım gün olacak. Henüz buna hazır değilim. Burayı da onu sevdiğim gibi seviyorum. Hem ne olur ki yazsam? En başta ona yazdığım gibi benden sana hatıra olsun. En büyük hatıra ise ona duyduğum aşk. Aşk ne güzel bir şey kendini unutturuyor insana.
"Sevgili Cecilia,
hikaye kaldığı yerden devam edebilir. o akşam yürüyüşünde planladığın hani. ben yine, bir zamanlar alacakaranlıkta en güzel takım elbisemle hayatın vaat ettikleriyle kasılarak Surrey parkını geçen o adam olabilirim. kütüphanede saf bir tutkuyla seninle sevişen o adam... hikaye kaldığı yerden devam edebilir. geri döneceğim, seni bulacağım, seveceğim, seninle evleneceğim. ve başımı önüme eğmeden yaşayacağım. "
Keşke her şey böyle güzel olsaydı Robbie.
-Bana bak
-Geri dön
-Bana geri dön
Atonement,2007
Bugün günler sonra rahat uyuyacağım.