“seni affetmek denen şey sırtımın bıçakları batar bazen fena”

#extradirty
AnasAbdin
we're not kids anymore.
One Nice Bug Per Day

JBB: An Artblog!

tannertan36
Mike Driver
Three Goblin Art
noise dept.
No title available
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available

PR's Tumblrdome
Today's Document
Misplaced Lens Cap

No title available
trying on a metaphor
Xuebing Du
tumblr dot com
Cosimo Galluzzi

seen from Malaysia

seen from Indonesia

seen from Germany
seen from South Africa
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Italy

seen from United States
seen from Belgium
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
@cikmazsokagim
“seni affetmek denen şey sırtımın bıçakları batar bazen fena”
seni. seni hiçbir zaman, hiçbir şartta ve koşulda, asla affetmeyeceğim.
sana çok uzaklardan geldim. öyle üç beş saatlik bir uzaklıktan bahsetmiyorum. sana bi’ on yıl kadar uzaktan geldim. aklımı yitirdim, kendimi kaybettim ama hiç vazgeçmedim. ben gömülmeye çalıştığım o mezardan bile tek başıma çıktım. bir çin seddi olmasada bende kendime çok büyük ve çok sağlam duvarlar ördüm. sizleri çok sevdim. sizleri o kadar çok sevdim ki bana yaptığınız bütün yanlışları, verdiğiniz zararları, söylediğiniz yalanları, hatta beni orospu diye yaftaladığınız zamanları bile sineye çektim ve sizi sevmeye devam ettiğimi, sandım. size saygısızlık olmasın diye sustuğum her şey benim başımı biraz daha öne eğdirdi. kendimi kaybettim. anlıyor musunuz. ken-di-mi kay-bet-tim. yine vazgeçmedim. gittiğim her yerde, okuduğum her satırda kendimi aradım. bulamadım. daha mı iyi yaptım daha mı kötü bilmiyorum ama bir doktorun kapısın günlerce, haftalarca gidip bu da işe yaramadı diye ağlayıp durdum. ve bana dedi ki; meliha, bu ilaçlar bir sihirle senin düğümlerini çözmeyecek. dilindeki o mührü yok etmeyecek. konuşman, anlatman gerekiyor artık. güldüm, baya ama haykırarak güldüm. benim konuşmadığım bir duvar bile kalmadı ki zaten dedim. o da güldü. seni anlayacak insanlardan bahsediyorum dedi. desenize, benim ne düğümlerim sökülecek ne de dilimdeki mühür yok olacak. her neyse. lütfen beni yormayın. beni incitmeyin. usulca hayatımdan çıkıp gidin. rica ediyorum.
sana son mektubumu ayağı kırık bi at getirecek; beni unut, atı da vurman gerekecek.
hayır, kendimle olan savaşımda ateşkes ilan edemedim. çünkü asıl savaşımın kendimle olduğunu anladığımda her şey için çok geçti. ben çoktan kaybetmiştim. galip kim bilmiyorum ama mağlubu tanıyorum.
anne. kalbim cayır cayır yanıyor. yardım et.
günaydın, bana ve size ufak bi hatırlatma :)
rabbim. duy sesimi. tut elimi. kendimi kimsesiz sandığım bu dünyada, elbette ki biliyorum sen varsın. ama sağ eliyle elimi tutup, sol eliyle bıçak taşıyanları. yüzüme masum masum bakıp arkamdan demediğini bırakmayanları. verdikleri bir bardak sudan sonra boğazında kalsın diye beddua edenleri. rabbim, hepsini gördüm. sen onları benden uzak tut. benim canımı çok yaktılar.
hikmet. ne zamandır çalmıyorsun kapımı. epeydir damla çikolatalı kekimden yiyip, zift gibi olan kahvemden içmiyorsun. camıma ufak taşlar atmıyorsun, bana Allah’ın bir selamını bile vermiyorsun. sürekli yolumu uzatıp evinin önünden geçiyorum. perdelerini sabah ezanıyla açıp akşam ezanıyla kapattığını biliyorum. ama seni hiç görmüyorum, artık perdelerini açmıyorsun. her gün evden üç kere çıkıyorum. sabah ekmek almaya senin oradaki fırına geliyorum. evdekilere de o fırının ekmekleri daha taze diye yalan söylüyorum. öğlen, senin evin karşısındaki konteynıra çöp atmaya geliyorum. akşam çöp atmaya çıkınca annem kızıyor. akşam olunca da bir dolanıp geleyim diyerek çıkıyorum evden. seni ne camda ne de eve girip çıkarken hiç mi hiç görmüyorum. küskünlüğün bana mı yoksa hayata mı bilmiyorum. bana küstüysen in aşağı konuşalım. hayata küstüysen kıl namazını onu Allahla konuş. o benim yapabileceğim bir şey değil. bir ara gel yine camıma taş at. yoksa ben kendimi atacağım.
ben, kendimi bütün ihtimallerde kaybettim.
hissettiklerinden kaçamazsın. çünkü hissediyorsan doğrudur.
ağlamalarım, zırlamalarım, kırgınlıklarım. hepsi kendini tek bir duyguya bıraktı, o da kızgınlık. artık üzülmüyorum. sadece kızgınım. boğazıma kadar çamura batmışken keza sende öyle bir haldeyken bir bakışınla yanına gelmek için debelenmemişim gibi. çırpındıkça daha da batmış ama sana adım atmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş bana, bu yaptığın haksızlıktan başka bir şey değil. ben elbet seni hep mutlu görmek isterim. sen hep mutlu ol. ailenle, dostlarınla, sevgilinle. ama. ama işte ben neden bir anda kendimi senden çok uzakta buldum. biz hayatın hep en kıyısında seninle dolaşmadık mı. tamam dedim. kendini bi kurtarsın muhakkak benimde bi halimi hatırımı sorar, illaki aklına gelirim bi arar. yok. kendine bir hayat kurdu, hayatındaki çoğu kişiyle yoluna devam etti hatta başka başka insanlarla tanıştı. bana bi naber’i çok gördü. görür tabii. bi söz vardı ya, körün gözü açılınca ilk bastonunu kırarmış. o kör, ben bastonmuşum. gözü açıldı ilk iş beni kırdı. şaşırmadım. insan.
yapmayın işte. saçınızı başınızı yolmuyorum, geçmişinizden geleceğinize sövmüyorum ve sizi cümle alemin önünde rezil rüsva etmiyorum diye, kendinizi nimetten saymayın. uğraşacak hırsım var ama sizinle kaybedecek vaktim yok. ama bi’ gün. bak bi’ gün tırnağımın ucuyla bile dokunmadan hepinizi mahvedeceğim. işte o gün korkun benden. sağda solda salladığınız o boş tehditlerinizi de alın münasip, neyse. ben eskiden kaçardım, şimdi üstünüze yürüyorum. bak bakalım, yaşım hâlâ çocuk mu?
“yanında cüce kalırım, sana aşkım devdir”
hayatımda sevdiklerime bir sınır çizmemem, beni hep o çizemediğim sınırın dışında bıraktı. bir hayatım yoktu çünkü ben yoktum. herkes vardı, herkesin mutlulukları, dertleri, sorunları ve başarıları vardı ama kendi hayatımda ben yoktum. onun sevgilisiyle ettiği kavgayı dinledim, bunun yeni aldığı kıyafeti anlatışını dinledim, şunun yanlış gelen siparişini kargoya vermeye gittim, biri çok zor zamanlar geçiriyordu yanında olup başını göğsüme yasladım. onun, bunun, şunun hepsinin yanında oldum. bundan yakınmıyorum. hepsi benim için çok kıymetli insanlar seve seve yanlarında oldum, olurum. ama ben neden her şeyi tek başıma yapıyorum. o bana kırılmış, o buna üzülmüş diye sadece onları dinlerken neden ağzımı açıp demiyorum ki bi dur. dur ya. bi sor bakalım ben neler yaşamışım. bi merak et, de ki sen niye beni arayıp sormadın. sen bana niye uzak kaldın. ya biriniz de desin ki bu kız nelerle uğraşıyor kim bilir. ben niye her zarfı ellerim titreye titreye tek başıma açıyorum. beni niye hiç tanımadığım insanlar hastane önünde bekliyor, ben niye siktiğimin odasından yıkılmış bir şekilde çıkarken köşeyi dönüp tek başıma ağlıyorum. siz nerdesiniz. ben sizi gözümde fazla mı büyüttüm. neden yoksunuz. ya. niye hep yalnız bırakıyorsunuz beni. eyvallah. yanınızdayken başıma bir şey gelse elimi tutuyorsunuz. ama niye o yatakta ölümü beklerken arayacak bir kişi bile bulamadım. bu kadar mı yoksunuz ya da ben bu kadar mı hiçim sizin hayatınızda. ne olacak. ne olacağını zannediyorsunuz. ben düşerim, kalkarım sonra kaldığım yerden devam ederim mi. yok. geçti o işler. en son yaşadığım şeyden sonra. bitti. kapandı o devir. geçmiş olsun.
beni yak, kendini yak, her şeyi yak
size yanlış yapan insanlarla aynı masada oturmaya devam ederseniz ve o masadan kendi iradenizle kalkmazsanız, kovulursunuz. hem de haksız olan sizmişsiniz gibi.