art blog(derogatory)
I'd rather be in outer space 🛸
🩵 avery cochrane 🩵
h
todays bird

Andulka
RMH
No title available
No title available
tumblr dot com
Xuebing Du
KIROKAZE
Fai_Ryy

No title available
untitled
NASA
🪼
official daine visual archive

titsay

tannertan36

seen from Vietnam
seen from South Korea
seen from Iraq

seen from Türkiye
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Indonesia
seen from China
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye

seen from China
@dalgalanansigaradumani
@dalgalanansigaradumani
neye kaçtığımı bilmeden, neyden kaçtığımın ise tam bilincinde*
“Yoksul bir ailenin, en küçük çocuğunun lunapark hasretiydi gözlerin.”
— (via fillervebulutlar)
Biraz maslov okusaydınız
yada freud
yada rogers bu kadar birbirinizi yemezdiniz.
Maslov demiş ki insanlar ihtiyaçlarıyla doğar;
Açlık, susuzluk, cinsellik, barınma, güvenlik, aidiyet, sevgi, saygı ve kendi öz varlığını gerçekleştirmek. Rogers ise insanların
ruhsal bozukluklarının nedenini ihtiyaçların karşılanmaması yani engellenmesiyle açıklamış. Freud iki temel doğuştan gelen olmazsa insan olmaz, dürtüden bahsetmiştir; cinsellik ve saldırganlık.
Tabi bunların çoğunun menşei yahudi.
Bu şahıslar ömrünü bilime adamış kocaman kitaplar yazmış siz ise yahudi sapık deyip işin içinden çıkıyorsunuz.
Zaten şeytan dediğiniz şeyin cinsellik ve saldırganlık zeminli bir başkaldırı örneği olduğunu kabul etseydiniz şayet bunu çözmenin yollarını arardınız.
İşte bu yüzden islam toplumları çukurdan çıkamıyor ve çıkamayacak.
Suç işleyince de şeytana uydum, şeytan içime kaçtı diyorsun.
Yahu kardeşim sen o şeytanla doğdun zaten.
Şeytan ölürse sende öleceksin.
Sen kendi ihtiyaçlarına nasıl şeytan dersin ve bir parçanı diğer parçandan koparırsın.
Eğer sen şeytan dediğin şeyin doğal bir ihtiyaç olduğunu kabul etseydin, kişiliğin parçalanmaz ışıkta başka karanlıkta başka davranmazdın.
Şeytanı içinden atmak istiyorsan bir kere en başta varlığından vazgeçmen gerekir.
Sen varlığından vazgeçebilir misin?
Senin yahudi deyip aşağıladığın freud senin kişiliğinin bütünleşmesini de sağlamış.
Şeytanı dışarıda yakalayıp kafasını taşla kıracağına kendi dürtülerinle ihtiyaçlarınla barışmanın yollarını ara..
“Aklında bir şey varsa eğer şimdi söyle. Çünkü ölüm, bana senden daha yakın.”
"içindeki çocukla konuşmalısın."
“İnsanoğlu bir gün; Virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı. Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Ünlem işaretini kaybetti bir günde: Sevincini, öfkesini, bütün duygularını kaybetti. Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı unuttu. Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde Elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. “İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.“”
— Alex Kanevsky
Biz gözyaşımızı gizleyen insanlarız.
Biz kahkahamızı da gizleriz.
Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız.
Param var, ama tüketmeye hakkım yok!
Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısı da yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiği gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine. Karaca markasının ve TEMA Vakfı nın kurucusu Hayrettin Karaca; “Param var ama tüketmeye hakkım yok!” diyerek al tüket ve yok et diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor. KOMŞUYA VER… Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı. Televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin “komşuyu aç bırakmayan” kültürünün yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi. “Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür.” diyen Karaca şöyle konuştu: “Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek koyarlardı. Kulağıma eğilip, Komşu anneye götür derdi. Etrafımızda bizi duyacak kimse yoktu ama, bu bana verilen Aman kimse görmesin Hayrettin mesajıydı. Komşu annenin yağını,odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış bir Türkiye de fakirim diyen çoktu ama açım diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu’yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var.” UTANIYORUM… Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini Karaca; “Akmerkez in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet. Yılbaşı demek, Al, tüket, yok et, yaşamı mahvet demek. O yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. Bunu elimden hiç bir güç alamaz. İnanç herşeyi halleder” dedi. “Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır” diyen Karaca, ihtiyacından çok tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladı. Karaca, “Bugünkü tüketim iki katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük tehlike gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya nimetlerini alıp götürüyor” diyerek dünyanın düştüğü durumu gözler önüne seriyor. TV SEYRETMİYOR… Cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır TV izlemediğini belirten Karaca şöyle devam etti; “Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova daki botanik bahçemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. 185 MİLYON AFRİKALI HERGÜN AÇLIKTAN ÖLME RİSKİ İLE YAŞIYOR… “Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim, ama bilerek yapmadım bunu.” diyen Karaca; “Artık farkına vardım bunun. Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım? Doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var, yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız, altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok!
Ben kim miyim…? Bazen yalın ayak yırtık pantolonla, Sokaklarda koşan bir çocuk, Bazen de dünyanın bütün yükünü, Omuzlarına da taşımaktan, İki büklüm olmuş bir gariban… Bazen içindekileri söylemekten, İmtina eden bir aşık, Bazen de duygularını anlatmak için, Şarkılara, şiirlere sığınmış, Bir mecnunum… Yani senin anlayacağın… Felekle zar atacak kadar, Gözünü karartmış bir kumarcı misali, Hayata kafa tutan bir insanım… Beni o kadar basite alma yanılırsın… Ben insan sarrafıyım… Gönül alır gönlümü veririm… Kıymet bilene gönlüm beleş…
“Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir “ben”e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde… Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür Hanım? Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür Hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük… Yalnızım Ömür Hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik öyle üzgün, yalnızım… Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?” - Şükrü Erbaş, Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları (Bütün Şiirleri - 2) - Görsel: Tony Fowler