bu dünyadaki en kutsal sevgilerdendir kardeş sevgisi

roma★

izzy's playlists!
One Nice Bug Per Day
taylor price
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
trying on a metaphor
No title available
Lint Roller? I Barely Know Her

Discoholic 🪩
Game of Thrones Daily

@theartofmadeline
NASA

ellievsbear

oozey mess
hello vonnie

Origami Around

Kaledo Art
$LAYYYTER
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
RMH
seen from Italy
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Peru

seen from T1

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Italy

seen from Malaysia
seen from United States

seen from T1

seen from Malaysia

seen from Singapore

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
@derasore
bu dünyadaki en kutsal sevgilerdendir kardeş sevgisi
Kurdish warriors by Ako Xerîb.
Seyid Riza ve oğlu Resik Hüseyin elleri biribirine kelepçeli olarak idama götürülürlerken.
Seyit Rıza’nın oğlu Hüseyin’in elinin neden kopuk veya sarılı olduğunu soranlar var. Seyit Rızanın oğlu Hüseyin dağda gizlenirken bir hava bombardımanı esnasında eline şarapnel parçası isabet ediyor. Yaralı eli uzun süre dağda kalması nedeniyle iltihaplanmaya başlıyor. Yakınları kendisini Elazığ’a gidip bir Hastanede tedavi görmesi için ikna ederler. Gizlice geldiği Elazığ’da Hastaneye gider ve doktorlar çözüm olarak iltihaplanmış olan elini keserler.
Resik Hüseyin, Hastanedeyken babası Seyit Rıza’nın da tutuklanarak Elazığ’a getirilmiş olduğundan haberdardır. Kendisine küçük olması nedeniyle bir şey yapılamayacağını düşünür ve cezaevi önüne giderek Babasını görmeyi ümit eder. Oysa Babası Erzincan’a yola çıkmadan önce kendisinin Askerlere asla görünmemesi gerektiği konusunda tembihlemiştir.
Babasının bu ikazına rağmen cezaevinin önüne giden Reşik Hüseyin, Seyit Rıza’nın oğlu olması nedeniyle hemen tutuklanır. Babası ve diğer Dersimlilerle birlikte yargılanır. Yaşı küçük olması nedeniyle yaşı büyütülen Resik Hüseyin, Babası ve diğer Dersim büyükleriyle birlikte idam edilir. Hatta babası Seyit Rıza’nın öz evladının idam edilesini görmesi ve oğlunun kendisinden önce ölmesi acısını Seyit Rıza’ya tattırmak için, Resik Hüseyni babasından önce idam eder tirko. Yaşı 18’in altında olan Reşik Hüseyin’in idam edilmesi için Seyit Rıza’nın oğlu olması yeterli bir neden olarak sayılmış.
Ne Seyit Rıza ve nede Reşik Hüseyin bu fotoda görüldüğü gibi şapka ve fotür geçirmemişlerdi başlarına daha önce. Dünyanın en vahşi kültürlerinde bile idam edilecek olan birisinin en son isteği yerine getirilirken, Seyit Rıza’nın ve diğer kürd esirlerin en son istekleri yerine getirilmeden bile idam edildikleri gibi, ‘türkleşin ve medenileşin’ ırkçı ve barbar dayatmaları ile başlarına cebren şapka ve fotür geçirilerek idam meydanına böylece götürülmüşlerdi.
Bu insanlık dışı muamele, TC devletinin mazlum kürd halkı’na yüzyıl boyu yaptığı akıl ve vicdana sığmayan vahşi zulüm ve katliamların sadece milyonda biridir.
Sınır-sız.ca. !
© Şeyhmus Yalçın
Yüksekova’dan..
Başbakan Soma da markete sığınırken bir vatandaşa yumruk atmış. haberi duyunca yemin ederim sinirimden güldüm. Hayır ne olacak lan sonumuz böyle. 2010'lu yıllar böyle mi olacak? Başbakan bir ilçeye gidip oranın hiç bir suçu olmayan bir sakinine yumruk atıyor baş müşaviri maden de vefat edenin yakınına tekmeler atıyor ve her şey gayet normal gibi görülüyor. Eskinden tarih derslerinde bazı Osmanlı padişahlarının deli olduğunu öğrenince de gülerdim. Deli lan sonuçta nasıl yönetecek ülkeyi derdim. 2014 yılında böyle bir şeyin başımıza geleceğini nerden bilelim. Zaten bu adam bizim asırlar öncesine de götürdü. Patrona Halil isyanı gibi halk ayaklanması olan gezi olayları mı dersin, 1860'li yıllarda meydana gelen maden kazalarının benzeri mi dersin. Zaten Türkiye gibi absürd bir ülkede doğduğumuz yetmiyormuş gibi bir de Tayyib'in dönemine denk geldik. Te Allam yarebbim yaa
" burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi”
Bir kelime daha okuyacak gücüm kalmadı. Aklım almıyor. Güçlü kalamıyorum.
Kaç anne yanıyor bu gece? kaç evlat? kaç çocuk? kaç baba? kaç abi- abla? kaç sevgili?
Thats easy
Ben Bedran Encü’yüm.
Ben dokuz nüfuslu bir ailenin en büyük erkek çocuğuydum, büyük dediysem öyle çok değil, 13 yaşındaydım…
Filmlerde hep diyorlar ya; “fakir ve gururlu” bir ailemiz var… En büyük oğul babanın sağ koludur, nereye gitse beni de götürürdü, gelmediği gün kardeşlerimi bana emanet ederdi. Babamın vekiliydim, bana çok güvenirdi…
Öğrenciydim, 8. sınıfa gidiyordum. Bizim buralarda adaletin eksikliği kendisini çok erken yaşlarda belli eder; bu sebepten, avukat olma hayalleri kuruyordum…
Siz bilmezsiniz belki; yoksulluk, soğukla kolkola verince iliklerine kadar üşütür insanı! Babama yırtık ayakkabımın yerine bir ayakkabıya ihtiyacım olduğunu, bundan sonra ayakkabımı, defterimi, kalemimi kendim almak istediğimi söyledim. Zor oldu ikna etmek, ama oldu…
Ömür arkadaşım, amcamın oğlu Şivan’la beraberdik o gece. Birden göğün aydınlandığına şahit olduk. Biz bu durumu hayra yoralım dedik. Gülümseyen ay ışıgı beklerken, bomba yağdı gökyüzünden…
"Hawar"lar duydum, Şivan’ınki en keskin olanıydı. Ben ağlıyordum. İyi ki babam görmüyordu, en büyük oğlunun ağlaması çok koyardı herhalde. Arkadaşlarımıza doğru koştuk. Babam beni onlara emanet etmişti ama onların ne emanete ne de kendilerine sahip çıkacak halleri kalmıştı; iniltiler, parçalanmış bedenler, kesif bir koku…
Korkudan ölmek üzereydim, keşke korkudan ölseydim! Tepeme düşen bomba buna müsaade etmedi. Korkuyla değil, öfkeyle öldüm ben!
Gövdemin sağ üst parçasını bulmuş babam, yırtık elbiselerimin cebinden 20 lira para ve bir de kek çıkmış, acıkırsam yiyecektim.
Bacaklarımı çok aramış bulamamış; “kök saldı” toprağa bacaklarım, “kökümüzü kurutamasınlar” diye…
…
Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var;
Eğer beni öldüren bombalar adalet'i de öldürmediyse,
Adalet talep ediyorum…
Herkesin hakkı değil mi Adalet?
Yoksa o kocaman, pahalı bombalarınızı beni öldürmekte harcadığı için devletten özür dilemeli,
Hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için Genelkurmay’a teşekkür mü etmeliyim!?
* Roboskiye Adalet Platformu Uludere’nin bombalanarak öldürülen Roboski ve Gülyazılı 34 insanın hayat hikâyesini yayınlıyor. 34 gün boyunca her gün yayınlanan bu hikâyeler Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık, Adalet bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına faks ve mail yoluyla gönderiliyor.
http://bianet.org/konu/roboski-mektuplari
Açar, Kan kırmızı yediverenler Ve kar yağar bir yandan, Savrulur Karacadağ, Savrulur zozan... Bak, bıyığım buz tuttu, Üşüyorum da Zemheride uzadıkça uzadı, Seni, baharmışın gibi düşünüyorum Seni, Diyarbekir gibi, Nelere, nelere baskın gelmez ki Seni düşünmenin tadı
Fotoğrafı gördüğümde öylece bakakaldım
Bu kadar güzel anlatılabilirdi
:)
Diego Rivera’ma..
Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler.
Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.
Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…
Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum…
Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim !!! Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.
Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.
Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen ! Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla…
Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m.. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.
Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben Diegom. Sen acı çekme diye. Ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.
Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…
Kurbağa sevgilim, Diego’m… Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.
Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek! Frida Kahlo
Palestinian woman collects gas bombs fired by Israeli army. She grows flowers in these bombs.