Uyandın mı Sylvia?

oozey mess

❣ Chile in a Photography ❣
NASA
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

if i look back, i am lost
Mike Driver
sheepfilms

blake kathryn
RMH
Cosmic Funnies
occasionally subtle
untitled
Three Goblin Art
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Keni
todays bird

PR's Tumblrdome
No title available
Jules of Nature
$LAYYYTER
seen from Kenya

seen from Pakistan
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Japan

seen from Malaysia

seen from Poland
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
@dilekakin
Uyandın mı Sylvia?
Günaydın, Sylvia.
Boşluk çok dolu bir kelime.
Hangi renk daha karanlık duruyor avuçlarımda,
tanımsız bir yükseltinin anlamsızlığı sıkıştırıyor içimi.
Göğsümde kabaran ağrının resmi gibi
acının şekli var.
Tüm söylenenleri unut gitsin,
çünkü sen Mayıs’tan ve maviden,
yağmurdan ve Eylül’den daha güzelsin.
Adın biraz Sylvia dilimde, Virginia biraz...
Biraz Marilyn ya da Dalida.
Bir şiirin sonunda ölüme terk edilmiş gibi...
Sahi, sen kimsin?
Dilek Akın
Seslendirme: Alper Bagana
Çünkü bazen silmek istediğin tam olarak yazamadığındır.
O yerin karakteri değil midir sanki kapı?
Ya da üzerimize örttüğümüz kapılar…
Bir kanseri yenmiş gibi üzerinde gözler
hepsini oymak ve uzağa fırlatmak istenci.
Bu buz gibi ve yakıcı his
dünden güne günden düne dolaşan
durmayan düşen tekrar kalkan yuvarlanan duran, durmayan, durmayan.
Bir ölünün arkasından dua okumayı bilmem ben;
ölüme sebebiyet veren biri varsa,
yüzüne okunacak lanetin her türünü bilirim.
“Tanrı'nın eksilen parçalarıyız, biz çoğaldıkça eksiliyor Tanrı bir yerinden.”
— Dilek Akın
Acil durumlarda okunacak şiirler yazan bir kadınla karşılaştım yıllar önce. Adı Dilek. Öyle özgürdü ki, öyle korkusuzdu ki, öyle kemiği yoktu ki kelimelerinin. Kalemini hayranlıkla ve yaralarımla okudum.. Odamın duvarlarına yazdım en sevdiğim şiirlerini, okul defterlerimin sayfalarına..
Orada gördüm Sylvia'yı. Belki de bu yüzden yaz demişti Tanrı Dilek'e bu kitabı.. Araştırdım, öğrendim. Öğrendikçe daha derine indim. Şiirlerindeki vedaları gördüm, kalabalığın içindeki yalnızlığını.. Çocuklarından, onları da kendi kuyusuna çekmemek adına vazgeçişini izledim..
Sonra Nilgün'ü tanıdım. Biliyordum adını, biliyordum edebiyata olan katkısını. Okul sıralarında öğrendim bunları. Ama ben Nilgün'ü sadece biliyordum.. Tanımıyordum. Okul sıralarını sevmediğini öğrendim önce mesela. Aslında çevresine umut saçan bir insan olduğunu ama içinde bambaşka bir dünya kurduğunu. Hayatı sevdiğini ama bu hayatı kabul edemediğini. Belki bir çiçeğin koparılması bile onun kalbine bıçak saplıyordu. Belki bir çocuğun gözyaşı kalemine mürekkep oluyordu. Önce şiirlerini sakladı sonra şiirlerine saklandı.
Gittiler..
İki farklı bedenin içinde yaşayan aynı ruh idi onlarınki. Önce Sylvia gitti sonra Nilgün. Sylvia onu hiç görmemişti ama Nilgün her gün onunlaydı..
•••
Sınırı olmayan sohbet başladı, Sylvia ile Nilgün'ün arasında, aynı gökyüzünün altında.
O gün ağaçlar onlara bir kez olsun dokundu ve onlarla ilgilenecek vakti oldu çiçeklerin..
Dilek Akın
Sonra. Kendimi taşıdığım bavul, kaydı parmaklarımdan.
“Mavi panjurlu bir şiire taşınacağım; ölüm tutan tüm dizeleri kendimden intihar edeceğim…”
— (via dusiscisi)
“kafiyesi yok yaşadıklarımın (ya) saklı sözler girdabında Tanrı’m unuttuklarım aklında mı hala? en son nerede unuttum kendimi / hatırlat beni kapı çalsa, ben gelse “
Çünkü beni görmesinler diye geceyi üzerime örttüm Çünkü seni sevdiğimi bilmesinler diye günleri ateşe verdim Çünkü seni sevmem suçtu cezaydı Seni sevmem hataydı, hastalıklıydı Sonum morgdu, idamdı, intihardı! Sevişirken seninle perdeleri örttük üzerimize Sevişirken seninle kapıları kilitledik tenimize Sevişirken seninle kanunları soktuk en mahrem yerlerimize Sevişirken seninle.. Dilek Akın - Göğün Kuşağını Bağladık Kimliğimize