I
Üç yatak örtüsü Celan’ı çapraz düğümlemiş.
Bütün uslara karşın
yatak, odada yelken açıyor.
Bu nasıl mı olduydu? Celan bir ip buldu
büyük bir eğerozaman’da.
Bir düğüm atıyor: Çünkünezaman
ve bir ikincisini. DUVAR.
İşte nihayet bir duvar kâğıdı oluyor Tanrı,
yelken açıp dolaştığı.
II
Freud’lu Celan oturumları
20 Ağustos’ta başlıyor.
Bir piknik yapıyorlar.
Paul Celan en rüzgârlı
kendi ilk hastane sözcüğünü yiyor: falan filan.
Orada bak! Bu sözcük
bir devridaim makinesi.
Yaşa! Yaşa!
III
Celan, bir kemanın fısıltısında süzülüyor,
(Su yüzeyinin yeşiline çizilmiş bir şey de öyle)
çoğunlukla neşeli. Tanrıyı, oğlunu ya da şiiri: onlardan birini
mutlaka boğmalı.
Keman bir kedi-köpek yavrusu kadar nazik.
Oktavların arasında hiç ayrım yapmayan bir Fransız, Katolik
keman, bütün notalar aynı anda geliyor (adı Grisaille’dir,
diyordu Gisele evailde.). Notalar Celan’ın etrafında oturuyor.
Notalar peteklerin balmumlarını boşaltıyor, kazıyor
yelkenin üzerini, muzipçe sürüklüyor, çırılçıplak:
Yaşa, yaşa! Burayı bok götürüyor
siyah arıların pikniğine dönmüş.
IV
Celan, oğlunu bir fasulye sanıyor
Ve imitasyon Kafka'nın masasına getirdiği
karları yiyor hiç korkmadan.
Utangaç sözcükler, katolikçe
birbirlerine saldırmayı
istemeli, diyor Celan, Freud’a.
Celan ağzına kara toprak tıkıştırıyor.
Tanrı mı? diye soruyor hiçbir şey anlamayan Freud.
başını sallıyor Celan: he ya.
Vız vız vız! Piqe-nick! Yaşa! Yaşa!
V
Ama Tanrı pikniğe gelmiyor.
Celan Tanrıyı paylıyor.
Sonunda: Tanrı ona bir iyilik yaptı.
O, ellerini,
parlayan, boş
bir yağsız yoğurt
bardağı gibi devirdi.
VI
Celan yazıyor: Son (kez) Akşam Yemeği
Psikoloji!
Pusulayı yakıyor,
yoğurt ve siyah arıların
balmumuyla yiyor.
Celan, Freud’un yüzüne
kapıyı çarpıyor.
VII
Celan, dünyanın ilk yoğurt bardağı telefonunu
Tanrı ve iplikten imal ediyor.
Celan Tanrıyla dağlara sürülüyor.
Hey Bugrad, daha yukarı! Daha yukarı!
ve kulak kesildi, ağzında on Şabat
mumunun tümü, düşen sesin
VIII
Güzeldi her şey. Celan Söz’ü yiyor,
Söz Celan’la birlikte, Celan
Söz’le birlikte.
Celan benzin halkaları yerleştiriyor çapa zincirlerine
Celan oksijeni yelkende büküyor.
Sözcük Celan’ı yiyor.
Sesler onaylıyor.
Rüzgar geliyor. Deniz geliyor. Dağlar gidiyor.
Her şey bardak oluyor.
Her şey ışıldamakta.
Her şeyin üzerini örtmekte.
Aşağı gitmekte.
Şey. (Güm!)
Bu sadece
kendiliğinden anlaşılıyor.
(Çeviri: Bora Uzun Yağrı)