En çok sana anlatmak isterdim, en çok sen duymadın.
TVSTRANGERTHINGS
Claire Keane
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
KIROKAZE

ellievsbear
Lint Roller? I Barely Know Her
AnasAbdin
NASA

Discoholic 🪩
h
No title available
i don't do bad sauce passes
No title available
I'd rather be in outer space 🛸
🪼
art blog(derogatory)

Kiana Khansmith
Sade Olutola

@theartofmadeline
Keni

seen from Türkiye

seen from Brazil

seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from Japan

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from France

seen from United States

seen from Ireland
seen from United States

seen from Canada

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@evrenediren
En çok sana anlatmak isterdim, en çok sen duymadın.
Sana ev diye bakmak yıkık bir harabeyi onarmak kadar tuhaftı.
Tam bunu dinlerken tumblrı açtığım gibi bu çıktı karşıma..
öyle işte... hani anlatıyorum ama anlaşılmıyorum. bende susmayı yeğliyorum artık. çünkü ne zaman içimde birikenleri dökmeye kalksam, kelimeler sanki yolunu şaşırmış yolcular gibi varacakları yere ulaşamıyor. ben anlatıyorum, ama sanki karşıma bir duvar dikiliyor. sesim varıyor da anlamım varamıyor. bir süre sonra insan yoruluyor işte... her cümlenin yarım kalmasından, her duygunun eksik duyulmasından. o yüzden ben de artık kelimelerimi içimde saklıyorum. susmak bin kere anlatmaktan daha az acıtıyor çünkü.
Renkli kâğıtlara sarılı yalanlarla kandırıyorsan seni, şarkılar hep başa sarıyorsa kendini, uykular onlu, günler onsuzsa, yaşadığına değmişse yaşamadıkların, iskelelerinden sökülmüş vapurlar gibi kopmuşsan hayattan ve ismi akıyorsa gözlerinden. Bırak her şey bitsin. Artık bir yitiksin.
''Güzel sözler yetmez sana. Senin yürüdüğün yollar çiçek açmalı.''
sokak lambalarına sor, kaldırım taşlarına sor, köşe başındaki tekelci abiye sor. en çok da, senin yüzünden kaybolduğum o uçsuz bucaksız sokaklara sor.
binemediğim bütün otobüslere, gidemediğim tüm mesafelere meyilliyim. bir gün, bir gece, bir akşamüstü, hiçbir yeri değil; sadece kendimi terkedeceğim.
"deniz kenarına bir yere gidip dolaşalım. bugün canım insan yüzü görmek istemiyor; geniş, uçsuz bucaksız bir şeye... ve sana bakmak istiyorum."
Uzaktaki bir deniz feneridir çocukluğum
Ve artık ışığıyla beni korumaktan yoksun.
Arasıra parlar bazı geceler
Ve o zamanlar beni çıldırtırcasına ağlatan
Ve yalnızlıklara iteleyen şeyler
Şimdi dudağımın kıyıcığında bir gülücük olur
Bir el çekip alır kulaklarımdan kiraz küpelerimi
Bir incir ağacının gölgesinde bıraktığım sesim
Dallarına tüneyip söylediğim
Rüzgâra karışan o küçük türkülerim
Bir zamanlar
Ellerim yapraklarına değdiğinde
Kabuğuna sinmiş bir çocuk gülüşü
Parmak uçlarıma bulaşırdı
Şimdi o ağaç
Gölgesini bile esirgiyor benden
Dokunsam da tanımıyor ellerimi
Ne bir ses düşüyor dallarından
Ne de bir hatıra
Sanki ben hiç oturmamışım dibinde
Hiç söylememişim o türküyü
Hiç olmamışım
Ve bir ses
İçimde, durmadan
O yokluğu büyütüyor
Ve o ağacın pütürlü yaprakları
Artık tüylerimi ürpertmez
Çünkü ürperecek bir şey kalmadı içimde
Sanki ben değilim dokunan
Sanki o değil çocukluğum
Balkondayım yine, buz gibi ellerim ısınsın diye umut edip cebime koymuşum. Sahi kaç saattir oturuyorum burada, bakmadım. İnsan düşüncelere dalarken zaman kavramını yitiriyormuş. Çalan kaç şarkıyı duydum bilmiyorum ama bir şarkının sözlerinde takılı kaldım, “en çok sana anlatmak isterdim, sen duymadın.” Kaç defa geriye alıp dinledim, kaçıncı dinlemede yenilip bıraktım. Bana bir yer göster dürtüsüne dayanamayıp kafama sıkayım. Olmuyor işte, herkesi tamamlarken yarım kalıyorsun. Ar damarın çatlamış, kan sızdırıyorsun. Bunun ötesi yok.
Sen rutubetli bir evin göğe açılan balkonusun.
toprağa benziyor kahve gözlerin. ölmüşüm de, toprağına gömmüşler beni.
bana niye kırgınsın, devirip durduğun düştü diye mi? azarladığın sustu, görmediğin yok oldu diye mi? bana niye kırgınsın, kırdığın parçalandı diye mi?
ibrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla. kırılan putların yerine yenilerini koyan kim? güneş buzdan evimi yıktı, koca buzlar düştü. putların boyunları kırıldı. ibrâhîm güneşi evime sokan kim. asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı. ben ki zamansız bahçeleri kucakladım. güzeller bende kaldı. ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim?
Gözlerinin arkasındaki karanlıklardayım.
sevgili piraye; balık koskoca okyanusun derinliklerini avucunun içi gibi bilse de, bir lokma uğruna, atılan oltaya can feda. bırak benim de avucumun içi gibi bildiğim o koca kalbinde bir hata yapma hakkım olsun. şimdi sen yoksun ağlıyoruz arkadaşlarımla, ağlıyoruz arkadaşlarım bulutlarla. yağmur yağıyor mu oraya bilemeyiz ama biz ağlıyoruz piraye. bu balık nefes alıp verdiği suyun altında boğuluyor, bu kelebek ölümü dört gözle bekliyor. o balık nerede boğuluyor biliyor musun? önümde ki beyaz sayfalara haykıramayıp yutkunduğum, içime ağlayıp, içimde biriktirdiğim denizin içinde boğuluyor. bu kelebek intihara kalkışıyor. bırak bir hata yapma hakkım olsun. yaşadığım denizde can veriyorum. kalemim kan kaybediyor, kalemim ağlıyor piraye.