YELLOW: insecurity, cowardice, betrayal, sickness, caution, madness, dishonesty, fear
Fai_Ryy
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
Lint Roller? I Barely Know Her
KIROKAZE
🪼

#extradirty
RMH
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
ojovivo
Game of Thrones Daily
Show & Tell

Kiana Khansmith

gracie abrams
tumblr dot com

titsay

Discoholic 🪩

No title available

blake kathryn
No title available

seen from Australia
seen from Tajikistan
seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from Canada

seen from Ecuador

seen from United States
seen from Türkiye

seen from Netherlands

seen from Singapore
seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Argentina

seen from United Kingdom

seen from Mexico

seen from Singapore

seen from Netherlands
seen from Netherlands
seen from Indonesia
seen from Saudi Arabia
@eyemisworld
YELLOW: insecurity, cowardice, betrayal, sickness, caution, madness, dishonesty, fear
“[T]o speak is to fight[…].”
— Jean-François Lyotard, The Postmodern Condition (Trans. Geoff Bennington and Brian Massumi)
In a heartbeat
@sleepnroll
Evin içerisinde yankılanan ses onun en büyük mutluluk kaynaklarından biri olmuştu aniden. Hayatın bu kadar hızlı değişebilmesi başkası olsa şaşırtıcı olabilirdi ama Mary her zaman tıpkı yaşam gibi büyük bir süratle yaşamış lakin bu süratin içerisinde duyguları da yitirmemeye çalışmıştı. Anda bulunurdu her zaman, elinden geldiğince geçmişe veya geleceğe bakmaz, eğer bakıyorsa da bu onun anlama isteğinden doğardı. Min için, belki de kalbini bu kadar sarsan bir adam uğrunaydı tüm zamanı gözden geçirdiği zor günler… Fakat bitmişti artık, sevmekten korkmadığı bir evrene adım atmış, terk edilmenin endişesini geride, göremeyeceği kadar arkada bırakmıştı. Öyle ki şimdi biraz kurabiye pişiriyor ve bir tanesini… Hayır bir tanesinin yarısını Min’e verecek şekilde heyecanla fırının önünde bekliyordu. İşte tam o sırada duymuştu sevgilisinin sesini: Ben geldim!
Eğer hayatınızda bir adet Mary bulunuyorsa onu hiçbir gücün fırının önünden ayıramayacağı bilinmeliydi fakat bu ses arkasını dönmesini sağlamış, ona sıkı bir kucaklama bırakmış ve aniden tekrar fırının camına yapışmıştı. ‘Tink’ sesiyle beraber yerinde zıplayıp kocaman çığlık attığında ne kadar şanslı olduğunu fark etmesi de uzun sürmemişti. Hayır, kurabiyelerden değil, yanında rahatsızlık duymadığı ve dilediğince kendisi olabildiği birinin olmasındandı bu şans hissi. Mary’i asla yönlendiremezdiniz, her zaman istediğini yapar ve burnunun dikine giderdi ama etrafında bunu yargılayan insanların olmasıyla bunu seven birilerinin bulunması bambaşka bir meseleydi. Şimdi, gerçekten seven biri vardı ve samimiyet belki de geniş bir kalbin en büyük hediyelerinden biriydi.
Fırın eldivenini aldı, alelacele tepsiyi dışarı çıkarırken sıcak olmasını umursamadan bir tane kaptı, yarıya böldü. Gülümseyerek ona uzattı ve tezgaha bir kedi gibi zıplayarak çıktı. “Bu senin payın.” Pekala, belki biraz haksızlık ediyor olabilirdi. Güneş gibi gülümseyen biri fazlasını almalıydı, böylece diğer yarıyı da uzattı. “Tamam bu da senin.” Ardından onu kendine çekip dudaklarını özlemle birleştirdi ve uzun bir öpücüğün ardından tepsisine döndü. “Gerisi de benim.”
Maximillian Page
Evreni beş yaşındaki bir çocuğun yönettiğine inanan deli filozoflar vardır. Bazıları bu kadar acımasız olmak için ufak bir bedene sahip olmak gerektiğini düşünür, elbette Tanrılık uğruna. Ve bu çıkış noktası tamamen doğrulanmadıysa bile işte Black Lotus’u yöneten isim: Max. 16 yaşındaki bu deha Page ailesinin tek erkek varisi ve başa getirilmiş. Bir ergenin ne kadar kana susamış olduğunu görmek için ona neredeyse dünyayı yöneten bir örgüt verin demiştir büyükannesi Lilian Page. Ve sonraları o söz ünlenmiş, hatta herkesin diline dolanan bir deyiş haline gelmiştir.
Max, kendine Maximillian denmesinden nefret edip her durumda umutsuzluğu kovalayan, kendisi tamamen olmasa da ara sıra boşluğa düşen genç bir adamdır. Sarımsı beyaz saçlarıyla oynanmasından hoşlanmaz, sık sayılmasa da sigara içer ve çoğu zaman öfkelidir. Bilirsiniz, büyüdükçe hepimiz bu öfkeyi ruhumuzda büyütürüz, Max bunun için sadece erken yaşlanmıştır.
Sörf yapamaz, bununla övünür ve bilgisayar oyunlarında delicesine iyidir. Hepsinin yanında ona bir bıçak ve mantıklı bir sebep sunarsanız sizi öldürmekten çekinmeyecektir.
Ufak bir çocuktan tutunabileceği her iyi duyguyu aldığınızda karşınıza Max çıkar. Ev yapımı Maximillian için aile desteği, sevgi, arkadaşlığı kesinlikle geri çekin, işte hazır!
En sevdiği renk siyah ve turuncudur. Gelecekte avukat olmayı düşünür ve sakızları sevmediğini söylemesine rağmen gizlice çiğner. En sevdiği dizi ise: Law & Order. Kaosa aşık bir çocuk için kötü seçim diyemezsiniz.
Black Lotus
"Öğren, Düşün, Seç, Yap. Ve Sessiz Kal." Black Lotus, yüzyıllar önce Japonya'da temelleri atılmış bir tarikattır. Tarikatın asıl amacı ve düşüncesi, umutsuzluğun asıl aydınlanmayı sağlaması üzerinedir. Tanrılar dünyasını tanıyan bu topluluk, kendi kültürlerinin birleşimiyle böyle bir düşünce sistemine temel atmıştır. Black Lotus'a göre insan iyiye gidebileceği en büyük değişimi çaresizliğin dibinde olduğu anlar yaşar. Daha iyi bir versiyonunun fırsatını sadece en aşağıdayken yakalayabilir, bunu başaramazsa, bir daha da hiç değişemeyecek demektir. Bu yüzden Black Lotus, insanlara umutsuzluğa gidebileceği ortamlar yaratır. Tarikat ilerledikçe güçlenmiş, yeni dünyanın da etkisiyle Batı'ya geçmiştir. Birçok önemli iş adamı, siyasetçi ve şirketlerle bağı vardır. Mühim topluluklarda, mekanlarda üyeleri bulunur. Dünya dibe battıkça aydınlanmaya inanır. Ve de tamamen sessiz kalmaya. Hiçbir zaman, yaptıklarından bahsedilmez.
*çizim alıntıdır.