blackouttuesday
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Alisa U Zemlji Chuda
d e v o n

#extradirty
Xuebing Du

No title available
Stranger Things
RMH
hello vonnie
NASA

tannertan36
almost home
No title available
ojovivo
KIROKAZE
cherry valley forever
h
i don't do bad sauce passes
Monterey Bay Aquarium
No title available
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from Netherlands

seen from Finland
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Indonesia

seen from Germany
seen from Japan
seen from United States

seen from United States

seen from Canada
seen from Belgium
seen from Japan

seen from Malaysia
seen from Japan
seen from United States
@feministmutfak
blackouttuesday
“Sebze yemek cinayettir.“ -Poison Ivy
Toplumsal cinsiyet kavramı, cinsiyetin son derece karmaşık toplumsal ilişkiler ağı içinde kuruldugunu, bu karmaşık ilişkilerin basitçe (ne olduklarının bilindigi varsayılan) biyolojik cinsiyetlerin referans çerçevesi olarak kullanılarak anlaşılmasının mümkün olmadığını ifade eder. Kavramın arkasında yatan fikir, cinsiyetİn toplumsal bir "inşa" oldugudur. Kadınlık ve erkeklik, doğuştan getirilen biyolojik özelliklerden çok, toplumsal birer kurgu olarak ele alınır.
-Kadınların Sınıfı, Aksu Bora
“Sağlıklı, mutlu ve erkekçe bir yaşam” Bugüne kadar duyduğum en anlamlı, en içi dolu temenni😌 Çocuklarımızın işte böyle yaklaşımlara ihtiyacı var. Cinsiyetlerine göre ayrıştırılıp yüceltilmeye, tescillenmeye, ötekileştirilmeye ihtiyaçları var. Bazı çocukların ayak yıkamayı, bazılarının da ayak yıkatmayı öğrenmesine ihtiyaç var😌 Ne pipiymiş arkadaş. Ne pipiymiş. Ne kerametli pipiymiş. İçinde neler gizliymiş. Nelere kadirmiş. Birkaç santimlik bir uzuv bir topluma neler edermiş. Erkek anneleri olarak sorumluluğumuz çok büyük. Kız anneleriyle aynı yerde bile bulunmamalıyız diye düşünüyorum. Bize ayrı bir gezegen tahsis edilmeli. Her şeyin büllükten oluştuğu bir düzen kurar, büllük saatine göre uyanır, boş zamanlarımızda büllük puzzle yapar, büllükten arta kalanlarla pilav tatlı filan yapar, büllükçe bir yaşam süreriz. Nefis olmaz mı?
Kadınlardan erkeklere bir mesaj var | Onedio
biz de çiçeğe laf ettirmeyiz!
Annenize Hediye Almadan Önce Bu Yazıyı Okuyun
Yarın Anneler Günü. Herkes gibi ben de hediye telaşındayım. Ne alsam, nereden alsam?
Bu noktada "özel günler"de hediye almama meselesinin bambaşka bir yazının konusu olduğunu belirtmek gerek. Çünkü yarın için çoğu insan "kapitalizmin tuzaklarını" alt etmeyi değil, annesini mutlu etmeyi düşünüyor.
Etrafımdakilere soruyorum ne alacaklarını. Bir kadın arkadaşım "Fırın alacağım" diyor, annesinin böreklerinin çok güzel olduğunu hatırlatarak. Sana yemek yapsın diye annene fırın mı hediye edeceksin gerçekten, dediğimde hiç bu açıdan düşünmediğini söylüyor. Tek bir cümleyle ikna olmuş gibi gözüküyor ama sonunda gidip o fırını alıyor.
Başka bir arkadaşımla konuşuyorum. "Dün kızım aradı, Anneler Günü'nde nasıl bir hediye istediğimi sordu. Ben de tava takımlarının indirimde olduğunu söyledim. Bana çok kızdı. O anda kendime geldim. Tavadan hediye mi olur?" diye anlatıyor. Verili toplumsal cinsiyet rolleri bazen annelerin de, farkındalıkları ne kadar yüksek olursa olsun, hediye olarak ev eşyası istemesine neden olabiliyor.
Anneler Günü'ne özel kampanyalara şöyle bir göz attığımda bu açıdan düşünmenin pek de kolay olmadığını görüyorum. Çünkü bütün ev eşyaları, mutfak robotları, elektrik süpürgeleri "yüzde 50'ye varan indirimlerle"...
Peki Anneler Günü'nde annemize bize ne kadar güzel yemekler yaptığını, evi ne de güzel temizlediğini, "annelik görevlerini" ne kadar iyi yerine getirdiğini ve böyle devam etmesi gerektiğini mi hatırlatmalıyız?
"Annemizin temizlik çilesi bitsin" diye bilmemne marka elektrik süpürgesi mi yoksa "Annelerin en güzeline ütülerin en güzeli"ni mi almalıyız? Annemizin görevi ev işi yapmakmış gibi "Evin kalbi mutfakta, bizim kalbimiz annemizle atar" diyip işin içinden çıkabilir miyiz?
Tabi ki hayır. Annemizi sevindirmenin yolu toplumsal cinsiyet rollerini kendi elimizle pekiştirmekten geçmiyor.
Yarın hem annelerimize hem kendimize hem de babamıza hatırlatmamız gereken şeyler var. Örneğin çocukları olan kadınların da anne olmalarının yanısıra birer birey olduğu gibi. Çocuğun sadece kadının değil, erkeğin de olduğu, yani ev içindeki ve çocuklarına karşı sorumluluklarının aynı olduğu gibi. Annenin hayatının "ailesine hizmet etmekten" ibaret olmadığı gibi...
Eğer annenize ev eşyası almayı planlıyorsanız, sizi bu hediye planını Babalar Günü'ne ertelemeye, kadınları da bu alışkanlıklara başkaldırmaya çağırıyorum.
Yemek yapmak, ev temizlemek kadınların "görevi" değil. Erkekler de bunu gayet güzel yapabilir ve kimileri yapar. Ama babalara tava takımı ya da süpürge hediye edildiğini şimdiye kadar hiç duymadım.
Ortak kullanıma açık eşyalar almak için özel bir gün beklemeye gerek yok. Evdeki fırın bozulduysa yenisi alınır, bu anneye hediye değil, evin ortak ihtiyacıdır.
Anneler Günü'nde veya herhangi bir günde, annenize en güzel hediye onu ev işlerinden uzaklaştırmak olabilir.
O zaman yarın erkekler evlere ütü yapmaya, kadınlar da gecelere, sokaklara, meydanlara! (ÇT/IC)
Çiçek Tahaoğlu
http://bianet.org/biamag/toplumsal-cinsiyet/138283-annenize-hediye-almadan-once-bu-yaziyi-okuyun
Bana göre güçsüzlüğün en büyük örneklerinden biri, çok güçlü olmak ancak bu gücü iyi yönetememektir. Mesela, bir akşam can sıkıntısından televizyonda kanallar arasında gezinirken Survivor 2017’ye denk gelmiştim (sonrasında buraya “ilk kez Survivor izliyorum Adem’den ötürü” yazmıştım), Adem milli boksörmüş. Benim gördüğüm görüntüde Adem’in karşısında kim olduğunu hatırlamadığım (o an önemsememiştim) başka bir adam vardı ve Adem’e “Bana mı vuracaksın, vursana lan, adamlığın bu mu senin, adam mısın lan sen” diye bağırıyordu, Adem ise ellerini arkasında kavuşturmuş, karşısında çılgın atan o adama gülümseyerek bakıyordu. Fiziksel gücü ve karşısındaki insana vurmayı “adamlık” olarak değerlendiren bu “adam”ın karşısında gülümseyerek bakan Adem Kılıççı bana “oha ne güçlü adam” diye düşündürmüştü. Milli boksörsün ve şampiyonlukların var, güç bu değil. Güç, milli boksör oluşun, karşındaki adama parmağının ucuyla dokunsan onu yere savuracak oluşun ancak bu hususta tahrik edilişine rağmen bunu yapmadan durabilişin bence. O yüzden çok güçlüydü Adem Kılıççı. Güç hususunda kavram karmaşası yaşayan bir zavallının karşısında onun gücü, “gülücük” kisvesi altında parıl parıl parlıyordu.
Bayılıyorum böyle insanlara. Bayılıyorum.
Ne yazık ki “adamlık” ile “fiziksel güç” bağdaşımının kuvvetli olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Ne yazık ki dilinde “adamlık” ya da “kadınlık” gibi sık kullanılan kavramların var olması bile bir toplumun huzursuz olması için yeterli bir sebep. Okuyordum da, yapılan birden fazla araştırmaya göre erkeklerin eline tabanca verildiğinde, testosteron seviyelerinde önemli bir artış yaşanıyormuş. Yanlış yorumluyorsam düzeltin; bir “obje” biyolojik olarak erkeğin erkekliğine erkeklik katıyor yani. Bir erkeğin böylesi bir durumu tecrübe ediyor oluşu, onun ne kadar güçsüz olduğunu göstermez mi peki? Bu beni son zamanlarda çok düşündürüyor. Erkeklerin çoğu bana son zamanlarda fazlasıyla zayıf ve güçsüz geliyor.
Adam pitbullunun kulağını kesiyor. “Neden” diye soruyorsun, “kavga ederken en çok kulağından enfeksiyon kapıyor” gibi bilim dışı bir neden sunuyor ve “öyle bir şey yok” deme hakkını da geçip “neden kavga etsin ki” boyutuna sıçrıyorsun. “Çünkü sahibini koruma dürtüsü var” gibi bir yanıt geliyor. Dışarıya sergilediği tavır “saldırgan bir köpeğim var, onu böyle yetiştirdim çünkü çok sert ve güçlü bir çocuğum”, içinde ise bir köpek tarafından korunmaya ihtiyaç duyabilecek kadar güçsüz bir insan yer alıyor. Zaten araştırmalar hayvanını saldırgan bir şekilde yetiştiren erkeklerin, sosyal ve cinsel hayatlarında büyük eksikliklerinin olduğuna işaret ediyor. Ama hani “adamlık” güçten geliyor ya, kulağı kesik pitbullu var yani, adam baş belası, ayık olun!
Gaza basmak, arabasıyla “kız” korkutmak, patinaj sesi ile insanları etkilediğini sanmak… Hemen hepimizin gündelik hayatında illa ki bir kez karşılaştığı erkek tipi değil midir? Testosteron seviyesini yükselten bir obje daha, “gaz - fren benim işim çünkü çok çok erilim, erkeğim ulan ben!” Erkeksin abi, adamsın gerçekten. Çünkü kadında ya da tüm diğer “uslu” erkeklerde ayak mevcut değil, onların hiçbirisi sağ ayağı ile gaza ya da frene basamıyor ve bu obje üzerinden güç kasmak senin işin gerçekten. Senin işin çünkü senden başka kimsenin “güç gösterisi kasmak” gibi bir işi yok, insanların başka işi gücü var, kusura bakma abi, bu konuda da senin kadar adam olamadık.
Geçenlerde arka sokaklardan birinde bir düğün vardı. Uykumdan silah sesleriyle uyandım ve huzurlu bir mahallede yaşıyorum, apartmanımızın adı bile “Huzur Apartmanı” lan, hiç alışkın değilim. Yakın çevrem bu olaya ne kadar sinirlendiğimi, polisi aradığımı vs. biliyor. Sonradan öğreniyoruz ki mahallenin yağız delikanlılarından biri Yenidoğan’dan kız almış. Yenidoğan, objelere ihtiyaç duyarak erkeklik kasan popülasyonun en yoğun olduğu Ankara bölgemiz, öyle ki oraya polis bile girmekten çekiniyor. Maksat, eş dost ayık olsun, “verilen kız”ın arkasında beli silahlı erkekler var, herkes ayık olsun çünkü en erkek bu erkek, ötesi yok yani! Freud olsa der ki, “o sert namlunun ucu bunların kalkmayan çükünü temsil ediyor” ama ne hacet, bilimsel iki çift laf söylesen alnının çatından vurur valla, adam o çünkü!
Beni az çok tanıdınız, desteksiz feminizm kasan bir insan değilim hatta desteksiz kasılan feminizme anlam veremediğim ve karşı durduğum zamanlar da oluyor. Feminist ablalar kızmasın diye şu konudaki fikrimi saklayacak değilim, evet, erkek fiziksel güç bakımından kadına kıyasla daha avantajlı. Bu anatomik bir şey, evrilişle alakalı bir şey, köpeklerin kıllı, kuşların kanatlı olduğunu kabullenmekten hiçbir farkı yok bence. Ancak etrafımızda çok az “güçlü erkek” var. İlk cümlemde de dediğim gibi, güç, gücünü kontrol edebilmek bence çünkü.
Arkasından “kılıbık” dediğiniz, “kavga etmez o, annesi üzülür yoksa” dediğiniz, “kız gibi vurma b’olm” diye yerdiğiniz tüm o erkekler var ya, hepinizden daha güçlü. Hiç tabanca görmemiş, sert araba kullanmayı bilmeyen, atıyorum, Pekinez marka köpeği olan, salt karşı cinse değil, cinsin hiçbirine zarar vermeyen o erkek var ya, kendilerinin tam aksi olan erkeklerden çok daha güçlü.
Devamlı cinsel hayatıyla övünmeyen, çok kadınla birlikte olmayı güç gösterisi olarak değerlendirmeyen, yatağında yaşadığını kendine saklayan erkek çok daha güçlü. Çok eşlilik ve insan kandırmak dünyanın en basit eylemleriyken, tekil bir insana kendini adama hususunda özgüven duyan ve güven veren, ilişki sorumluluğunu üstlenen erkek, “çok özgür ve güçlüyüm, karıya gidiyom” paketindeki erkekten çok daha güçlü.
Eğer içinde rekabet duygusu, kendini kanıtlama arzusu, bir şeye karşı savaşma dürtüsü varsa, gidip spor yapan erkekler yanlış zamanda yanlış şeylere güç uygulayan erkeklerden çok, çok daha güçlü.
İşinde gücünde olan, kendi parasını kazanma derdine düşmüş ve hayatı için çabalayan ancak gazına frenine hükmettiği bir arabası olmayan erkek, babasının parasıyla aldığı arabayla statüsünü ve gücünü köpürten bir erkekten daha güçlü.
Aklı başında her kadın bir noktada bunun farkına varıyor, bunun hakkını veriyor, emin olun, sevgili çok güçlü erkeklerim, erkeklerimiz. Testosteron pompalayan objelerin aidiyetinden etkilenerek bir erkeğe ilgi duyan kadının ise, sizin kadar güçlü bir erkeğin hayatında yeri yok zaten, olamaz, bırakın körler – sağırlar birbirini ağırlar kadar güzel bir atasözümüzün oluşu bir işe yarasın.
Bırakın onların erkekliği, kız arkadaşının giydiği mini etekten bile zarar görebilecek kadar güçsüz, sesini yükseltmediği, masaya yumruğunu vurmadığı müddetçe lafının dinlenmeyeceğini sanacakları kadar itibarsız kalsın.
Siz var ya siz, siz “asıl minnoş güçlüler”, siz iyi ki varsınız.
Ders, mesai ve hafta sonunu, tatili, beyaz atlıyı, kıyameti bekleme, gelmeyecek. çık ve onları kendin bul...
HAYIRlı olsun! Feminist Sözlük güncellendi. 2017 Duyuru yazısını okumanızı öneririz.
"Feminist Sözlüğün her telden Türkiye feminist hareketi için buluşma kaynaşma tartışma fikir üretme ve duyuru ortamı olmasını istiyoruz. Feminist Sözlük yazarı olmak feminizm için bir şey yapmış olmak için yeterli değil. Fikirlerinizi her ortamda tartışacak donanıma da sahip olmamız gerekiyor."
Devamı: http://feministsozluk.com/discussion/986/
Vegan Perspektifinden Vejetaryenlik Çeşitleri ve Kedilik
Veganlıkla bir video aracılığıyla tanıştık ve denemeye başladık. Zemin hazırdı: kadın sömürüsüne karşıysan her türlü sömürüye de karşısın demekti ve buna hayvanlar da dahil ve tüm canlılar ve hatta doğa… Bir de bakmışsın ki ekolojist bir anarşist olmuşsun. Bir buçuk aydan fazla vegan gibi yaşadık (çoğul konuşuyorum çünkü çevremdekilere de az çektirmedim, buradan tüm dostlarıma sabrından dolayı teşekkür ederim). Metafizik, hayvansever, anarşist, sağduyulu… çeşit çeşit veganla tartıştık sonra ne mi oldu? O başka bir yazını konusu, bu yazının konusu: Vegan Perspektifinden Vejetaryenlik Çeşitleri. Haydi başlayalım. Agresifler için not: Bu sitede yazılanlar gözlemlerimiz sonucu oluşturduğumuz kişisel yorumlardır.
Açıkça söyleyebiliriz ki veganlık bir şehir kültüdür. Çünkü aşırı kalabalıklaşıp daha büyük ekonomiler oluşturmak için şehirleşmeseydik, bu kadar şiddetli bir tüketim ihtiyacı doğmayacaktı. Veganlık, bize göre, kapitalist tüketiminin hayvanlar üzeride oluşturduğu sömürüye bir tepkidir. Veganlık saç çıkarmaz, veganlık sizi daha kaslı yapmaz, yatakta daha aktif yapmaz (yapsa bile olay bu değil), veganlık sizi ermiş de yapmaz; ama daha az sömürünün olduğu daha etik bir dünya için umut olabilir.
Hz. Google, veganlık hakkında şöyle buyurmaktadır: Ey veganlar, hayvan sömürüsüne dair hiç bir ürünü tüketmeyin. Şüphesiz ki buna balık, deri, ipek, bal ve benzeri ürünleri de dahildir.
Özetle insan sömürüsüne karşıysan hayvanların eziyet görmesine göz yumamazsın. Bu kadar basit! Demek isterdik; ama o kadar da basit değil. Anlamak kolay. Zor olan, et obur bir dünyada vegan olmak. Şurası kesin ki gelecekte doğa ile uyumlu bir ütopyada, herkes vegan olacak. Eskiden sigara sağlığa yararlı diyorlardı. Popüler bir sigara firmasının, atını seven maskülen kovboy tiplemelerini hatırlayın, üçü de akciğer kanserinden öldü. Ayrıntısı için yandaki fotoğrafa tıklayabilirsiniz. Bu bir insanlık ayıbıydı. Çocuk çizimlerini bile sigara reklamında kullanıyorlardı. Olay et için de geçerli. Sağlıksız üretilmiş et kanser yapar. Yapmasa bile şu an gezegen üzerinde o kadar kalabalığız ki ihtiyacımızı karşılamak için hormon pompalanmış et üretimi ve toplu katliamlar gerekiyor. Ve bu zulüm hâlâ ve her gün sistematik olarak gerçekleşiyor. Ne yapacağız peki? Vegan olamıyoruz; çünkü çok zor, çünkü sistem ete yönelik ürünler sunuyor ve evrenin merkezi, medeniyetin beşiği, Anadolu’nun göbeği, bozkırın çiçeği MS 2013 Ankara’sında bile her yer kebapçı dolu! ASPEVA (Allam Sağlık Para Et Ver Amin) Galaksinin diğer sarmalındaki İstanbul’da ise veganlık lüks bir yaşam tarzı. Gönül ister ki vegan ürünleri ucuza bulalım hayvan katilleri de fakirlikten ölsün, soyları kurusun ya da turizmle ilgilensin. İşte öyle bir dünya yok, böyle bir dünya var ve bu şehir hayatında (dikkat ederseniz şehirden arı kırsalı yaşamı dahil etmiyoruz) evet bu şehir hayatında insanlar çeşitli stratejiler geliştirmişler ve çeşit çeşit diyetler oluşmuş. Biz de diğer sitelerden farklı olarak vegan gözlüğü ile vejetaryenlere bakalım istedik. Öncelikle veganlar:
Veganlar
Raw Veganlar: Çiğ Veganlar, pişirmeyenler.
Frutarianlar: Meyveciler, misal Gandihi. Bu diyeti uygulayanlar dalından kendiliğinden kopmuş meyveleri tercih ediyor. Anadolu’daki doğaya müdahale etmeyen dervişler gibi ve
Klasik Veganlar: Hayat şartları zorunlu olarak bizi vegan diyetine maruz bırakabiliyor; mesela Lost dizisinde adamlar adada avakado yiyip duruyorlardı. Ya da aşırı yoksullar, Kurusowa filmlerindeki çiftçiler sürekli lapa yiyordu. Bu üç tür birbirine yakın olduğu ve şehir baskısından uzak olduğu veya taviz vermediği için tek sayabiliriz. Zaten aralarında o kadar da kesin çizgiler yok.
Ve Kedilerin İnsanı Evcilleştirmesi
Şüphesiz gezegenimizin en rahatına düşkün ve en akıllı canlıları kediler; çünkü kediler, köle olarak seçmeden önce insanı uzun süre gözlemlediler. Ve ilk defa bacağına sırnaşmasıyla ayağı dolanan insan yerleşik hayata geçmek durumunda kaldı. Bu sayede insanlar avcı-toplayıcı dönemi (10 000 yıl önce) aşıp yerleşik tarım toplumuna geçti. Tabii kedilere isyan edip “ben avcı olacağım, arada bir köy yağmalayacağım” diyen saldırgan primatlar da oldu. Onlara karşı kedileri korumak için şehirler ve tapınaklar oluşturuldu. Mısır uygarlığı en bilinen örnektir. Bir başka kedi hikayesi ise orta çağda geçer. Kedilerin baskı ve sömürüsüne dayanamayan Kilise savaş açar ve özellikle siyah kedileri ve onlara bakan cadıları diri diri yakmaya başlar. Avrupa’da orta çağ bu yüzden karanlıktır. Sonra ne mi olur? Farelerin sayısının artmasıyla birlikte korkunç bir veba salgını başlar ve Avrupa dersini alır. Sen misin kedi yakan? Mısır İmparatoru kedilerin, orta çağ karanlığından sağ kurtulan ve sokağa düşmeyen, şanslı torunları günümüzde, Instagram’da atlarının bıraktığı yerden fotomodel olarak hükümdarlıklarına devam etmektedirler. İnanmıyorsanız herhangi bir hesabı ziyaret edin ya da buraya tıklayın. Gördüğünüz gibi kediler kendi sosyal medyalarını da oluşturdular ve hipnoz ettikleri insan köleler aracılığıyla her çeşit pozlarını tüm dünya ile paylaşmaktadırlar. Gezegenin sözde akıllı canlısı, insan ise kedilerin yükselişi sırasına ne mi yapıyordu? Durmadan savaşıyordu. Zaten bu kedilik dışı, agresif, yağmacı, açgözlü davranışlar kedileri bile korkuttu. Aşağıdaki 1945-2004 arası nükleer denemeleri anlatan ibret verici video insanlığın ne derece tehlikeli bir tür olabileceğini gösteriyor. Kediler pişman. Keşke bakıcı olarak Neandertal‘lara, o da yetişmedi otobur gorillere, sırnaşsalardı; ama artık çok geç. Kediler de hata yapar; ama insan kadar değil.
“Şehir” Adlı Canavar
Tekrar söyleyelim veganlık bir şehir kültüdür. Şehir olmasaydı veganlık da gerekmezdi. Fakat veganlık kolay değil ve bu yüzden vejetaryenlik, yani veganlığın biraz daha şehre uyarlanmış, taviz vermiş ama pes etmemiş hali ortaya çıkmıştır, diyebiliriz. Ekolojist ütopyaları bir kenara koyarsak metropoller gerçek birer canavardır. Metropoller insanlarla beslenir ve sürekli büyür. Büyümek için de kadın sömürüsüymüş, modern kölelikmiş, hayvan haklarıymış, çevre kirliliğiymiş, kutuplarmış umurunda olmaz. Kim evindeki sıcacık çorbadan vazgeçer, aynı şekilde hangi süper zengin villasından ve son model çok beygirli arabasından vazgeçer, içlerinden biri ferrarisini satmış ne fark eder? Bu yüzden biz hep çoğunluğun küçük eylemlerinin, marjinallerin aşırı eylemlerinden daha etkili olacağını düşündük.
Gelelim sosyal vegan dediğimiz, vejetaryenlik türlerine:
Budist Vejetaryenler: Budistler hayvan ürünleri ile birlikte, soğan ve sarımsak türlerini de tüketmekten kaçınırlar. Coğrafi koşullar nedeniyle sebze yetiştirmenin zor olduğu Tibet’te etyemezlik nadir uygulansa da, günümüz dini liderleri etyemezliğin mümkün olduğu yerde benimsenmesini öğütüyor. Açlıktan ölsünler mi? Lakto Vejetaryenler: Süt tüketen veganlar. Süt ve süt ürünlerinin ehlileştirilmesi binlerce yıla dayanıyor. Bu kültürü kalabalık şehirlerde denemeye kalkışınca ineklerin toplu işkence görmelerine neden oluyor. Tekrar söyleyelim şehir dışında bir köydeki Sarıkız ve sahibi emmoğlunun bu meseleyle alakası yok, zaten haberi de yok. Ovo Vejetaryenler: Yumurtaya zaafı olan veganlar. Karatay yumurta yumurta diye boşuna çıldırmıyor, hayatımıza bu kadar girmiş eski horasan duvarlarındaki sıvaların içine bile bulunan yumurta kolayca alternatifi bulunamayacak bir ürün. En başta ucuz. Lakto-Ovo Vejetaryenler: Yumurta ve süte zaafı olan veganlar. Diğer adı yarı-vejetaryenler. Aslında vejetaryenlerin çoğu bu diyete sahip. Keşke etoburlar da bundan olsa. Pollo Vejetaryenler: Kümes hayvanlarına hayır diyemeyenler. Pesko vejetaryenler: balığa zaafı olan veganlar diye uzatabilirsiniz. Terim üretmek o kadar kolay ki: misal Mont-Vejetaryenler: deri monta zaafı olan veganlar. N’apsın motorcu adam, rüzgarda üşüyor. Görüldüğü gibi hayat şartları, sosyo-ekonomik durum, kültür, coğrafya gibi etkenler diyet üzerinde belirleyici. Fakat şehir izole ve standart bir habitat, bu yüzden şehir mücadelesini ayrı tutuyoruz. Yani Eskimo’nun kürküne, Somali’deki aç çocuğun yiyeceğine karışmak saçma. Fakat şehir kaloriferli evde yaşayan şımarık şarkıcının lüzumsuz kürküne, her köşede açılan kanserli fest fuud restoranlarına lafımız çok. Friganistler: Bunlar beş duyularıyla fazla olduğu düşünülerek çöpe atılmış gıdalardan yenmeye en müsait olanları toplayarak besleniyorlar. Son kullanma tarihi geçtiği anda bir yiyecek birden bozulur mu sizce? Çağımızda o kadar çok ziyan var ki. Friganizm, bu bağlamda et yese bile hem çevreci hem de sağlıklı bir hareket sayılabilir. Tabi beceri ve cesaret istiyor o ayrı. Burada mesele et değil zaten, şehir ve kapitalizm, bu nedenle üzerinde daha çok düşünülmesi gereken bir diyet çeşidi. Üstelik bedeva:) Neyse uzattık toparlayalım: İster koyu bir vegan olun, ister sosyal durumlarda et yemek durumunda kalan, seçim hakkı kendine geçtiğinde veganlığa uygun davranan sosyal bir vegan ya da sadece kırmızı et yemeyen yarı vejetaryen (lakto-ovo) olun hiç fark etmez; mücadele mücadeledir. Aşağıdaki parça ise harika bir kadından, ülkemizin en güzel seslerinden, aynı zamanda bir vegan olan ve uzun süre Kolit Hastalığı ile mücadele etmiş Sertap Erener’den geliyor: “Vur yüreğim…”
Hastalıklarla mücadele eden ve âşık olduğum tüm savaşçı gönüllere gelsin…
Hepimize kedilerce evcilleştirilmek nasip olsun...
Yakın zamanda kaybettiğimiz Türkiye’de de sürekli gelip konuşmalarda bulunan Dünyaca ünlü sanat eleştirmeni John Berger’ın Görme Biçimleri belgeselindeki kadın imgesini işlendiği bölüm. Belgeselin sonunda kadınlarla yapılan söyleşi özellikle izlenmeye değer.
Toplumumuzun önemli bir gündemi olarak yer alan, çocukların çok erken yaşlarda evlendirilerek, ruhen ve sağlık açısından da büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmasına sebep olan ve gelecek nesillere de olumsuz şekilde yansıyan bu evliliklerin sakıncaları ve sonuçlarını içeren bilinçlendirmenin vurgulanması amacıyla düzenlenen “Çocuk Evlilikleri” Afiş Tasarım Yarışması Kazananları geçtiğimiz günlerde belli oldu.
Birincilik Ödülü / Gizem Mehmetoğlu
şu üç serseriye hadlerini bi bildirseniz ne güzel olur - link ekleyemiyorum aratınca hemen çıkıyorlar zaten - evlad-iosmanli, antikemalistseriatci, yazarsair
Trollere karşı verilecek tek etkili cevap dikkate almamak, engellemek ve insanlara da bunu tavsiye etmektir diye düşünüyorum. Bırakın kendi kendilerine kussunlar en sonunda kendi üstlerine kusup boğulacaklar.
Maraba aileme ve ailemdeki kadınlara feminizmin gerekliliğini ve kadın erkek eşitliğinin normal olduğunu anlatmaya çalışıyorum bu akşamda teyzemler amcamlar hep birlikte otururken erkek kuzenim masayı toplamaya yardim etmezse benimde toplamıycağimi söyledim kardeşim de bana katildi öğlen bu konuyu teyzemlere detaylı bi şekilde anlattığım da bana hak vermişlerdi ama akşamleyin tüm aile de saka konusu oldu bu olay sence bu konuyu nasi ciddileştirebilirim moralim çok bozuldu cevaplarsan sevinirim
Çok çok zor bir soru. Alttan alttan giydiren filmler izletebilirisin belki. Feminist filmler listesi yayınlamıştı feminist sözlük bir ara. Fakat ev içi mücadele bunlardan en zoru. Herkesin eşit hakları olduğunu doğuştan beri bu haklara sahip erkeklere hissettirmek, Afrikadaki açların halinden anlamalarını beklemek gibi bir şey. Yılmadan yine tek tek lobi faaliyeti yapıp evdekileri organize etmeye devam etmelisin bence. Sonuçta otorite (baba) figürüne direnmek ve ciddiye alınmak için toplu hareket etmeniz gerekiyor.
Röportaj: Boşanma Törenini Coşku ile kutladığımız Selvi Aktaş’la MorÇetele konuştu.
Hepimiz Selvi’yi sosyal medyadaki fotoğraflarıyla tanıdı. Çünkü alışılmışın dışında bir şey yapmış ve arabasına ‘boşandım’ yazarak kutlamıştı. 25 yaşında bir kadın, 5 yaşında bir kızı var. Muş’ta yaşıyor, muhafazakar bir ailesi var...
5 yıl boyunca bugünü bekledim diyor. Anlıyoruz ki canına taketmiş kadınlardan biri Selvi...
Ama o 5 yılda hukuk mücadelesini sürdürürken kendisini de özgürleştirmiş bir kadın.
Bir anda sosyal medyanın gündemine oturdu, herkes fotoğraflarını paylaştı. Kimisi destek oldu kimisi linç kampanyası başlattı...
Ama onun tek bir amacı vardı fotoğraflarını paylaşırken... Kadınlara bir mesaj vermek istiyordu: “Tüm kadınlar kendi güçlerinin farkına varmalı!”
Bizde Mor Çetele olarak, madem “kadın düşmanlarının çetelesini tutuyor, kadın mücadelesinin sesini yükseltiyoruz” diyerek çıktık bu yola, o zaman Selvi’nin mücadelesini de yazmak zorundayız dedik.
İlk önce paylaşım yaptığı sayfayı bulduk, oranın içerisindeki binlerce yorum arasından Selvi’yi farkettik ve bir mesaj gönderip beklemeye başladık, acaba görecek mi mesajımızı diye...
Ve Selvi mesajımızı gördü... Bizimle sohbet etmeyi kabul etti.
“Neler sorsak?” diye düşünürken Selvi açtı telefonu. Sonrası çorap söküğü gibi geldi.
Çok sıcak, çok içten bir sohbet oldu. Merak ettiklerimizi, tereddütlerimizi, beklentilerimizi birlikte konuştuk ve bu röportajı oluşturduk...
Sizi biraz daha yakından tanımak istesek nasıl anlatırsınız kendinizi?
Ben 25 yaşındayım şuan babaannem ve dedemle birlikte yaşıyorum. 18 yaşımı bitirip 19 yaşıma girerken evlendim. 1 yıl 4 ay evli kaldım sadece. Sonra 5 yılım boşanma süreciyle geçti. Okulumu bitirmedim ama şimdi okuyorum açıköğretimden devam ediyorum. 5 yaşında dünya güzeli çok akıllı bir kızım var.
18 yaşım bitince evlendim dediniz. Nasıl evlenmeye karar verdiniz?
O dönemler ben babamla, üvey annemle falan yaşıyordum bir nevi kurtuluş çabasıydı benim için. 18 yaşında genç bir kadındım. Eşim de çok yakışıklıydı. (gülüşmeler) Bir kurtuluş yolu olarak düşünerek, isteyerek evlendim.
1 yıl 4 ay sürdüğünü söylediniz evliliğinizin. Neler yaşadınız bu süreçte?
Eşim hayatı boyunca hiç çalışmadı. Çalışamıyor adam. 2 ayda 12 kere iş değiştirilir mi? Öğlene kadar bir yerde, 1 gün başka yerde öyle değişik bir insan. Kafası hep birşeyleri satmaya çalışıyor. 2 kere aldığım evin eşyalarını sattı mesela. Çok yakın bir arkadaşım var. Kocasından gizli bana kefil oldu sıfır ev dizdim. Arkamı döndüm bütün eşyaları satmış. Hemde 1000 lira gibi bir paraya. Sıfır aldığım, 2 ay kullanılmış eşyalarımı 1000 liraya sattı. Sonra benden habersiz benim böbreğimi satılığa çıkardı.
Peki canına takettiren ne oldu?
En son çocuğu doğur satalım dedi. Bunu duyduktan sonra biz karakolluk olduk. Zaten herşeyimizi satmıştı, babaannemin evine yerleşmiştik o yüzden bende, “çocuğumu bile satmayı bana teklif ettin ya ben seninle artık yaşayamam” dedim gönderdim bunu 6 aylık hamileyken.
Peki o ayrıldığınız süreçte ne gibi tepkiler aldınız?
Daha sonra inanılmaz bir çevre ve aile baskısına maruz kaldım. Herkesin gözü önünde sabah 8’de karnım burnumda evden çıkıp işe gidiyorum adam evde yatıyor. Herkes bunu görüyor ama aslında görmüyor. Herkes diyor ki “Selvi ne yaptı ki acaba bu adam bunu bırakıp gitti”. Beni tekrar barışmaya mecbur bıraktılar. Daha doğrusu ailem tam olarak şunu istedi: “Boşan sana boşanma demiyoruz ama çocuğu doğur.” Çünkü insanlar acaba çocuk ondan değil mi demeye kadar vardırdılar dedikoduyu. Eşyalarımı satıyor, beni borçların içerisinde bırakıyor kimse görmüyor, bana şiddet uyguluyor kimse duymuyor. Hamileyken bile şiddetine maruz kalıyordum. Düşünün ki hem dışarda çalışıyorsunuz, hem evde çalışıyorsunuz, hemde şiddet ve hakarete maruz bırakılıyorsunuz. Karakola gittiğimizde karakolun içinde bile bana saldırdı.
Bunu sosyal medyada yayınlama fikrine nasıl karar verdiniz?
Ben aslında bu resimleri çektiğim gece bir video da yayınladım. Tabiki evliliğiniz için, mutluluğunuz için savaşın ama olmuyorsa, yetmiyorsa size yapılan hakaretler zulümler bitmiyorsa bitirmeyi bilin demek istedim. Sizden kıymetlisi yok, en kıymetli sizsiniz. Siz olmazsanız bu dünya da olmaz demek istedim.
Benim gözümle gördüğüm, duyduğum bir sürü olay var. Kadınlar dul olmaktan korktukları için boşanamıyor. Benim yakın akrabam mesela, mesleği var ekonomik gücünü de eline almış bir kadın. 8 yıldır boşanmış ama alyansla geziyor hala. Çalıştığı yerde kimse boşandığını bilmiyor. İnsanların davranışı değişir diyip söyleyemem diyor.
Ben bu algı değişsin istiyorum. Kadın boşanınca dul oluyor, erkek boşanınca bekar oluyor. O zaman erkek daha da bir rahatlıyor. Hayır efendim, biz boşanınca daha mutlu olabiliriz. Bunu göstermek için sosyal medyada paylaşmak istedim.
Paylaştığınız sayfa sosyal medyada bir çok kez gündeme gelmiş bir sayfa. Evlenen ya da evlenmek üzere olan kadınların paylaşım yaptığı bir platform, yani farklı bir misyonu var. Neden o sayfada paylaştınız?
Çünkü o sayfada bir sürü de dert yanan kadın var. Kocamdan şiddet görüyorum diyerek yara izlerini çekenler var. Çalışmıyor ne yapayım diyenler var. Ben videoyu ve fotoğrafarı bu yüzden oraya attım o zaman boşanın çekmek zorunda değilsiniz demek için.
Sosyal medya üzerinden hem olumlu hem de olumsuz yorumlar var. Nasıl yorumlar geldi, bu yorumlar neler düşündürdü size?
Abartısız binlerce tebrik mesajı aldım. Bunların %99’u kadınlardan geldi. Hem tebrik edenler hem de bende böyle bir süreçteyim ne yapayım diye akıl danışanlar oldu.
En çok üzen sosyal medyada kadınlar bana karşı nafakaya hayır kampanyası başlatmışlar. Bari siz yapmayın dedim. Kendisi bana 50.000 tl borç bıraktı. Benim aileminde öyle aman aman bir durumu yok. Biz ayrıldığımız zaman manavlık yapmaya başladım. 12 günlük bir bebekle çalışabilecek başka iş bulamadım. Ben kocamı evden gönderdiğim zaman çocuğuma takılan ne kadar para altın varsa onları da alıp götürmüş giderken. Tüm bunları bilmeden hakkımda kadınların yaptığı bu kampanya beni gerçekten üzdü.
Bakın günlerdir haberlerde sosyal medyada ben varım. O adam diyebiliyor mu ki bu kadın böyle rezil bir kadındır. Asıl o suçludur diye. Diyebilecek tek cümlesi yok. O da bir video yayınlasa en az benimki kadar paylaşılacak ama yapabiliyor mu? Yapamaz.
Erkeklerin de mesaj atanları tebrik etti, yorum yapanları da linç kampanyası başlattılar. Biliyoruz ki şiddet gören, yanlış evlilik yapan kadınların çoğunun evliliği ölümle sonuçlanıyor. Ölmeden boşanmayı beceremiyoruz. Erkeklerde buna alışık ya, ölmeden kurtulmuş olmam onları çok rahatsız etti. Güçlü kadın görmek erkeklere göre değil. Ama ben oraya çıkıp ağlayıp sızlasaydım farklı olurdu, çünkü acımayı severler. Ben acınacak halde değilim, sizsiniz acınacak halde olan. Ben sizin kirli çamaşırlarınızı temizlemekten kurtulmuşum niye mağdur olayım? Ağlamıyorum, ezilmiyorum, utanmıyorum diye linç kampanyası başlatmışlar.
Peki bu paylaşımlarını ailen gördü mü? Ne dediler, tepkileri ne oldu? Çünkü ilk ayrılma sürecinde epey bir baskı gördüğünü söylemiştin?
Biz 5 yılda bir çok şeyi aştık. Ben bu durumu aileme normalleştirdim. Ailem artık ‘dul’ olmanın kötü bir şey olmadığını anladılar. Önceden öyle değildi tabii. Muhafazakar bir ailem var, Muş gibi bir yerde yaşıyoruz ve çok geniş bir ailemiz var, bir çok aşirete mensubuz. Evlenmeden önce dışarı çıkma ne işin var bu saatte kavgaları yaşarken şimdi öyle bir durum kalmadı. Sadece ne zaman gelirsin diye soruyorlar. Bu 5 yıllık süreçte kendi ayaklarım üzerinde durabildiğimi, çalışabildiğimi gösterdim. Aslında ailemin içerisinde de kendimi özgürleştirmiş oldum. Onların gözünde sadece erkeklerin yapabileceğini düşündükleri bir çok şeyi bir kadın olarak tek başıma yapabildiğimi göstermem onların da kadın erkek algılarını değiştirdi.
Peki boşanma sürecin neden o kadar uzun sürdü?
Hukukta çok açık var. Bu süreçte hukuk çok engel oluyor size. Mesela benim eşimin nerede olduğu belli değil, bazı nedenlerden adresi bilinmiyor ama mahkeme bana diretiyor tebligat gidecek o adam imzalayacak diye. O yüzden çok uzadı süreç.
Peki son olarak Mor Çetele aracılığıyla kadınlara ne mesaj vermek istersin?
Tüm kadınlardan kendi güçlerinin farkına varmalarını istiyorum. Bende ilk boşanmak istediğim de aile, etraf desteği yoktu arkamda. Ben kucağımda 3 günlük bebekle, 50 bin lira borçla ortada kalmış durumdaydım. Bütün bunlara karşı tek başıma mücadele ettim. Bütün kadınlarda böyle tek başlarına ayakta durabilecek kadar güçlüler.
Kadınlar en çok da çocuklarına kıyamadıkları için boşanamıyorlar. Eğer siz çocuğunuzun gözü önünde hakaretlere, şiddete, aşağılanmalara maruz kalıyorsanız emin olun ki o çocuğu o evde büyütmek yerine tek başınıza büyütmeniz çok çok daha iyi gelecektir çocuğunuza. Hatta bence bir çok evlilik çocuklar için bitirilmelidir. Ve son olarak, mücadeleden asla vazgeçmeyin.
Mor Çetele’ye ulaşmak için: www.facebook.com/morcetele www.twitter.com/morcetele