"Bir annenin mırıldandığı şeylerdir Ali,
çocukluğun yaprağı,
evin iyiliğidir"
Iyi ki doğdun güzel kardeşim...
todays bird
Jules of Nature

⁂

ellievsbear
Sade Olutola

izzy's playlists!
wallacepolsom
Today's Document
he wasn't even looking at me and he found me
Cosimo Galluzzi
we're not kids anymore.
cherry valley forever

Product Placement

pixel skylines
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
RMH
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

roma★
One Nice Bug Per Day
Alisa U Zemlji Chuda

seen from Portugal

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Russia
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Ukraine
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Singapore

seen from Malaysia

seen from Italy

seen from United States
seen from India
seen from Germany
seen from United Kingdom
@ferfecirkara
"Bir annenin mırıldandığı şeylerdir Ali,
çocukluğun yaprağı,
evin iyiliğidir"
Iyi ki doğdun güzel kardeşim...
Öyle bir kara leke ki;
Utancı bir şehre değil,
koca ülkeye yeter...
Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Ne de şanlı bir gün bugün!
Ermeni ve Pontus katliamları,
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmesi,
Dersim katliamı,
Sabahattin Ali'nin katledilmesi,
12 Mart ve 12 Eylül cuntaları.
Diyarbakır zindanları,
Çorum,Maraş,Madımak,Gazi katliamları.
Ve sayamadığım onlarcası...
Ne de şanlı bir gün, bugün!
Kutlu olsun!
"Bir annenin mırıldandığı şeylerdir Ali,
çocukluğun yaprağı,
evin iyiliğidir"
Iyi ki doğdun güzel kardeşim...
Sabahattin Ali bizim yüreğimizdir.
"Harcanıp gidiyor insan dediğin. "
çanakkale boğazı’ndan gemiler geçer
insan buna baktıkça içer
çok tehlikeli iştir gemilere bakmak
ikidebir buralardan gidesi gelir insanın
pis iştir gemilere bakmak
binip gidemezsin
kalakalmışlığın ruhunu zedeler
Zikrimin İnce Güzü … Yürüyorlardı, havadan sudan konuşarak ve havadan sudan konuşmaya özel özen göstererek, bunu birbirlerine hiç göstermeyerek yürüyorlardı yola bir eziyet biçiminde, bunu yola sezdirmeden. Yolun da onlarla fazla ilgilendiği söylenemez. Bir gören olur, bir duyan olur kuşkusuna bürünmüş, kuşkularının yakalarını kaldırmışlardı. En azından birbirlerini duyabilirlerdi. Buna daha önce çabalamış, başaramamışlardı.
Yitirmenin şiiri her ikisinin de başını iyice döndürmüştü. Yitirmeye alışmak da bir biçim işte. Büyük adamcılık oynayan çocuklar gibiydiler.
Yeniden mi başlamak? Yaşanmışlar yaşanmamış varsayılabilir mi?
Söz bitti. Yol bitmiyor. Yolun kıyısında ısırganlar bitiyor. Dört dörtlük susku. Derken susku tükeniyor.
- Oturalım mı şuraya? dedi adam. Kadın umursamaz, duraladı. Bakındı. Oturdular.
Kadın martıları saymaya koyuldu, çok şeyler düşünüyormuş, korkunç bir şeyler söyleyecekmiş, yılları iki tümleçin sırtına yükleyecekmiş gibi aralandı tavşan ağzı, bir şeycik demeden kapandı dudakları.
Adama geldi bir şey dememe sırası. Karadeniz'e doğru yol alan bir argın gemiye bindi gitti adam kadından gizli, yerinden hiç kımıldamadan. Eğer güçsüzsek güçlü olmaya her sabah yeniden and içmenin anlamı yok. And da içki gibidir, fazla içilmemeli, her şeyin fazlası sakıncalı. Adam cebinden konyak şişesini çıkardı, dikledi, sanki o gün içkiyi bırakacakmış gibi.
Bir yerlerden başlamak gerekliydi söze.
- Biliyor musun, ben sana hiç de az değilim, çünkü söylediklerimiz pek önemli değil…Söylemediklerimiz ve ağzımızdan kaçırdıklarımız var…
Havada dondu kaldı adamın dedikleri.
İkisi bir süre boş boş adamın dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine belli ederek. Bir özgür simitçi geçti adamın dedikleriyle oturuşları arasından. Adam sigara çıkardı. Yakılındı. Aynı anda üflediler dumanlarını. Dumanları birbirine karıştı, dumanlar dondu kaldı karşılarında, dumanlar cürmü meşut, dumanlar hüzün dağları adamla Üsküdar arasında, kadınla Kızkulesi arasında, adamla kadın arasında.
- Hiç bir şey daha söyle, kalkalım! dedi adam kırgınca, sigarasını denize attı.
- Neden hep böyle mutsuzsun? Ya da öyle olmaya uğraşıyorsun?
sözleri döküldü kadının tavşan ağzından.
Kimbilir ne demek istiyordu? Kimbilir neler düşünüyordu. Devrilen bir şarap şişesi gbi döküldü cümle, ne denli silsen de silinmez devrilme.
- Kalkalım! demeden kalktı adam. Kalktılar. Yürümeyi yapıştırdılar demin yırttıkları yerden. Adam yola ettiği eziyeti inceliyor, kadın çok sevdiği ayakkabılarını birbirine değişik açılarda basarak kimbilir dansı adımları deniyordu. Çirkin beton bir elektrik direği geçti aralarından.
Ne kadar yürünse ne olur bu yol?
Adam adımlarını yavaşlattı. Kadın hızlanıyordu ve ardına bakmıyordu. Sanki uzun süredir birlikte yürümüyorlardı.
Adam durdu, kadın gidiyordu. Adam karşı kaldırıma geçti, geri döndü. Sıfırdan başladı yürümeye. Yol aynı yol, ısırganlar sanki daha sevecen.
Hem kundura boyacısı hem hüznünün işportacısı bir çocuk oturmuş yolun kıyıcığına gülümsüyordu.
- N'aber? - İyi! - Gel oturalım şu çay bahçesine, parlat bakalım dul ayakkabılarımızı. - Yenge n'oldu? - Yolu sevdi, yürüyor.
Kapıştılar cila kokusuyla konyak kokusu.
Çocuğun eline büyük geliyor fırçalar, tam kavrayamıyor, kimi zaman birini düşürüyor, hemen o sırada öbür fırçayla boya sandığına bir iki vuruyor, yere düşen fırçayı havada bir iki döndürüp yakalıyor, sanki bu onun belirli bir numarasıymış gibi yapmaya uğraşıyor, can havliyle koyuluyor ayakkabıyı parlatmaya.
Yaşı ondört. Gören altı, bilemedin yedi sanar. Gelişememiş. Niye gelişsin, gıdasız kalorisiz bir büyüme denemesi. Diyarbakır'dan gelmişler. Babası üveymiş. İlkini vurmuşlar Tophane'de.
Okutmuyormuş yeni babası.
- Okuma neymiş? Çalış, para getir ulan! demiş. Burnunun sümüğünü sildi boyacı çocuk. Ele sümük burna boya bulaştı.
- Yeni baban ne iş yapıyor? - İçiyor! Havada dondu kaldı çocuğun sözcüğü.
İkisi bir süre boş boş çocuğun dediklerine baktılar, birbirlerine sezdirmeden, birbirlerine bakmamaya özen göstererek, bunu birbirlerine hiç çaktırmadan ve hüznün yasalarının kapsamı dışına sarkmadan.
Utana sıkıla bir fırt aldı adam konyağından, boyacı çocuk yanık ötesi bir türküye başladı kürtçe.
- Sen okuma yazma biliyor musun?
diye kesti çocuk türküyü. Adam doğal bir baş hareketiyle olumlu yanıt verdi.
- Bana da öğretsene! - Boşver be çocuk, olduğun gibi kal.
Çocuğun kapkara gözleri büyüdü kadife bir istek fışkırdı gözlerinden. - Ben senden boya parası almiim. Sen bana adımı yazmayı öğret. - Peki. Yalnız hep türkü söyleyeceksin. - Türkü kolay, söyleriz.
dedi çocuk, yürek kakan bir gazele başladı.
Zaman zaman şah damarı yerinden fırlayacak gibi, incecik boynu kızaran yerinden kopacakmış gibi oluyor, kara gözlerini devirip denize bakıyor, deniz oralı olmuyor, çocuk denize küsüp gene adama dönüyordu.
Kalktılar. Çocuk boyundan büyük sandığını sırtladı. Isırganların yanından yürümeye başladılar.
Köşedeki bakkaldan bir defter, bir kurşun kalem, bir silgi aldılar, hiç konuşmadan, çocuk büyük bir adam gibi, adam küçücük bir çocuk gibi yola koyuldular.
Arkadaşsız yürünmüyor ısırganlı yol… ..
Ferhan Şensoy
“Olamadığımız yerde, mutlu olacağımıza inandırmışız kendimizi.”
“çok kadınlar bilmek gerek, bir kadının kıymetini bilmek için…” … “çünkü söylemediklerimiz ve ağzımızdan kaçırdıklarımız var…” … “Çok okyanus düşünceler içindeyim.” … “biraz firar ve turfanda sessizlik bir keten pantolonla bir yaz geçirdik sanırım siz bizim güzel yoksulluğumuzu sevemediniz..” … “İşsizliği yasaklayan bir anayasa istiyorum ! Var mı yapıcısı ? ” … “Hepimiz biraz balık, biraz bahar nezlesi, biraz şiir, bir o kadar parasızlık..” .. “Cinayet dediğin illa da kanlı bıçaklı olmak zorunda değildir, aşk da bir cinayettir.” … FERHAN ŞENSOY
“Bir kız bulup âşık olacağım, en salak halim gelip yüzüme yerleşecek, yaşamak bir başka heyecan ve boyut kazanacak.. Kıza şiirler düzeceğim, O bana UMUT verecek.. ya da bana öyle gelecek, orası önemli değil. Bir gün ” gel !“ diyeceğim,gelmeyecek.. Ben saldıracağım içkiye, onurunuza kavak ağaçları !” — FERHAN ŞENSOY
“Eylülün biri, dünya barış günü. bugün savaşmayalım, yarın bombalaşırız! savaşseverlerin tatil günü.”
“Suskunluğunu korudu, susunca haklı çıkıyor insan. bir bok denizindeydik; umuttu Godot”
“Bir kız bulup âşık olacağım, en salak halim gelip yüzüme yerleşecek, yaşamak bir başka heyecan ve boyut kazanacak.. Kıza şiirler düzeceğim, O bana UMUT verecek.. ya da bana öyle gelecek, orası önemli değil.
Bir gün ” gel !“ diyeceğim,gelmeyecek.. Ben saldıracağım içkiye, onurunuza kavak ağaçları !”
“Gidiyorum dersin fakat hiçbir yere gidemezsin, Sahi böyle miydi bıkmak yaşamaktan”.