haaa siktir bee..
sheepfilms

@theartofmadeline

⁂
Peter Solarz

pixel skylines
Today's Document
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
tumblr dot com
Jules of Nature
Game of Thrones Daily

JVL
styofa doing anything

ellievsbear

if i look back, i am lost
TVSTRANGERTHINGS

祝日 / Permanent Vacation

Origami Around
art blog(derogatory)
todays bird
AnasAbdin

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Bulgaria

seen from Indonesia

seen from Taiwan

seen from China

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Netherlands
seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Philippines

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
@gunlukraki
haaa siktir bee..
yollarıma çıkma, çıkarsan hiç acımam
gözlerime bakma, bakarsan dayanamam
bilirsin sen beni, ne çok sevdim seni.
seni bekleyeli belki on dört bahar geçti
Gözyaşlarını benim yüzüme dök, yumruklarını göğsüme indir, ne istersen yap. benden nefret et .
- öldüğümü anneme hiç belli etmedim..
yıllar geçti.. ben öldüm ama annem hiç anlamadı öldüğümü..
canımın içi, böyle şeyler yalnızca romanlarda olur.
canımın içi, seninle roman yazabilirdik.
canımın içi hayatımız roman...
Kim olduğumu bilmiyorum. Kör bir adamın el yordamıyla duvarları yoklaması gibi dokunuyorum günlere, insanlara, kelimelere.
Hiçbiri tam olarak bana ait hissettirmiyor.
Sonra seni düşünüyorum. olduğum gibi yani eksik, karışık, kelimeleri yanlış yerlere koyan, sesi titreyen, gözleri kaçan hâlimle sevebilecek birinin hayali bile içimi titretiyor.
Belki o kişi olsa cesaret bulurdum. Aynaya bakıp tamam, bu benim diyebilirdim. Belki o zaman gerçekten sevebilirdim birini.
Ama içimde bir yer biliyor ki, o kişi gelmeyecek.
Ya da gelse bile ben yine aynı yerde kalacağım
Sana bakarken boğazımda düğümlenen cümlelerle.
Seni seviyorum demek istiyorum.
Bütün kalbimle, bütün o eksik parçalarımla, bütün o anlatılamayan ağırlıkla.
Ama dilim döndüğünde çıkan ses yabancı geliyor kulağıma.
Sözcükler ya çok küçük kalıyor ya da fazla büyük, hiçbirisi tam oturmuyor.
Sanki kalbimle ağzım arasında kırık bir köprü var ve üzerinden geçemiyorum.
Yine de…
bir defacık olsun, gerçekten inandırıcı bir tonda söyleyebilseydim sana Seni seviyorum u…
belki o an kendimi de ilk defa gerçekten görmüş olurdum.
Şimdilik sadece susuyorum.
Ve içimden, defalarca, sana ulaşamayan o cümleyi tekrarlıyorum.
Bir bakmışsın her şeyin üstesinden gelmişim bir bakmışsın bir gecede her şeyi silmişim…
..bazen olması gereken bu
sabahattin ali’nin dediği gibi ‘‘gözlerimden öptü. ellerimden öptü, ellerimden. avuç içlerimden öptü. unutabilir misin şimdi? ben ölsem unutamam.’’ bende öyle yaptım gözlerinden öptüm ellerinden öptüm avuç içlerinden öptüm unutmasın diye.. ama insan işte unutulur.. unuttu bunları.. kalbim unutmadı dudaklarım unutmadı ben unutmadım..
....
Bazı yollar insanı bir yere ulaştırmak için değil, tam da kaybolduğu yerde kendi izini sürmek için varmış. Ben hala o izi arıyorum. Her sabah uyanıp bugün biraz daha yaşamayı öğrenebilir miyim? diye soruyorum kendime. Cevap hep aynı..
henüz değil...
ıhlamurlar çicek açtığında beni hatırla..
Zamanı kaybettim. Nerede, ne zaman, hangi ara... Hiç bilemedim. Belki dün kaybettim, belki çok oldu. soramadım.. Sokaklar, hep aynı sokaklar ıslak asfalt, sakat bir sokak lambasının titreyişi altında parıldayan balık pulları gibi. Yıllar önceydi... diye mırıldanıyorum ama cümle ağzımda dağılıyor, bir duman halkası gibi. Bir sigara daha sarıyorum gölgemle, bir katil kadar huzursuz, bir serseri kadar kararsız, Şimdi miydi? diye takılıyor peşime. Ben yürüdükçe o sürünüyor, o süründükçe ben batıyorum. Adileşen ne varsa çuvala koyuyorum. sidikli aşklar sokağından çağırıyorlar beni çuvalı soruyorlar .
Bir barmenin sildiği tezgâhta, bir bardaktaki dipte kalan dudak izinde, gece kulaklarında çınlayan bir tren sesinde seni arıyorum. istasyonun merdivenlerinde görsem seni ağlayacağım. Güneş bir yerlerde batıyor, sen bir yerlerde doğuyor gibi geliyor. Bu bir yanılsama, biliyorum.. içimin yağmurlu camlarından süzülen bir hayalet. İsmin, bu kalabalık şehirde kayıp bir eşya gibi, kimsenin uğramadığı bir bulvara atılmışken, bir an... Rüzgârın taşıdığı çöp kokusuna karışıp geliyor. Hiç gitmedi mi buradan? diye soruyorum boş duvara. damlayan bir musluktan başka bir şey değil. seni unutan bir fırıncı gibi hissediyorum. fırının camları hala sıcak.
Ve işte tam o sıra, beklerken beklenmedik bir anda, hem en keskin bıçak yarası gibi hatırlıyor, hem de bir hırsız gibi, üzerine bastığım ıslak izleri silmeye çalışıyorum seni. Aynı anda. Bir yandan en ağır film şeridi, bir yandan son sigaranın dumanı. Silinmiyor.. Boş duvarlara yazılar yazıyorum..
böyleyiz. Bir gecekondu mahallesine benziyor hafızamız çürüyen, unutulan, üst üste yığılan. Ama bir yandan da o mahallede kaybolmuş, ebediyen aradığı bir yüzle dolaşan bir katil var. Kendimize işkence ediyoruz, sonra bir meyhanenin kuytu köşesinde o işkenceye bekçi arıyoruz. Çiçeklerin ismini unutuyorum, damla damla biriken göz yaşlarımı döküyorum onlara.. Bu yüzden gel de Unuttu mu? diye sorma bana. Ya da Unuttun mu? diye sorma. Hiç kimse unutulmaz. Sadece rolleri değişir perde arasında. Bir zamanlar başroldeki oyuncu, şimdi arka sokakta suratına gazete küpürleri yapıştırılmış bir kayıp ilanıdır. Ya da tam tersi, bir figüran, bütün hikayenin kahramanına dönüşür.
karanlığının karanlığıyım ben ve herkes bu pis, güzel, berbat şehirde bir iz bırakır. Bu bir seçim değil, karanlık gibi bir şey. Karanlığım ben hemde çirkinim.. giden gider, o iz kalır. Bir duvar yazısı gibi solabilir, üzerine başka yazılar yazılabilir, ama boyası altından bir şekil, bir imza sızar hep. Bir rakı kadehindeki anason kokusunda, bir otel odasının duvarındaki lekede, bir meczubun mırıltısında yeniden doğar. Ya da o enkazın üzerine, yeni bir bina, yeni bir umut, yeni bir yalan inşa edilir. Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi derdik. Yalanlar söyledik yalan olduk..
Bu, bir veda değil. Vedalar, netliği sever, bir bavul dolusu yanlızlık ve bir istasyon, bir el sallayış. Bense zaten istasyonda unutulmuş bir bavul gibiyim. İçi boşaltılmış, sahibi meçhul. Bunlar, hafızanın enkazından, geleceğin olmadığı bir kayıp atlasa yazılmış, okunaksız notlar. Unutuşun eşiğinde, sırtımı dönmeden önce, arkamda bıraktığım son bakış.
Ve şimdi... Şimdi neydi? Lamba mı söndü, yoksa gözlerim mi kapandı? Fark etmez.
Sessizliği yırtan bir köpek havlaması… Karanlık suların başında unutuyorlar beni, neden bilmem. Yürekler, iğneli iplerle dikilmiş yara izleri gibi. Başıboş uçurtmaların sürüklenişi.. Yakalanmadan soluk alıp veren kaçak hayatlar. Şimdi, tüm bu kırık dökük anlara biraz şehvet katalım, biraz bujondöri... Çünkü unutuluş da bir çeşit çıplaklıktır. Bedenler bir harita gibi açıldığında, üzerindeki her iz, bir hikâye taşır. Dudaklarda eksik cümlelerin payı, tenlerde gizlenen düğümler… Islak sokak lambalarının altında ıslak nefesler, serin çarşaflara karışan itiraflar. Her kaçış, bir başka varoluşa dokunmanın adıdır çünkü. Ve her dikiş izi, bir vazgeçişin değil, bir sahiplenişin sembolüdür aslında. Yanlış yazılmış cümleler doğru okunduğunda..
Vittorio Giardino, İtalya
Bu resme bakınca çocukluğuma ait bir yerdeymişim gibi geliyor bana, garip bir şekilde iyi hissediyorum, şefkatle saçımı okşayan yaşlıca bir kadın vücut buluyor her baktığımda.
basit “kaygı” her şeyin başlangıcındadır.
Bir gün bu sessizlikten çıkacağım... ve o gün, karanlıkta yürüyen herkes için bir fırtına kopacak. Merdivenin başındayım... Soğuk, tenimi değil ruhumu kesiyor. Önümde dipsiz bir boşluk, arkamda yakıp yıktığım bir geçmiş. İnsanlar koşuyor, bağırıyor, yaşıyor... Ben değil. Ben başka bir yerdeyim. Bu şehir, bana ait değil. Rüzgârın sesi, insanların gürültüsünden daha gerçek geliyor. Herkes bir yerlere yetişme derdinde, bense hiçbir yere ait olamamanın huzurunda ve öfkesindeyim. Bazen yürümek kaçıştır. Ben kaçmıyorum. Duruyorum. Bekliyorum. İçimdeki fırtına, adım atmamı engelliyor... ve biliyorum, o fırtına dindiğinde adım atarsam, dünya eskisi gibi olmayacak. Kendi savaşımı veriyorum, görünmeyen bir cephede. İnsanlar gülüyor, sevdiklerine sarılıyor... ben sadece nefes alıyorum, ama her nefesim bir meydan okuma. Bu merdivenin başında, ne zamanı umursuyorum ne de kaderi. Sadece şunu biliyorum Henüz gitme vakti değil...
şarkıda geçen bir hikaye ye kapıldım..