“allah seni bana vermekle bana vermediklerini telafi etmiştir” demiş ali şeriatî, eşi puran şeriatî'ye. tek bir cümle şiir olabiliyormuş.
No title available
todays bird
official daine visual archive

Origami Around
Sweet Seals For You, Always
Three Goblin Art
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Not today Justin

oozey mess
YOU ARE THE REASON
Sade Olutola
macklin celebrini has autism
cherry valley forever
ojovivo
Jules of Nature
RMH
Lint Roller? I Barely Know Her

JVL

Janaina Medeiros

seen from United States
seen from Argentina

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Singapore
seen from United States

seen from Germany
seen from Türkiye

seen from T1

seen from United Kingdom
seen from India

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Germany
@hasretprangalari
“allah seni bana vermekle bana vermediklerini telafi etmiştir” demiş ali şeriatî, eşi puran şeriatî'ye. tek bir cümle şiir olabiliyormuş.
gitmek için vedalara, bavula ya da yollara ihtiyacım yoktu. kafamdaki kapıyı çekip çıktım.
dailyeon
ben senin için savaşmaktan çok yoruldum , bitsin .
çaresizlik nedir, nasıl anlatılır. bkz: attila ilhan.
metin altıok burada yaşamımın tümünü tek mısraya muazzam bir şekilde sığdırmış.
“koca bir yanıttır gökyüzü.”
soru?
Ophelia vase from Marks & Spencer
biz seninle ancak bir su gibi yürüyebiliriz gökyüzüne tükendikçe belki biraz daha yükseğe tükendikçe ağaçların kuru vücudunda. idrak edemediğimiz bir mevsimi yaşıyoruz günlere kısa ya da uzun demek mümkün değil sevgilere de öyle. bil diye söylüyorum; yangından kaçan kaplumbağaları tavşanlara çelme takarak kurtaramayız ama yine de senin ağzının kenarı çok güzel yangını ve bu bilinmezliği göze alacak kadar güzel.
biz seninle manzarayı kapatıyor diye kesilen o iki ağacız bizi duyan orman yanıyor suyun tozunu çırpmıyor artık şelaleler kuşlar konacak yer bulamıyor şehirler taşınıyor yerlerinden. ben kalbimi ışıkları tek tek sönen o evlere benzetiyorum bu saatlerde; soğuk, tekin, kararsız bir şeyler düzelsin diye ütü masası arayan asfaltlar oluyorum kendisinden geçen kırmızı ışıklar sana varamıyorum yine sana dokunamıyorum… ama yine de senin gözlerin çok güzel ıssızlığı ve bu karanlığı göze alacak kadar güzel.
biz seninle mezarlıkta açan iki çiçeğiz makyaj yapmak gelmiyor içimizden ve bunu bilmek kaldıramadığımız yükler veriyor sırtımıza taşıyamadığımız tebessümler suratımıza. gözü açık ölen bir insanın gökyüzünü seyrediyor olması en çok bizi kahrediyor hayatın bize sunduğu bu incelikleri en çok biz sırat biliyoruz en çok bizim suratımız böyle solgun en çok bizim ihtiyacımız var makyaj yapmaya ama yine de senin ellerin çok güzel ellerinle gelen başka iklimler kadar güzel.
biz seninle bir yangına yağan iki yağmur damlası sonu çoktan belli olan bu yağışa boyun eğmeyip ve sarılmak biraz da ateş dağlamaktır deyip kollarımızı bir yaranın dikiş atması gibi açıyoruz birbirimize. içimizde intihar eden bir tanrının ardında bıraktıkları dışımızda kendisini tanrı zanneden bir müphem. sen de biliyorsun belki biraz eczamız olsa gerek kalmazdı bu kadar yangına her aralı bulduğumuz kapıyı umut etmezdik çünkü bilirdik; o kapıyı çarpıp birilerinin gittiğini kapının bile kapanmaya cesaret edemediğini. aslında hiçbir kitapta bahsedilmedi bunlardan hiçbir tanrı da düşünemezdi zaten bu dünyada sana rast gelmeyi sana rast gelip cenneti merak etmemeyi. düşüyoruz şimdi seninle birlikte bir yangının kalbine şimdi kaplumbağalar sana rast gelip beni anlıyorlar.
biz seninle yanyana yaz kış demeden kilometrelerce yol yürüyen ancak birbirine değemeyen elektrik telleri. umudumuzu kaybetmemek için kuşları ağırlıyoruz, topraktan kuvvet alıyoruz. sen ellerimi kıyılara çarpan dalgalar gibi tutuyorsun seninle gelen her şey seninle tekrar gitmeye mahkum. kalbimin derinlerinde hiç sönmeyen bir meşale var kuşlar kadar tedirginim seni severken kuşlar kadar uzak, kırılgan içimde kendisini asan bir insanın bu koca hayatta kendisine ancak ayırabildiği o tabure boşluğu dışımda tanrılar, tanrılar, müphem. ama yine de senin boynun çok güzel bir karıncaya, bir sancağa, kancaya takılan bir balığa yol vermek gibi güzel.
biz seninle koca bir hayat süren ancak hiçbir zaman güneşin doğuşunu izleyemeyen bir binanın batı cephesi. bizi bu tabure boşluğundan ancak malzemeden çalan tanrılar ve bir fay hattı gibi kırılan bu kalbimizin ardında bıraktığı sarsıntılar kurtarabilir.
böyle olmayacak daha anlatacaklarım bitmedi bir tabure çek altına hayatım.
bu şiirden sonra, buraları yakıyor olmamız gerekirdi.
“Tanıdığım herkes gidiyor nihayetinde.” “Yeniden başlayabilirsem eğer, bir milyon mil uzakta kendime göz kulak olacağım.”
ya ben arkamı sana yasladım nerden bileyim dağlar da çekip gider
sanki en kalabalık caddede ellerimi iki yana açıp dursam kimse bana değmezmiş gibi silindim dünyadan.