doktor bey, ben konuşmayı pek beceremem bu yüzden yazarım hep, insanlar beni anlamıyor, beni sadece o ve ben anlıyoruz o kişiyi insan dışında her türlü kalıba sokabilirsiniz. çünkü insanlar dışında her şey beni dinliyor, konuşmuyorlar sadece dinliyorlar. ben odamda kendime ve onlara (nesneler vs.) konuşurum ya da size. belki de fikirlerinizi apaçık duymadığım için rahat rahat konuşabiliyorum, yargılanmadığım için, gereksiz nasihatler vermediğiniz için. doktor bey, terkedilmiş bir ev gibiyim ben, hiç ışık tutulmamış, aydınlatılmamışım, bir kere olsa bile ayak basılmamış, zaten kapım hiçte açılmamış. ben meraklıyımdır biraz, tahmin yürütmeyi severim ve tutarsa da sevinirim, insanları her zaman tanıdığım veya tanımadığım farketmeksizin dinlerim, motive ederim ve onlar için hep bir şeyleri ertelerim. neden bir kere bile içimi göremiyorlar, neden dolu olduğumu göremiyorlar, bıraksalar dağlara taşlara haykıracağımı hiç mi fark etmediler? ben kendimi idare edebilirim, kendimi saklayabilirim, ya saklanan bi hazineysem? hiç mi kazıp sonunu görmek istemediler? muhtemelen kendilerinden bana yer açamadılar, ama bana bir bakın tam bu satırda ben kendime bile yer açamadığımı fark ediyorum, hep başkalarıyla dolu içim, onların dertleri, onların sözleri, onların hüzünleriyle. şükrü erbaş'ın "sakracın kalbi" adlı eserinden bir alıntı okumuştum "kendi 'mahallesi' dışında eli ayağı dolaşır, çocukluğu olmadığı için ne anısı, ne geleceği vardır. acısı varsa da kimsesizdir." doktor bey, ben kendi mahalleme gündüzleri ayak basamamışım, karanlığa hapsetmişim kendimi, farkedilmeyi beklemişim, belki de yok olmayı. hep başkalarının sokaklarını santimi santimine ezberlemişim. ben zihnimdekileri bitiremiyorum, susmuyor, susturamıyorum. düşüncelerim benim zindanım olmuş. ve ben oradan kurtulmak için yeni adımlar atıyorum. ergenlik diye şekillendirebilirsiniz düşüncelerimi, bu yazımı ve size anlattıklarımı. ben bunları çok duydum, ilk seferim değil. kendime güçlü olduğumu lanse ederek sorunlarımı kenara atamam, görmezden gelemem. ben, baskıyı kaldıramıyorum, ben her gün düşünmek zorunda değilim, kendimi yiyip bitiren öfkemi içime atmak zorunda değilim, bir yerde patlak verip kendimi bitirmek zorunda değilim, özellikle bunları yaşamak zorunda değilim. doktor bey, benim okuyacağım daha çok kitap var, keşfedeceğim yeni şarkılar, yazacağım yeni yazılar, deneyeceğim yeni yemek tarifleri, izleyeceğim yeni filmler, dikeceğim daha çok çicek var. ben neden alacağım bir sonraki kitabı, bir sonraki dinleyeceğim şarkıyı, günün ortasında hangi yemeği yapacağımı, izleyeceğim filmin ne olacağını, dikeceğim bir sonraki çiçeğin ne olacağını değil de, ne zaman biteceğimi, atacağım sonraki adımda ne olacağını, arkamda ve önümde benim neleri beklediğini düşünmek istemiyorum. ben biteceğim vakti düşünmek istemiyorum, bitişimin benim elimden mi yoksa başkası tarafından mı olacağını düşünmek istemiyorum. bana yardım edin, ya kendim biteceğim ya da beni bitirecekler. ve ben dolmak istiyorum.












