
@theartofmadeline
d e v o n
noise dept.

Janaina Medeiros
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

⁂

Product Placement

祝日 / Permanent Vacation
Jules of Nature
tumblr dot com
Monterey Bay Aquarium

No title available

JBB: An Artblog!
No title available
h
Mike Driver
taylor price
Cosmic Funnies

No title available
hello vonnie
seen from Venezuela
seen from Venezuela

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Ukraine
@inceelekci
Orkestra.. Çal be kemancı..Doldur meyhaneci..9 8 lik, bazen jazz bazen blues..Amerika sokaklarındaki Ritchie, Beaz..Değisken..Her şey çok değişimli..Eklektizm içimdeki bir deli..Ne yapalım? Ne edelim?..Duygu karmaşası..Evet içimizdeki seslerin birer şefiyiz..Yükselir bazense alçalırız..Uzun soluklu dev konseriz !..Düşünüyorum evet ben düşünebiliyorum, es verdiğimde durup düşünebiliyorum..Duygularımı, içselliğimden arındırmaya çalışıyorum,çabalıyorum,yoruluyorum..Yönetmekten yoruluyorum..Her şeyin elimden gitmesine korkuyorum..Bırakmak isterken aklımın iplerini..Sımsıkı sarılıyorum, sıkıyorum; ellerimi, kollarımı bağlayan o düğümü..Ters işliyor beynim,ruhum,bedenim..Ne yapacağımı bilemiyorum, elim ayağım dolaşıyor, zihnim karışıyor..Ben olamıyorum zannederken; hep ben, o anlarda ben olduğu fark edemeyerek yine kaçıyorum kim bilir..Biz tutunsak da bırakıp kaçmak istesek de..Bir gün o gemi gidecek..içimizdeki rock star cenaze marşı söyleyecek..
Otis Redding-Sitting on the dock of the bay
Ewan MacColl & Peggy Seeger: The Shoals of Herring.
Johnny Cash Hurt
#carpikkentlesme
Bir SOMALI olarak yazıyorum..
17.05.2014
İnsani olarak kendimde, sorumluluk hissetmekte ve 4 gündür yerinde tanık olduğum bu katliamı kendimce anlatmayı bir borç bilmekteyim. Buradan bildiriyorum SİYASİ bir söylemde bulunuyorum. Eğer yapılan usulsüzlüklere, haksızlığa ses çıkarmak, insan vicdanını eleştirmek, yanlış giden düzene karşı çıkmak siyaset ise evet ben siyaset yapıyorum..
Çıkar ilişkisiyle oluşan ortaklıklarla sağlanan karlar, rant , insan sömürüsü(taşeronlaşma) tabi ki bunlar toplumsal fayda için varsa evet ben ve benim gibiler kesinlikle suçludur..
Soma da yaşanan bu faciaya artık kaza demem mümkün değil çünkü olay ne kaza ne ihmal ne tedbirsizlik olay başlı başına; hayatı sömürülen, değersiz görülen işçileri bilerek ölüme terk etmektir.
Olaydan sağ kurtulan bir işçiyle sohbetim; aslında orda ki günlük ritüellerin ne kadar da vahim olduğu sonucuna varmama alt yapı oluşturmama yetmiştir.
Bilinenin aksine çıkan yangın; bu işletmeden önceki işletmelerin, yangın tehlikesi görüp çalışma yapmaya cesaret edemediği bölgede; sırf daha fazla kar gütmek amacıyla göz göre göre, bile bile o bölümden kömür çıkarma çalışmaları sırasında başlatılmıştır..
Şimdi soruyorum 1 işçi üzerinden ekip başı denilen taşeron sahibinin eski söylemle 70 - 80 milyar aldığı bir iş ortamını; yani şöyle özetleyeyim: işçiden taşeronun, taşerondan yerel yönetimin ,müdürlerden şirket sahibinin, şirket sahibinin ortaklarından veya destekçisi olan devlet adamlarının sermaye kazandığı bir çalışma ortamı düşünün.. şimdi nasıl bahsedilebilir demokrasiden insan hakkından, insan vicdanından..
Hadi bunları da bir kenara bırakalım; peki can kaybı sayısının eritildiği, halkın kandırılmaya çalışıldığı bu felakette en basit önlem olan gaz maskelerinin çoğunun bozuk olduğunu kim açıklayacak? Peki cenaze yakınlarının; hayatları boyunca baba, evlat eksikliğinin bedelini kim ve nasıl ödeyecek buna bir cevap var mı? Yok…
Günlerdir tonlarca soru sorduk ve hiç birinin cevabı yok maalesef.. Olmayacak da belki, sindirilmeye çalışılan bir toplum oldu çıktık. Çoğu şey örtüldü kapatıldı. Bu olay ne ilk ne de son; genel algı değişmediği sürece değişim çok zor gözüküyor..
Tanık olduğum tabloyu unutmam mümkün değil. Yüzlerce cenaze ilanı, gözyaşları, feryatlar, çığrış bağrış ve aniden oluşan sessizlikler; cevapsız sorular, kandırılmışlık hissi, büyüyen öfke… Duygu travması yaşadığımız şu günleri atlatmak çok zor... Yüzlerce can kaybı, yüzlerce aile yüzlerce babasız kalan çocuk.. Kozmopolit bir ilçe olarak düşündüğümüzde Soma’yı, bu sadece Somayla kalmayıp birçok şehir etkilenmiştir. Bu vicdansızlığın borcunu nasıl ödeyecekler hiç aklım almıyor, almayacakta..
Yaşanılanlara sessiz kalmak işten değil.. Yakınını kaybedenlerin yasımızı yaşamamıza izin verilmedi söylemlerinin dışında; ortalığı karıştırmayın diyen kimseleri anlamam mümkün değil.. yıllarca toplum olarak yok sayıldık çeşitli şeyler uğruna canlarımız ucuzlaştırıldı, birçok olayda kandırıldık .. Ses çıkarmadık hep bir bahane bulduk ve yine kandırıldık.. Bu ne kadar devam edecek daha ne kadar gözümüzde ki perde inmeyecek..
Yaşananlar çok zordu ama daha zoru da hayat kalan 80 küsur (400 küsur olduğu bildirilmektedir.) işçiden çoğunun yeniden aynı şirkette veya benzeri bir şirkette işe başlayacak olması..
Haydi simdi düşünün bir oda da kilitli kaldığımızda ki o ruhsal bunalımı.. Orada saatlerce yaşanan eziyeti, çaresizliği anlamamız mümkün mü? Değil… Olay böyleyken diyoruz belki de hepimiz ‘neden peki, başka bir iş bulsun? ‘ Diye içimizden geçiriyoruz. O çaresizliği anlayamadığımız gibi bu sorunun cevabını da anlamamız mümkün değil..
Ölümün yaşı olmaz derler, tanımadığımız bir ölüm bile içimizi burkmaya yeterken, yaşanan bunca erken can kaybının yüreğimizde inceden inceye bir yara açması çok doğaldır. Yaş ortalamasının 20-35 yaş arasında olması, büyüyen ağacın en verimli çağında kesilmesi gibidir.. Gencecik kadınlar, çocuklar, doğmamış bebekler babasız ve eşsiz kalmıştır.. Yaşananları yaşamadıkça duyguları tam anlamıyla anlamak mümkün değildir..
Umuyorum ki bu sefer bu sorular cevapsız kalmaz.. Yaşananlar tekrarlanmaz.. Hepimizin başı sağ olsun.. Kalanlara büyük sabırlar dileyerek noktalıyorum.