İslamiyet’te Annelik Hakkı
Ana-baba hakkını bir arada anlattıktan sonra, konunun ehemmiyetine binaen şimdi yalnız müstakil olarak ana hakkından bahs edeceğiz. Çünkü îslâmda ana hakkının başka bir yeri vardır. Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerimde ana baba bir arada zikredilmiştir. Ancak bazı ayetlerde ana baba bir arada zikredildikten sonra, ana hakkında biraz daha fazla bilgi verilmiştir.
Mesela annelerin çektiği zahmet ve meşakkatleri dile getirilmiştir. Çocukları doğurmak, emzirmek, büyütmek “ve yetiştirmek gibi en önemli görevler tabii ki anneye düşmektedir.
Anne, pek mühim ve hayatî görevleri ifa ederken, tabii ki bu uğurda çektiği zahmet, meşakkatleri çoktur. Hem de sayılamayacak kadar çok İşte mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz İslâm dini, annenin bu uğurda çektiği zahmet ve zorluklara değer vermiş ve yaptığı bu fedakârlıklardan da sitayışla bahsetmiştir.
Şimdi bu hüsusta varit olan ayetleri serd edip. konuyu, o ayetlerin ışığı altında daha güzel bir tarzda aydınlatmaya çalışalım.
«Biz insana ana ve babasını tavsiye ettik. Onun anası, kendisini za’f üstüne za’f ile taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl (sürmüştür,)
«Baba ve anana ve babana şükret. Dönüşün ancak banadır (dedik”
Allah yine diğer bir ayette şöyle buyurmuştur: «Biz insana, ana ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle (kanunda) taşıdı. Onu zahmetle de doğurdu. Onun bu taşımasıyla sütten kesilmesi (müddeti) otuz aydır. Nihayet O, yiğitlik çağına erdiği, (halde) Kırk (inci) yılı’na ulaşıp da (tam kemaline vardığı zaman şöyle demiştir:
«Ey Rabbim, gerek bana, gerek ana ye babama ihsan ettiğin nimetine şükretmemi, senin razı olacağın iyi amel (ve hareket) de bulunmamı bana ilham et. Zürriyetim hakkında da benim için salah nasip et Şüphesiz ben sana döndüm. Şüphesiz ben (sana) teslim olanlardanım”.
Görüldüğü gibi, bu iki ayet bize ana-babanın önemini ve onlara iyilik etmemizi anlatırken bilhassa annenin çektiği zahmetleri, zorlukları dile getirmiştir. Birinci ayetteki: “Zaaf üstüne zâ’f ile taşımıştır” kavli Celil bu durumu ne güzel anlatmıştır.
Tam dokuz ay çocuğu karninda taşımak ne demek? Kolay şey değil bu!
Hamile kadının eşerme hallerinde karşılaştığı takatten kesilmesi, baş dönmesi, mide bulantısı çekilir şeyler değildir.
Aynı ayette.” Sütten ayrılması da iki yıl (sürmüştür)”buyrulmaktadır. Burada, annenin tam iki yıl fasılasız çocuğunu emzirmesi işaret edilmiştir. Gecesini gündüzüne katarak, yavrusunu ağlatıp sızlatmadan tam iki yıl bu zahmete katlanmak, ancak anne gibi pek müşfik bir insanın kârıdır. Gece-gündüz tam iki yıl! Dile kolay bu! Amma yapması pek kolay olmasa gerek.
Gecenin yansında süt isteyen, meme emmek isteyen yavrusu için tatlı uykusunu terk etmek, mahmurlu gözler ile uyuklayarak onu emzirmek, doyurmak büyük bir fedakârlıktır.
Evet iki yıl sütü ile yavrusunu beslemek, kucağında taşımak sırtında gezdirmek, çok gayret ve çok dikkat isteyen bir iştir. İşte onun için Cenab-ı Hak bu durumu beyan etmiş, bilhassa dikkatimizi buna çekmiştir. Böylece hem kendisine, hemde bizi doğurup büyüten, sütü ile besleyip süsleyen annemize, maişetimizi temin husüsunda çok zahmetler çeken babamıza şükranda bulunmamızı ferman buyurmuşlardır.
Ahkaf sûresinde geçen ve ikinci olarak serd ettiğimiz ayette ise, konuya biraz daha tafsilat verilmiş-tir. Binbir güçlükle kamında taşıdığı gibi, binbir güçlükle de onu doğurduğundan bahs edilmiştir. Demek kİ çocuğun kamında taşıması da zor, doğurması da..
Sütten ayrilıncaya kadar itina ile bakılması, üzerinde titizlikle durulması da kolay değil. Sütten ayrıldıktan sonra da görev bitmiyor: Çocuk ondan sonra da, yedirmek, içirmek, giydirmek, yıkamak, temizlemek, altını değiştirmek, çamaşırlarım yıkamak gibi nice hizmetler bekliyor annesinden. Zavallı anne, bu hizmetleri de görecek o vazifelen de harfiyen ifa edecek.. Çocuğu ağlatmıyacak.. Sızlatmayacak.. Gece-gündüz çalışıp onun istirahatını temin edecek.
Pekala, annenin bütün bu yaptıklarına karşılık, evlada bir görev düşmüyor mu? Elbette düşüyor… Yukarıdaki ayeti kerimede o görev bizlere öğretiliyor: «Ey Rabbim, gerek bana ve gerekse ana ve babama ihsan ettiğin nimetine şükretmemi, senin razı olacağın iyi amel ve (hareketler) de bulunmamı bana ilham et!” İşte mezkûr ayetin bu kısmı, bize, anne ve babamıza hizmet ettikten sonra bu hizmetle yetinmeyip onların sağlığı hakkında dua etmemizi, bilhassa kendilerine Allah tarafından verilen nimete şükretmemizi talim ediyor.
Ana-babaya verilen nimetler maddi olur, manevi olur Maddi nimetler Maolum. Manevi nimetlere gelince, bunların başında, iman ve İslam nimetleri gelir. Bu nimetlere şükredildiği zaman, tıpkı kendisine verilen nimetlere şükretilmiş oluyor. Sonra anne-babaya verilen nimetler, dolaylı yoldan evlatlara da verilmiş oluyor. Onun için bunun da şükrü gerekiyor.
Şükretmek gücünü veren kimdir?
öyleyse bu ilhamı ve bu gücü yine ondan istemeliyiz. Tıpkı mezkür ayetin son kısmının beyan ettiği gibi. Şimdi yine konuya dönelim.
Yukarıda da arz ettiğimiz gibi, annenin zahmeti çoktur.
Annenin merhameti de çoktur. Evladını kurtarmak için kendini feda etmekten çekinmeyecek insan varsa, şüphesiz ki o insan: Mutlaka annedir. Bu faciada yavrusunu kurtarmak için, kendisini arabaların ağır tekerleklerinin altına atan ve bu yüz den hayatı boyunca sakat yaşmağa mecbur kalan nice şefkatli, ve fedekâr anneler vardır! Yangınlarda, sellerde ve benzeri felâketlerde ilk önce yavrusunu kurtarmaya çalışan nice anneler görmüşüzdür ve halende görmekteyiz. Deprem felâketlerinde yavrusunu kurtarmak için, duvar altında kalan annelerin sayısı da az değil!..
Bunlar bize neyi hatırlatır? Anne şefkatinin büyüklüğünü!..Anne hizmetinin cesametini!.Anne yüreği,
acıma hissiyle dolup taşmıştır. O-nun için en çok ikrama, en çok hizmete O layıktır!.
Bunun içindir ki Rasûlüllah efendimiz, iyiliğe, hürmete layık olan kişileri sıralarken üç kere “Anne” adını zikretmiştir. Dördüncü de «baba» adını söylemiştir. Şimdi bu hususu aydınlatan hadisi beraberce şöyle bir gözden geçirelim.
Buhar Ve Müslim Nakl etmiştir: Bir adam Rasûlüllah sallellahu aleyhi vesellem’e gelip, şöyle sormuştur: ” Ey Allah’ın Rasülü, Kendisine güzel hizmet edip iyilik yapmam hususunda, insanlar içinde en hak sahibi olan kimdir? Peygamber şu mükabede bulundu:
Görüldüğü gibi Resülüllah efendimiz üç kere «Annen» dedikten sonra dördüncüsünde «Baban» buyurmuştur. Demek ki, Anne babadan ileri gelmektedir. Yani hizmet edilmeye, saygı ve sevgi gösterilmeye, ikram ve ihsan edilmeye, babadan daha Önce gelir. Nitekim ayetlerde de annenin çektiği zahmetler ve karşılaştığı zorluklar anlatılarak buna işaret edilmiştir.
“îbni Ömer (R.A.), Annesini sırtına almış kâbeyi ziyaret ettiren bir adamı görür. Adam ona:
—Nasıl, acaba Onun hakini ödeyebildim mi? diye diye sorar. îbni Ömer CR.A.) şöyle der:
—Tam manasıyla değil, şu anda ancak ona bir
iyilik yapmış oluyorsun. Allah, az amele çok mükâfat ihsan eder”
Bir adam Ubedderdâ (R.A.) a gelerek der ki:
—Bir eşim var, annem onu boşamamı söylüyor ne dersin?
—Resûlüllah Sellellahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu duydum:
«Anne, cennet kapılarının orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı zayi et veyahut onu koru.»
İbni Mace, Nesaî Ve el-Hakim rivayet etmişlerdir:
Bir adam, Allah’ın Rasûlüne gelerek dedi ki:
—Ey Allah’ın Resûlü, harbe katılmak istiyorum, sizinle istişare etmeye geldim, ne dersiniz?
— Yanından ayrılma (hizmetinde bulun!) çünkü cennet onun ayaklan altındadır Şeyheyn (Buhari ve Müslim) Ebu Bekir (R.A.)’m kızı Esma (R. Anha)’dan rivayet etmişlerdir:
“Kureyş zamanında, annem bana gelmişti. O zaman henüz müslüman olmamıştı müşrike idi.
Peygamber aleyhisselama danıştım:
—Annem İslam’dan hoşlanmıyor, ziyaretime gelmiş/Annemi o haliyle ziyaret edebilir miyim? ne dersiniz? Şöyle buyurdular :
—Evet! Haydi anneni ziyaret et!
Bu hadiste de müslüman olmasa dahi annenin önemli olduğu, dünya işlerinde yardım edilmesi gerektiği anlatıyor.
Anne-baba’ya, bizleri küfre ve şirke teşvik etmedikçe, kendileri müslüman olmasalar dahi dünyada, iyilikle muamele edilir. Lokman sûresindeki bir ayette bu açık olarak ifade edilmiştir.
—Ona itaat et ve Allah’tan dile! Eğer sen bunu yaparsan Hac ve umre yapan (kimsenin) aldığı sevabı alırsın!» Burada da anneye yapılan iyiliğin ona gösterilen hürmet ve hizmetin derecesi anlatılıyor. Bu hizmeti hakkıyle ifa eden kimsenin hac ve umre yapmışcasına sevap ve mükâfata nail olacağı belirtiliyor. ’
—Ey Allah’ın Resulü, Allah yolunda savaşmak istiyorum. Peygamber Aleyhisseİâm sordu:
— O’nun ayaklarının (dibinden) ayrılma! İşte Cennet oradadır”
Bu hadislerden anlıyoruz ki, islamda annenin değeri pek büyüktür. Müslümanlık O’na çok kıymet vermiştir. Ne yazık ki, bir çok kimseler ana kıymeti bilmezler, öldükten sonra ah vah ederler ama o zaman artık iş işten geçmiştir. Binaenaleyh ana kıymeti daha ölmeden aramızda iken bilinmelidir. Hürmet edilmelidir. Tarafımızdan her zaman içten gelen bir saygıyla eli öpülmelidir. Yanımızda değilse oturduğu yere sık sık gitmeli ve onu ziyaret etmeliyiz. Her ziyarete gidişimizde hediyeler götürüp kendisine ayrıca harçlıklar vermeliyiz. Böylece gönlünü alıp, duasını kazanmalıyız.
Şayet yaşamıyorlarsa sık sık kabirlerini ziyaret etmeliyiz. Ruhlarını şad etmek için bol bol Kur’an okumalıyız. Hayırlar yapmalıyız. Hayırlı dualarda bulunmalıyız.
Sonra anne yerinde olan teyzelerimizi ziyaret edip, ana hasretini onlarda gidermeliyiz. Zira teyzeler annelerinin yerine kaim olurlar. Nitekim Tirmizi şöyle rivayet etmiştir:
“Peygamber Sellellahu aleyhi ve Sellem’e bir adam geldi. Dedi ki.
—’ Büyük bir günah işledim. Acaba tövbesi var mıdır? Peygamber sordu:
—Haydi git! O’na ihsan ve ikramda bulun! Buyurdu.
Anelerin yokluğunda, teyzelerin sık sık ziyaret edilmesi, onlara iyilik ve ihsanda bulunulması hususunda bu hadis bizlere çok şeyler anlatmaktadır.
Teyzeler, halalar, amcalar, dayılar; kız ve erkek kardeşlerden sonra gelen yakın akrabalardır. Onlarla bağlan koparmamak gerekir. Anne ve babalardan, dede ve ninelerden sonra onlarla ilgilenmek, onlara ikram ve l’zazda bulunmak bir müslümanın başlıca ve vazgeçilmez görevi olmalıdır. .r-
Sıla-i Rahimln Islâm’daki yeri herkesçe bilinmektedir. işte bu anlattıklarımız sıla-i rahim’in icaplarıdır. Sıla-i rahim’in ne demek olduğunu her müslümanın bilmesi lâzımdır. Çünkü bilmezse akrabalık bağlarını koparır. Böylece en yakın akrabalarından olur. Halbuki dinimiz bizden bunun aksini beklemektedir. Akrabalarla alâkayı kesmek değil; onları sık sık ziyaret edip, akrabalık bağını her gün biraz daha takviye etmeyi istemektedir. Biz müslüman olarak dinimizin emirlerini tutmak ve yasaklarından şiddetle kaçınmakla yükümlüyüz.
Allah yardımcımız olsun, Amin.