Modernite ile Din Arasındaki İlişkiler
Bilindiği gibi çağlar arasında bir çok fark vardır. Toplumlar gelişmekte ve kültürler arasındaki etkileşim bilişim çağıyla çığ gibi büyümektedir. Bir çok bağlamda modernite diye tabir ettiğimiz gelişim ve popülerlik ile din arasındaki ilişkiyi bu yazımda bir söyleşiden derlediğim üç soru cevap ile sizlere sunuyorum.
Modernite ve Din arasında ne tür bir ilişkiden bahsedebiliriz? Din ve Modernlik birbirinin alternatifi midir?
Elbette Din ve Modernlik birbirinin alternatifi olamaz. Modernite, dinin öngörmediği bir hayat tarzını dayatsa da radikal zıtlıklardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. Bu hususta daha ihtiyatlı, daha olgun, daha seçmeci, daha eleştirel bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu ifade etmek isterim. Mutlak hakikat fikrine dayanan gerçek dinin her ortamda yaşanabileceğine inanıyorum. Geleneksel ortamın nasıl avantaj ve dezavantajları varsa modern zamanların da avantaj ve dezavantajlarından söz edilebilir. İslâm’ın hayatla kurduğu ilişki o kadar güçlüdür ki, her türlü modernitenin üstesinden geleceğine inanıyorum. Ancak biz Müslümanların bu ilişkiyi yüksek bir bilgi, metodoloji ve özgüvenle ortaya çıkarmakta geciktiğimizi de belirtmek isterim. Dünya Müslümanlarının birbiriyle kolayca temasa geçmesi, alternatif İslâmî görüşlerin seslerini duyurabilmesi, iletişim imkânları, bilgiye ulaşma imkânlarının artması, canlı bir fikri ortamın oluşması uzun vadede avantaj olacaktır.
Modernite ve Din arasındaki ilişkinin bu topraklardaki serüvenine bakacak olursak Türk Modernleşmesi çerçevesinde nasıl bir devlet-din ilişkisi görüyoruz, Diyanet İşleri Başkanlığı tam olarak nereye oturuyor?
Modernite ve Din arasındaki ilişkinin bu topraklardaki serüveni zaman zaman oldukça gerilimli, zaman zaman problemli, zaman zaman da ideolojik kutuplar üreten bir seyir izlemiştir. Bu ilişkinin en rahat kurulabildiği dönemler nisbeten Tanzimat Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yılları olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir kurum olarak nereye oturduğunu bütün yönleriyle tesbit edebilmek için mufassal bir Diyanet tarihine ihtiyaç vardır. Hatta sağlıklı bir Din-Devlet ilişkileri tarihi için de bu gereklidir. Ancak eldeki bilgilerden hareketle şunu söyleyebilirim. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en büyük işlevi, bu gerilimi, halk dindarlığının yanında yer alarak bir nevî arabulucu olmasıdır. Başkanların ve üst düzey yöneticilerin bilgisine, birikimine, kişiliğine ve dünya görüşüne göre değişiklik arz etse de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu gerilimde dinin veya halk dindarlığının lehine bir tutum geliştirerek önemli vazifeler gördüğünü ifade edebilirim. Merhum Ahmed Hamdi Akseki’nin yirmibeş yıllık çabaları bu açıdan ele alınmaya muhtaçtır. Askerî müdahalelerden sonra bu meyanda gösterilen çabalar hem dinin hem devletin hatta milletin lehine olmuştur. Kitlesel dindarlığın siyaset dışı bir şekilde temiz tutulmasından sorumlu bir kurumun din-devlet ilişkilerini yumuşattığını söyleyebilirim.
Din ve Modernlik arasındaki (gerilimli) ilişkinin gündelik hayata tezahürü nasıl oluyor. Mesela bunun Ramazan’a yansıması ne şekilde oluyor?
Öncelikle Ramazan’ın bu ilişkiye nasıl tesir ettiğini söylemek isterim. Her yıl rahmetiyle bizi kuşatan Ramazan, bu ilişkideki gerilimi adım adım azaltmıştır. Bu sebeple aşırı ideolojik kutuplar bunun farkında oldukları için Ramazan’larda sunî gerilimler üretmişlerdir. Ben burada gerilimi modernliğin veya dinin kendisinden ziyade özellikle medyanın bunları sunuş tarzından veya ideolojik kutuplaşmalardan kaynaklandığını düşünüyorum. Ramazan neredeyse (Mevlana, Yunus Emre, Mimar Sinan gibi) tüm toplumun ortak paydası konumunda olmuştur. Ramazan gerçekten bir barış ve huzur kaynağı fonksiyonunu yerine getirmektedir. Hatta bahsi geçen gerilim adeta bu ayda askıya alınmaktadır. Yakın geçmişte, Ramazan’da ortaya çıkan gerilimler din-modernite ilişkisinden çok, bu gerilimin askıya alınmasına izin vermek istemeyen ideolojik kutuplardan oluştuğunu unutmayalım.













