Cam kenarı bir yolculukta aklına geleyim, ne olur.
Jules of Nature
Alisa U Zemlji Chuda
Lint Roller? I Barely Know Her
Today's Document
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
dirt enthusiast

No title available
One Nice Bug Per Day
DEAR READER
No title available
Claire Keane
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
occasionally subtle

tannertan36
No title available

roma★
wallacepolsom

JVL

No title available

Origami Around

seen from Russia

seen from United States
seen from United States

seen from Australia

seen from Indonesia
seen from Australia
seen from Israel
seen from Italy

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from Bulgaria

seen from United States

seen from Italy
seen from United States

seen from Australia
seen from Singapore

seen from Lithuania

seen from China
seen from United States
@jensenyesili
Cam kenarı bir yolculukta aklına geleyim, ne olur.
And While We Were Here (2012)
there are people you haven’t met yet who will love you
and who will betray you
a philosopher holding a mirror, jusepe de ribera / person cutting an image, ken kiff
do you ever get sad over something that happened a long time ago because i do
altı yıl öncesini hatırlıyorum. köpek gibi aşığım. ama nasıl aşığım. adada bisiklet sürüyoruz, ben yere kapaklanıyorum. çantamıza çizgi roman ve sandviç atıp sahilde piknik yapıyoruz. sanat galerileri geziyor ve en güzel tablonun önünde öpüşüyoruz. bir şeyler çiziyor. kalemlerini çantamda taşıyorum. kollarıma öpücükler bırakıyor. yürürken el ele tutuşmayı sevmiyor. gömleğine tutunuyorum. “temas etmezsen ölecek misin? öleceğim!”
- tanrım, sevgilimin temas etmezse ölecek hastalığı var!
kitaplar karıştırıyoruz. birbirimize hikayeler yazıyoruz. ben onun gömlek cebini hiç mektupsuz bırakmıyorum. berbat giyiniyorum, çok fazla makyaj yapmıyorum, bana her zaman çok güzel göründüğümü söylüyor.
buluştuğumuz her günü not ediyorum. benim için lütufsun diyorum. vapurlara biniyoruz. arkadaşlar ediniyoruz. güzel yemekler yiyoruz. şimdi ben ne alaka, ama o zaman hiç içki içmiyorum. sevgilime hediye almak için para biriktiriyorum. hayallerimiz var. gerçekleştireceğiz. birbirimize ne çok inanıyoruz.
tanıştığımız ilk günü hatırlıyorum. o beni benim onu tanımamdan daha öncesinde tanıyor. günlerce muhabbet ediyoruz. hikayelerini dinleyerek uyuyorum. ankara’yı terkediyorum. saçlarımı kısacık kestiriyorum. saçların uzayınca yaz bana, diyor. aylar geçiyor. saçlarım yanaklarıma değiyor. “hey, saçlarım uzadı.” o sıralar bir kitap yazıyor. her hali beni çok etkiliyor. günlerini gecelerine katıyor. kitabı bitiriyor ve postalıyor. kitap bana gelmiyor. bir başkasına aşık olmuş, itiraf ediyor. ne yapardınız? sandalyenin üstünde ağlıyorum. sandalyenin altında ağlıyorum. odamda ağlıyorum. mutfakta ağlıyorum. yatakta ağlıyorum. “ben seni çok seviyorum.”
birkaç ay birbirimizden haber alamıyoruz. o öyle sanıyor. ben nerede ne yaptığıyla ilgili çok fazla şey biliyorum. son aylarımı daha sakin geçiriyorum. bir gün telefonum çalıyor. üzgün olduğunu söylüyor. “daima yanındayım.” kendim doğurmuş gibi seviyorum. bencillik edemiyorum. annesiyim. üstelik aşığım. her gün iyi ve güvende olduğuna emin olmam gerekiyor. ailemsin, diyor. yüreğimi kapladın. aylar sonunda çark böylece bize dönüyor. istanbul’a geliyor. pes etmemiş olmanın haklı gururuyla ona bakıyorum. aşığıyım, hayranıyım.
ve sonra adada bisiklet sürüyoruz, ben yere kapaklanıyorum. çantamıza çizgi roman ve sandviç atıp sahilde piknik yapıyoruz. sanat galerileri geziyor ve en güzel tablonun önünde öpüşüyoruz... -
acı içerisinde kıvrandığım günler oluyor. birbirimizi üzüyoruz. benzer çok sahne var ama birini unutamıyorum, vapurdan inmişiz, mekanın dış bahçesindeyiz, önümde limonata var ve karşısında ağlıyorum, neden oraya gitmiştik ki sahi, hayatımda daha berbat limonatası olan hiçbir yer görmedim. ayrıldıktan sonraki iki yılsa asla limonata içmedim.
felaketimiz sanatımızı yarattı. o çizdi, ben yazdım. uzay ve zamanla ilgili çok fazla şey okuyorduk. bazen ucuz çizgi romanlarla günü kapatıyorduk. o közde mısır yiyor. ben etrafında dolanıyorum. her halini fotoğraflıyorum. “baba ben aşık oldum.” birlikte istanbul’u geziyoruz. galata’ya yürürken çubukta ananas yiyoruz. sosisliyi üsküdar’da, ıslak hamburgeri taksim’de yiyoruz. kadıköy’de de makarnacımız var bak... ayaküstü atıştırmalarımızın bile vizyonu var. onunla yaptığım en ufak şeyden keyif alıyorum. akşamları eve erken dönüyorum.
altı yıl önce. A L T I Y I L Ö N C E. sabahım, akşamım o oluyor. düşünmeden bir dakikam geçmiyor. üstelik ilaçları da bırakıyorum. üzülüyorum, kırılıyorum, kızıyorum ama gömleğinin ucunu bırakmak aklımdan geçmiyor. ataklarım sıklaşıyor, hastanelerde sabahlıyorum, meydanlarda yığılıyorum ama onun dağıyım, konu oysa yıkılmıyorum. kalbim yerinden çıkacak sanıyorum. “sana olan sevgimi kalbime sığdıramıyorum.” alkol içmemize gerek yok, dünyanın en güzel sarhoşluğundayım. dünyadayım. kumru ne demişti: “dünya aydınlıkmış.”
birbirimizin her şeyi, her duygusu oluyoruz. birbirimizin herkesi oluyoruz. birbirimizin en doğrusu en yanlışı oluyoruz. benim enlerim yok diyorum şimdilerde ama vardı. benim enlerim oydu. günahım ve ruhum da. suretimiz çift, ruhumuz tek,.. onunla güzel şiirler okunuyor. her sabaha onu severek uyanıyorum. gittiyse döneceği günleri iple çekiyorum. havaalanında karşılıyorum. kucağına atlıyorum. bana ne getirdin? “yılın ilk eriğini birlikte yiyeceğiz.” geri kalan hayatım için yılın ilk eriği rezerve durumunda... -
çok net anımsıyorum. bir gün vedalaşıyoruz. otobüsle dönüyor, ben metroya iniyorum. yürüyen merdivenlerdeyim. içime bir an bir duygu doluyor. yürüyen merdivenleri ters çıkıyorum. koşuyorum. “hey!” ne oldu diyor. sarılmak istedim. sımsıkı sarılmak istedim. insan son sarılmanın son sarılma olacağını hissedince kolları çok güçleniyormuş. öğreniyorum.
şehir dışına çıkıyor. çıkarken bana geri döndüğünde her şeyin çok güzel olacağını yazdığı bir mektup bırakıyor. her şey çok güzel olmuyor. içindeki sesi susturamıyor. “yaşamam lazım. başka hikayeler yazmam lazım. başka kadınlar sevmem lazım. başka yerlere gitmem lazım. seni çok seviyorum. ama sınırsız hissediyorum.”
birbirimizi çok severek vedalaşıyoruz. üstelik telefonda yapıyoruz bunu. bir buçuk yıl geçmiş. parmaklarımla sayıyorum. bir buçuk yıl her sabah onunla uyanmışım. birlikte büyümüşüz. ben bir buçuk yaş almışım. birbirimize sigara kargoluyoruz. o benimkilerin üstüne bir şeyler çiziyor. yeşil reçetelere keskin bir dönüş yapıyorum. çok içiyorum sonra. içki gözlerimden akıp gidiyor. üç gün yatağımdan çıkmadığımı hatırlıyorum. altıma işediğimi. kalbimin yangınını söndüremediğimi bir türlü. arkadaşımla otururken bomboş baktığımı, “ben onsuz nasıl mutsuz olacağımı bile bilmiyorum.” diyerek sızlandığımı, artık yazmadığımı, yazamadığımı,..
hayattaki her şeyim oluşun güzeldi. bana birçok şey kattın, benden birçok şey aldın. istanbul’un her köşesi, yanlış indiğimiz her durak, uyukladığımız her bank,.. benim haritam.
şimdi gömleğinin ucuna yazıyorum. yollarımız kesiştiği için minnet duyuyorum. beni sen büyüttün. benimle büyüdün. en güzel hikayem buydu. her köşede ölümsüzleştik.
en keskin hatlarıyla birlikte yaşadığımız her gün için sonsuz teşekkür ediyorum. şimdi kendi sınırsızlığımız içerisinde, başka hikayelerde, başka evlerde dönüp birbirimize “seni çok seviyorum.” diyebiliyoruz. ikimiz için de, ikimiz, birbirimiz, birbirimize, -
yanındayım. daima.
altı yıl öncesini hatırlıyorum. köpek gibi aşığım. ama nasıl aşığım. adada bisiklet sürüyoruz, ben yere kapaklanıyorum. çantamıza çizgi roman ve sandviç atıp sahilde piknik yapıyoruz. sanat galerileri geziyor ve en güzel tablonun önünde öpüşüyoruz. bir şeyler çiziyor. kalemlerini çantamda taşıyorum. kollarıma öpücükler bırakıyor. yürürken el ele tutuşmayı sevmiyor. gömleğine tutunuyorum. “temas etmezsen ölecek misin? öleceğim!”
- tanrım, sevgilimin temas etmezse ölecek hastalığı var!
kitaplar karıştırıyoruz. birbirimize hikayeler yazıyoruz. ben onun gömlek cebini hiç mektupsuz bırakmıyorum. berbat giyiniyorum, çok fazla makyaj yapmıyorum, bana her zaman çok güzel göründüğümü söylüyor.
buluştuğumuz her günü not ediyorum. benim için lütufsun diyorum. vapurlara biniyoruz. arkadaşlar ediniyoruz. güzel yemekler yiyoruz. şimdi ben ne alaka, ama o zaman hiç içki içmiyorum. sevgilime hediye almak için para biriktiriyorum. hayallerimiz var. gerçekleştireceğiz. birbirimize ne çok inanıyoruz.
tanıştığımız ilk günü hatırlıyorum. o beni benim onu tanımamdan daha öncesinde tanıyor. günlerce muhabbet ediyoruz. hikayelerini dinleyerek uyuyorum. ankara’yı terkediyorum. saçlarımı kısacık kestiriyorum. saçların uzayınca yaz bana, diyor. aylar geçiyor. saçlarım yanaklarıma değiyor. “hey, saçlarım uzadı.” o sıralar bir kitap yazıyor. her hali beni çok etkiliyor. günlerini gecelerine katıyor. kitabı bitiriyor ve postalıyor. kitap bana gelmiyor. bir başkasına aşık olmuş, itiraf ediyor. ne yapardınız? sandalyenin üstünde ağlıyorum. sandalyenin altında ağlıyorum. odamda ağlıyorum. mutfakta ağlıyorum. yatakta ağlıyorum. “ben seni çok seviyorum.”
birkaç ay birbirimizden haber alamıyoruz. o öyle sanıyor. ben nerede ne yaptığıyla ilgili çok fazla şey biliyorum. son aylarımı daha sakin geçiriyorum. bir gün telefonum çalıyor. üzgün olduğunu söylüyor. “daima yanındayım.” kendim doğurmuş gibi seviyorum. bencillik edemiyorum. annesiyim. üstelik aşığım. her gün iyi ve güvende olduğuna emin olmam gerekiyor. ailemsin, diyor. yüreğimi kapladın. aylar sonunda çark böylece bize dönüyor. istanbul’a geliyor. pes etmemiş olmanın haklı gururuyla ona bakıyorum. aşığıyım, hayranıyım.
ve sonra adada bisiklet sürüyoruz, ben yere kapaklanıyorum. çantamıza çizgi roman ve sandviç atıp sahilde piknik yapıyoruz. sanat galerileri geziyor ve en güzel tablonun önünde öpüşüyoruz... -
acı içerisinde kıvrandığım günler oluyor. birbirimizi üzüyoruz. benzer çok sahne var ama birini unutamıyorum, vapurdan inmişiz, mekanın dış bahçesindeyiz, önümde limonata var ve karşısında ağlıyorum, neden oraya gitmiştik ki sahi, hayatımda daha berbat limonatası olan hiçbir yer görmedim. ayrıldıktan sonraki iki yılsa asla limonata içmedim.
felaketimiz sanatımızı yarattı. o çizdi, ben yazdım. uzay ve zamanla ilgili çok fazla şey okuyorduk. bazen ucuz çizgi romanlarla günü kapatıyorduk. o közde mısır yiyor. ben etrafında dolanıyorum. her halini fotoğraflıyorum. “baba ben aşık oldum.” birlikte istanbul’u geziyoruz. galata’ya yürürken çubukta ananas yiyoruz. sosisliyi üsküdar’da, ıslak hamburgeri taksim’de yiyoruz. kadıköy’de de makarnacımız var bak... ayaküstü atıştırmalarımızın bile vizyonu var. onunla yaptığım en ufak şeyden keyif alıyorum. akşamları eve erken dönüyorum.
altı yıl önce. A L T I Y I L Ö N C E. sabahım, akşamım o oluyor. düşünmeden bir dakikam geçmiyor. üstelik ilaçları da bırakıyorum. üzülüyorum, kırılıyorum, kızıyorum ama gömleğinin ucunu bırakmak aklımdan geçmiyor. ataklarım sıklaşıyor, hastanelerde sabahlıyorum, meydanlarda yığılıyorum ama onun dağıyım, konu oysa yıkılmıyorum. kalbim yerinden çıkacak sanıyorum. “sana olan sevgimi kalbime sığdıramıyorum.” alkol içmemize gerek yok, dünyanın en güzel sarhoşluğundayım. dünyadayım. kumru ne demişti: “dünya aydınlıkmış.”
birbirimizin her şeyi, her duygusu oluyoruz. birbirimizin herkesi oluyoruz. birbirimizin en doğrusu en yanlışı oluyoruz. benim enlerim yok diyorum şimdilerde ama vardı. benim enlerim oydu. günahım ve ruhum da. suretimiz çift, ruhumuz tek,.. onunla güzel şiirler okunuyor. her sabaha onu severek uyanıyorum. gittiyse döneceği günleri iple çekiyorum. havaalanında karşılıyorum. kucağına atlıyorum. bana ne getirdin? “yılın ilk eriğini birlikte yiyeceğiz.” geri kalan hayatım için yılın ilk eriği rezerve durumunda... -
çok net anımsıyorum. bir gün vedalaşıyoruz. otobüsle dönüyor, ben metroya iniyorum. yürüyen merdivenlerdeyim. içime bir an bir duygu doluyor. yürüyen merdivenleri ters çıkıyorum. koşuyorum. “hey!” ne oldu diyor. sarılmak istedim. sımsıkı sarılmak istedim. insan son sarılmanın son sarılma olacağını hissedince kolları çok güçleniyormuş. öğreniyorum.
şehir dışına çıkıyor. çıkarken bana geri döndüğünde her şeyin çok güzel olacağını yazdığı bir mektup bırakıyor. her şey çok güzel olmuyor. içindeki sesi susturamıyor. “yaşamam lazım. başka hikayeler yazmam lazım. başka kadınlar sevmem lazım. başka yerlere gitmem lazım. seni çok seviyorum. ama sınırsız hissediyorum.”
birbirimizi çok severek vedalaşıyoruz. üstelik telefonda yapıyoruz bunu. bir buçuk yıl geçmiş. parmaklarımla sayıyorum. bir buçuk yıl her sabah onunla uyanmışım. birlikte büyümüşüz. ben bir buçuk yaş almışım. birbirimize sigara kargoluyoruz. o benimkilerin üstüne bir şeyler çiziyor. yeşil reçetelere keskin bir dönüş yapıyorum. çok içiyorum sonra. içki gözlerimden akıp gidiyor. üç gün yatağımdan çıkmadığımı hatırlıyorum. altıma işediğimi. kalbimin yangınını söndüremediğimi bir türlü. arkadaşımla otururken bomboş baktığımı, “ben onsuz nasıl mutsuz olacağımı bile bilmiyorum.” diyerek sızlandığımı, artık yazmadığımı, yazamadığımı,..
hayattaki her şeyim oluşun güzeldi. bana birçok şey kattın, benden birçok şey aldın. istanbul’un her köşesi, yanlış indiğimiz her durak, uyukladığımız her bank,.. benim haritam.
şimdi gömleğinin ucuna yazıyorum. yollarımız kesiştiği için minnet duyuyorum. beni sen büyüttün. benimle büyüdün. en güzel hikayem buydu. her köşede ölümsüzleştik.
en keskin hatlarıyla birlikte yaşadığımız her gün için sonsuz teşekkür ediyorum. şimdi kendi sınırsızlığımız içerisinde, başka hikayelerde, başka evlerde dönüp birbirimize “seni çok seviyorum.” diyebiliyoruz. ikimiz için de, ikimiz, birbirimiz, birbirimize, -
yanındayım. daima.
ben seni geçmiş zamanlı bir ekle bile öldürebilirim.
Michelangelo, Creation of Adam
“I hope you find what you’re looking for in 2015”
— (via itcuddles)
anasini satim ben bu hayattan ne bekliyorum ki 23e gircez hala bulamadim hicbise