um'rumda değil bu yağmurlar. ben çoktan sönmüş, donmuş bi' mezar.
No title available

blake kathryn
d e v o n
Peter Solarz
Cosimo Galluzzi
Sade Olutola
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Kaledo Art

PR's Tumblrdome
Show & Tell
NASA

⁂
wallacepolsom

❣ Chile in a Photography ❣

★
Jules of Nature
occasionally subtle
trying on a metaphor
EXPECTATIONS
Noah Kahan
seen from Kazakhstan
seen from Germany
seen from United States

seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Germany
seen from Italy

seen from Germany

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from New Zealand
seen from United States

seen from United States
seen from Iraq

seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
@kirikbirabardagi
um'rumda değil bu yağmurlar. ben çoktan sönmüş, donmuş bi' mezar.
insan en ağır hükmü kendi içine kurduğu mahkemede giyiyor. ben yıllardır aynı duruşmanın tek sanığı, tek hâkimi, tek cellâdıyım. ne beraat çıkıyor ne infaz tamamlanıyor. bir başkasına yuva olabilecek kadar ayakta dururken, kendime bir geceyi bile emanet edemedim. taşın sabrı vardır derler. ben suyun inadını gördüm. insan, her gün aynı yerinden bir parça bırakınca bir sabah kendine yabancı uyanıyor. şimdi kalkıp bana yeniden başlamaktan söz etme. ben başlangıçların da mezarı olduğunu öğrendim. bazı yollar var; yürüdükçe kısalmıyor. eve vardığında ayakların değil, ömrün yorulmuş oluyor. ben içimde yanan her şeyin külfetini sırtlandım. geriye ne kaldıysa, onu da kimsenin omzuna bırakacak değilim. şimdi biri çıkıp "eskisi gibi ol" diyor. eskisi dediğin adamı ben çoktan omuzlarımda mezarlığa götürdüm.
derin duygular medenice bitmez ki be birtânem.
bu şehir bizi yan yana görür mü dersin.
yüreğinden öpüyorum, birtânem.
kül olmuşum kaptan, kül.
gel başını göğsüme yasla. bütün masumluğun benimdir. biliyorum hava soğuk ve hüzün basıyor. sen gel işte. bak kar da yağıyor. yüreğimde ısın, göğsümde mutlu ol. ne kadar çocukluğun varsa onları da koy bavuluna. öperim ben düştüğünde kanayan dizlerinden. yanakların üşür yanaklarından öperim, burnun üşür burnundan öperim, ellerin üşür ellerinden öperim. sorma bana aşkın anlamını. sen gel yasla başını göğsüme. bak orada tarifsizliğin tarifi var. seni sevmenin sıcaklığı, yekpareliğin hissi var.
bilme, tanıma beni. merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci yok içimde.
bilmem kaç kavim göçer bu âlemden, sen göğsümden bir milim kaymazsın.
mezarımın önünde mendilini düşürsen, kalkıp verirmişim gibi. öldüğümü unuturum. öyle bir dalgınım, öyle bir dargınım sana.
derdimin çiçeği.
nefesimin kesildiği, sigarayla ciğerimi ısıttığım vakitlerden yazıyorum. yolun sonunda, merdivenin son basamağındayım. bir adım daha atsam karanlıkta en dipteyim. kafamın ta en derinlerinden bağıran bir ses, zihnimi işgal eden birkaç anı, küllüğümde yer bırakmayacak kadar yoran baş ağrısı. ötesini sorarsan ötesi toprak, ötesi günah. bak, bu mevzu benim kaburgalarımı kırıyor, gözlerimi doldurup yüreğimi yakıyor. konuşacak onca şey var, boğazım düğümlendi. omuzlarımın altında ezildim, neyse boşver. uzatsana paketle çakmağı.
ben sana bir cümle diye başlayıp bin cümle dizişimi biliyorum. şimdi boğazıma dayasan yeni bilenmiş bir bıçak, bir cümle kurmam. dağlar aşılır pek tabii ama içimizdeki suyu taşırmamaya güç yetirilemeyebilir. yaz. ben yenilmiyor olabilirim ama benim yerimi diri tutacak tüm etkenleri bir tabutta biriktirdim. istemsizken ufacık bir kibrit kocaman bir orman rolünü üstlenir, yakmak çok güç olur. ama isteyince tüm ormanlar bir kibritin kutusunda alevini bulur. görüyor musun. ben kalkmış eyüp sabrımla ibrahim’in ateşini söndürüyorum. nemrut ateşiyle sabaha kadar, içimde binlerce ibrahim yanar.
intiharına sürükleniyorum piraye. canımı al canına bağla.
hayatıma girişin, bitik ülkeme devrim.
ardında bıraktığın enkaza sığınıyorum, firuze. bak şu ömrümün sensiz toz tanesi kadar bile değeri yok.