Bazen olur öyle, içinden atmak gelir bazı şeyleri.. Yazdım bende ne geliyosa yazdım...✏️📝📝
EXPECTATIONS

Discoholic 🪩
🩵 avery cochrane 🩵
Three Goblin Art
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Show & Tell
taylor price
untitled
Keni

ellievsbear
wallacepolsom

★

oozey mess
ojovivo

Janaina Medeiros
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
sheepfilms
will byers stan first human second
official daine visual archive
Cosmic Funnies

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from Romania

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Australia

seen from Germany

seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United States
seen from Philippines
seen from Pakistan
seen from Bangladesh
seen from Bangladesh
seen from Brazil
seen from Philippines
seen from Brazil
@kirmizikediii
Bazen olur öyle, içinden atmak gelir bazı şeyleri.. Yazdım bende ne geliyosa yazdım...✏️📝📝
Ben severim.
Aslında huzurluyumdur. O kadar mutlu ederim ki durup durup bu kadar sevildiği için gurur duyar kendiyle. O gurur büyür büyür ve egoya dönüşür en nihayetinde. Sonra çekip gider. Bu kadın bu kadar seviyorsa, daha fazlasını elde etmeliyim diye. Gider ama kimse benim gibi şuursuz sevmez onu. Kimse ona benim gibi sarılmaz. Çünkü benim gibi kadınlar egoludur. Herkes onlara gelsin ister. O değerli olsun diye kaçar. Ben kaçmam. Ben kollarımı ardına dek açarım, küçük hesaplar yapmam. Bunları fark edince geri döner. Döndüğünde bambaşka bir kadınla karşılaşır. Üzülmüş, vazgeçmiş, canı yanmış. Tanımadığı o kadın onun canını yakar, farkında olarak ya da olmayarak. Eline fırsat geçtikçe üzer onu ama onun gibi kıyamaz yine de. Bi yerde sessizliğe bürünür, susar sonsuzluğa. Sonra o toplayamaz bi daha kendini. Bir daha öyle sevilmeyeceğini bilerek yaşayınca sağa sola savrulur. Ben severim ama. Ben insanı, hayvanı, taşı, böceği sevmeye programlıyım. Çünkü benim her şeye rağmen umudum var. Çünkü benim bir şeyi sevmek için çok fazla sebebe ihtiyacım yok. Düşününce boğazımdaki düğüm gitmez belki de yine de severim. Başkalarını çok sevmek, onlara hayatlarının en güzel günlerini yaşatmak için.
Ben severim zaten.
Ama seni çok seviyorsam. Bunu bi düşün.
Boş heveslerinize “Sevgili” adı takıp, anlamsızlaştırdığınız bütün duyguların günü kutlu olsun.
Ve bugün 14 Şubat. Bugün, Sevgililer Günü. O hani çoğunuzun, abuk sabuk hislerle kirlettiğiniz ilişkilerinizin günü.
Aşkı, paha biçilebilen hediyelerle ölçtüğünüz gün bugün.
Hediyeler alın sevgililerinize(!) mutlu edin onları. Yılın geri kalan 364 gün 6 saatinde vermediğiniz değeri vermeye çalışın. Dudaklarını tam hissedemeden, öpüşün sevgililerinizle.
Bugün sevgililer günü ya hani, hissetmediğiniz duygularınızı, hissediyormuş gibi davranın. Yarın nasıl olsa, birbirinizin gözünde tekrar bir et yığınına dönüşeceksiniz.
Anlamını hiçbir zaman tam olarak anlayamadığınız Aşk‘ı, saçma sapan tavırlarınızla kirletmeye devam edeceksiniz. Her hoşlantınızı Aşk olarak adlandırın. Adlandırın ki, benim yıllardır beklediğim o eşsiz duyguyu, değersizleştirin. Anlamsızlaştırın.
Değerini tükettiğiniz bütün her şey gibi.
İnsanlık gibi. Özlemek gibi. Sevişmek gibi. Dokunmak, hissetmek gibi. Var olmak gibi. Mutluluk ve hüzün gibi.
Aşk‘ı da değersizleştirin. Sevgililer(!) Gününüz kutlu olsun…
Saygılarımla.. ~ Çisem PALA.
Şanslısın.
Etrafımdaki çoğu insan aynı dertten muzdarip. Hiç kimsenin onları yeteri kadar, şuursuzca, hesapsızca sevmediğinden bahsediyor. Bu nedenle hayatlarında hep bir eksiklik hissettiklerini, düzgün bir ilişki yaşayamadıklarını söylüyorlar. Çok sevilmek iyi bir şey mi sanıyorsunuz?
Ben çok sevildim. Öyle böyle değil. Günlerce, senelerce, şuursuzca, çok fazla. O zamanlar anlamadım, o zamanlar bilemedim sonra nasıl hissedeceğimi. Ani kararlarımın, küçük sorunları büyütmemin sonra bana neler hissettireceğini hesap edemedim.
Her şeyi iş işten geçince anladım. Her şey normaldi yaşarken. Çünkü ben öyle seviyordum ki, karşımdaki de beni öyle seviyordu. Mantıksız ve şuursuzdum. Normal değildim. Ben hep sevdim. Üzeni de, seveni de sevdim. Sevmek için yaratılmış gibi hissediyordum kendimi.
Ama insanlar öyle miydi? Hırs ve nefret doluydu çoğu. Seviyorum deyip iki gün sonra başkasının kollarına kendilerini atabilirlerdi. Belki de bunalımdı, belki de kaçıştı bu. Önemi yoktu. Gülümsedim. Her şeye rağmen sevmeye devam ettim.
Yıllar geçti. Eskiden motorla giderken ucu görünmeyen yolları çok severdim. Artık korkuyorum. Önümü görememekten, akışına bırakmaktan korkuyorum. Çünkü o yolların sonunda hep dizlerim kanadı benim. Geçmedi o yaralar, geçmiyor da.
Çok sevilmek mi istiyorsun? Bence iyi düşün. Çünkü gerçekten çok sevildiğinde bir başkasının sevgisi sana az gelecek. Normal olan şeyler sana yetmeyecek. Çok fazla sevilmenin nasıl bir şey olduğunu bildiğinden, öylesini bulamadıkça canın hep acıyacak. Şanslısın. İyi ki seni kimse şuursuzca sevmedi. İyi ki birileri her şeyi bir kenara bırakıp seni hayatının merkezine koymadı. İyi ki birileri çok bencildi de ‘önce sen’ demedi. Hala çok sevebilecek birini bekleyebilir, içinde umutla onu arayabilirsin. Peki ya çok sevip kaybedenler ne yapsın?
Şanslısın.
Hayatının fonunda ‘bekliyorum, gelmiyorsun.’ çalmıyor.
Gerçekten şanslısın.
KORKUYORUZ..
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor."
~ Sevilmekten korkuyor, kendisini sevmeye layık görmediği için. ~ Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. ~ Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. ~ Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. ~ Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. ~ Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. ...Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için..
MASAL
Gece indi. Zifiri bir karanlık abandı şehrin üzerine. Tüm ağırlığıyla yüreğime. Saçlarımın rengine başka bir yaşamın kokusu bulaştı. Bir yalanın ipleriyle örülmüş bu şehir. Bir yalanın iplikleri iğnelenmiş yüreğime. Söküldükçe tüm pislikleri çıkıyor gün yüzüne. Söküldükçe tüm yaşanmışlıklar gözlerime vuruyor. Söküle söküle “gerçek” bir sözün kalmıyor. Suskunluğun kaçışına yansıyor. Haydarpaşa’dan kalkan son trene yetişiyorum nefes nefese. Bu şehir seninle uyuşmuyor artık. Adın bu şehre yakışmıyor. Bindirip de evine geri yolluyorum bu şehri yüreğimden. Koskoca bir boşluk kalıyor senden geriye. Sesim sokaklarda yankılanıyor. Yeni bir şehir kurmam lazım şimdi bu yürekte. Biliyorum. Bir İstanbul masalı yaşadı gönlüm. İstanbul’u bir masal gibi yaşadı. Başka bir şehrin kahramanıydı özlenen. Yürekte beklenen. Masalların sonu güzel biter, bitmeli. Benim masalım sona ermedi ama. Bir kahramanın ayaklarına dolanıp kaldı. Bu kahraman benim masalıma yakışmadı. İlişikteki hayat bana ait değildir. Ben hala rapunzelim. Sözde kalan kahramanlıklara değil sadece yürekten yaşanan masallara inanırım... Son...
AŞK VE MANTIK
İnsanlar yaşadıkları herşeyi birirktirirler ve o anılar okadar güzel olmalı ki ileride çocuklarına, torunlarına anlatırken bile herkese çekici gelmeli. Bunun gibi anılardan birini sizinle paylaşmak istiyorum. Ben dinlerken çok beğendim. Bu hikaye ilk görüşte aşk değil de karakter birleşimini anlatan türden. Hayatı artık 'Aşk gözlükleri' değil de mantık çerçevesinden bakan bir kadın. Ve hayatın tadını bu şekilde çıkarılmayacağını, Aşk olmadan yaşamın çekici olmadığını düşünen bir adam arasında geçiyor hikaye. Hergün yaptığı gibi, yine monoton bir iş günüydü onun için, ama hayatındaki beyazın içine kendi renklerini katarak onuda renklendiricek, gülümseticek adamı tanıyacağından haberi yoktu. Yaka kartını taktı ve saçlarını düzeltip işini yapmaya başladı. Aşksa, onu karşıdan hayranlıkla izliyordu ve kendi kendine 'Benim olucaksın.' dedi. Mağzanın içinde dolanmaya başladı sonra cesaretini topladı ve bunu kendi kendine değil de Mantıkla paylaşırsa daha etkili bir girişim olucak diye düşündü. Mantık yaka kartını çıkardı ve saçlarını düzeltti Aşk için herşey durmuştu. Hayranlıkla bakarken ne yapıcağını unuttu. Aklı başına gelince Mantığın peşinden gitti ama yetişemedi. Aradan zaman geçti Aşk ikinci şansını kaçırmak istemiyordu Mantık saçlarını düzeltirken yine dalar gibi oldu ama hemen toparlandı. Aşk Mantığa doğru yürüdü ama Aşktan önce arkadaşı geldi yanına, kolundan çekerek götürdü. Bu hakkınıda yok yere harcamış oldu 3. son, bu sefer olucak dedi ve olduda. Mantığı ikna edip bişeyler içmeye çıkardı. 'Senden hoşlanıyorum, aslına bakarsan yanına gelip nasıl konuştum bilmiyorum.Ama seni çalışma ortamında tanıyamam.' dedi. Mantık okadar yıpranmıştı ki şu zamana kadar, artık aşk diye bişeyin olduğundan bile şüpheliydi 'Böyle bişey düşünmüyorum ama arkadaş olabiliriz.' dedi. Aşk kararlıydı 'Ben senden hoşlanıyorum eğer birlikte olmıyacaksak arkadaş olamam. Benim sana olan duygularım arkadaşa duyulabilecek duyulanlardan değil.' dedi. Mantık şaşırmıştı hiç bukadar açık sözlü biriyle karşılaşmamıştı Aşk diğerlerinden farklıydı ve bu farklılık ona değişik bir ışık veriyordu. Kabul etti. Bu şekilde bu aşk hikayesi başlamış oldu. Artk her molayı beraber geçirir olmuşlardı. Birbirlerini tanımak için çabalar hale geldiklerinde Mantık anladı ki Aşkta geçmişi taşıyan hiçbişey yok ve acılarını sorarak, akıl vererek sabrediceğini söyleyenlerden değildi. Mantığı Aşka bağlayan en büyük etkenlerden biriydi bu. Sadece kendisi olması. Aşk artık geceleri onun sesinin tınısıyla uyumak, sabahları Mantığın günaydın mesajlarıyla uyanmak istiyordu. Buluştuklarında Aşk Mantığa 'Artık telefonda da konuşsak olmaz mı? Hayalmişsin gibi burdan gittiğinde sana ulaşamıyorum bile.' Mantık cevap vermedi. Aradan birkaç gün geçti ve; Mantık nezle olmuştu el ulaşabilecek heryerde pecete bulundurur hale gelmişti. Aşkla buluştular ve eline bir peçete uzattı. Aşk şaşkınlıkla Mantığa bakıyorudu bişey diyemedi peçeteyi köşesinden tutarak mağzaya doğru yürüdü. Mantık arkasından seslendi 'İstersen at istersen sakla sana kalmış.' Aşk mağzaya girdi peçeteyi yavaşça açtı ve içinde yazı görünce şaşkınlık, heyecan, mutluluk hepsi birleşmiş ve içine sığmayan müthiş bir his doğmuştu. Artık Mantıkta Aşkla aynı hisleri paylaşmaya başladığıanda Aşk noktayı koymak istedi.
Aşk artk molalarda değil de daha fazla vakit ayırmasını ve Mantığı çalıştıkları yerin dışına çıkarmak istedi. Güzel biyere gittiler Mantık sanki yıllardır tanışır gibi hissediyordu artık. Konuştuktan sonra Aşk Mantığı başka biyere götürmek istediğini söyledi. Mantık anlamamıştı ama itiraz etmedi de, kalktılar.
Geldiklerinde Aşk elleriyle Mantığın gözlerini kapattı biraz yürüdükten sonra süprizin yanındalardı artk. Süpriz dilek feneriydi gözlerini açtı ve diz çökerek çıkma teklifi etti. Mantıkta kabul etti ve dilek fenerini birlikte uçurdular. 4 Ekim 2013. Herkese sıradan bir gün gibi gelebilir ama onlar için herşeyin daha fazlasını şimgeleyen aşk dolu bir gün.
...
Kitaplarımın arasında neden hep ölü çiçekler barındırıyorum? Hatırası olmayan çiçekler, hatırası varmış gibi yapan çiçekler... Ben, sana seni seviyorum diyemediğim için şiire meylettim. Oysa gözlerimde anlatıyordu aynı sevgi cümlelerini.
Benim böyle bir hastalığım varmış ya ondan. Hep mutluluğu ellerinden kılpayı kaçırılan çocuklar gibi. Kaçırıyorum günleri, geceleri, mevsimleri. Seni seviyorum diyemediğim için, Sürekli ışığı yanan hüzün kulübeleri...
BİL/MEK
Adını biliyorsun. Dudağımın ucunda takılı, düştü düşecek avuçlarına. Ama sen söylenmesine ramak kalmış o iki heceye bakma ve kelimelerin sıradanlığına, hali hazırdanlığına kanma sakın. Senin asıl adın henüz yaratılmamış bir dilin ağırlığında. Olmakla olmamak arasında, gelmekle gitmek, söylemekle susmak sırasında. Geceyle gündüz gibi, bir üşütüp bir ısıtır gibi, her yarala/n/dığında sil baştan onarır gibi. Senin asıl adın dudağımın değil, yüreğimin iki ucunda. Hayattaki cehennem, ölümdeki cennet gibi. Şimdi sorsan tekrar bana, kaybetmişken bende kendini. Açıp da göstersem sana bir bir yüreğimdekileri, dile döküp de tekrar söylememe gerek var mı? İçini biliyorsun. Denizin dalgalı bugünlerde, soğuk, maviden ırak. Bir ıslık gibi çalıyor kulaklarında geçmişin. Yüreğin yorgun, yüreğin belki de en çok kendine t/uzak. Başının üzerinde dönüp duran kuşlar fırtına habercisi. Her şeye rağmen gözümü karartıp da salsam kayığımı enginlerine. Bulaşmış olsam bir kenarından, kaybolup gitsem o ucu bucağı gözükmeyen sessizliğinde. Karanlığında eğilmesem, korkmasam, yenilmesem. Bekleyip de zamanını denk gelsem durgun sularına. İlk defa ayak basılmış gibi darmadağın topraklarına, kıyılarına çıkıversem. Destursuz dalıp da içeriye, yüreğine girmeme izin var mı? Hayatı biliyorsun. Kimilerine göre bir oyun; rolleri, kuralları, özneleri, cümleleri değişen. Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali. Bir gün var bir gün yok, bazen simsiyah, bazen renkli. Hep bir saklama, saklanma şekli. Ama ben olduğum gibi gelsem, geçiversem karşına. Ne oyun, ne gerçek, ne masal, ne düş vadetmesem. Sadece ben olsam, sadece seni istesem. En azından bu sefer denemeni beklesem. Bırak aşk boyunu aşsın desem uzatıp da elimi. Aynı denizde benimle birlikte yüzmeye cesaretin var mı?
ŞİMDİ!
Zamanı şimdi! Ne öncesi ne sonrası değil. Tam da bu vakit; Ellerinin ellerime, gözlerinin gözlerime, sözlerinin sözlerime eklendiği bu an. O yüzden sen adam; Ne geçmişin gölgesinde harca beni daha hiç yaşa/t/madan. Ne de geleceğin bilinmezliğinde yor. sen sadece şimdi’den bak bana. Şimdi’de yaşa ve yaşat. Beni sadece şimdi’de/n sor!
Aynı şeyleri yaşıyoruz ama giderken birimizin hep daha fazla canı yanıyor. Oysa ortağız aşk’a… Neden bu kopuşlar bilmem. Ben de fırtına koparken sen de olmayan rüzgarlar neden? Soramıyor insan çünkü cevapsız sorular bırakır insana aşk. Sen bana seni bırak, ben beni sırf sen bendesin diye seveyim.
Alışkınım oysa gitmelere, yeniden sevmelere yorgun… Sende alıştın mı? Başkasına sarılmaya… İçimde gitmeler, yüzünde başkasına ait gülüşler. Ne kadar uzaklaştık bilmeden. Ne kadar yol aldık böyle sevmeden. Yol yakınken ayrılalım ne demek? Neden yakın o yol? ya da neden yakınlaştırıyorsun o yolu? ya da neden var o yol? Ayrılmak için mi? Bana yollardan bahsetme. Kalacakmış gibi gelip gitme. Sevdirme kendini. Çok kısa ve öz aslında ”Sevdirme”. Ben müziğin sesini açtım, sen gidebilirsin. Zaten senle olmak delilik. Belki de aşk’ın ikinci adısın. Çok kalmak yakışmazdı sana… Ben tutkularımdan vazgeçerken, iş işten geçti artık. Bundan sonra senin nereden geçtiğinin önemi yok. Yol yakınken ayrıldım ben, sen devam edebilirsin.
"Ahmet BATMAN" - 'Soğuk Kahve..'
Seyir Hâli
Oluyor. Olmuyor değil. Ne varsa elimde avucumda hepsini bırakıp gitmek istiyorum. İstediğim içinde kendime kızmıyorum. Ya da birini alıp çantasını gitmek istediğinde ona kızamıyorum. İzin veriyorum. Onu en iyi ben anlıyorum ama sessizliğe bürünüyorum.
Saatlerce ve belki günlerce yolları izlemek istiyorum. Olur da bir yol aydınlık olur, huzur olur diye. Henüz ben daha çalmadan bir kapı aralanır diye seyrediyorum. Hem hasretlerin hakkından en iyi yollar geliyor. Tuz basıyor yaraya. Önce bir çığlık patlıyor içinde ama zamanla acı eşiğini atlatıyorsun. Ne zaman çok özlesem yollara dalıp gidiyorum.
Ben en çok beni özledim. Kendimi.
Yalnızlığımda kulağıma fısıldadığım melodileri.
Oluyor. Olmuyor değil. Ne varsa dünüme gizlediğim hepsini gömüp gitmek istiyorum. Bulanık ve gri yarınlar olmasını kabullenemiyorum. Onun yerine zifiri dünü tercih ediyorum. Bir yere kadar gidebiliyorsun. Koşabildiğin kadar kaçıyorsun. Ama işte bir yerde nefesin kesiliyor. Nefesin içine kaçıyor ve orada boğuluyorsun.
Allah’ım nefes alamıyorum.
Bir gün gidecek diye gelmesine izin vermediğim ya da gitmesini kabullenemeyeceğim için geldiğini kabul etmediğim adam; yıllarca içimde büyüyor. Zaman geçtikçe benimle birlikte her gün bir adım daha atıyor yaşlılığa. Bazen içimden taşıyor, taşkın sulara karışıyor. Tuzlu su akıyor parmak uçlarıma. Burnumda tütüyor, içinde pişirdiği tüm sözler. Öyle ya özlüyor insan.
Uzun uzun izlesek günlerimizin sıradanlığını ve hatta bayatlığını. Sonra onlardan yine kahkaha atacak şeyler çıkartsak. Yılların geçirdiği hüzünlerin bizi savurmasına izin vermesek. Hem sen en çok böyle seversin. Tıpkı seni tazeleyen, canlı tutan şeyleri sevdiğin gibi.
İnsanların çirkin sözlerine karşın kulaklarımızı müzikle kapatalım. Sabahlara kadar susarak durmadan konuşalım. Bizi bize teslim eden ne varsa tadını çıkartalım.
Oysa biz şimdi ne yapıyoruz?
Öksüz kalmış yarınlarımızı izliyoruz.
Hiç hoş değil.
Ha Gayret
Öyle çok var ki dilimin ucuna gelip sonra tekrar içimin en derinliklerine gömdüğüm.
Dokunsa kanıyor, dokunsam batıyor.
Bir şeyler önce bedenimin her bir zerresini deşiyor sonra da kalbimin tam ortasına nokta atışı yapıyor. Öyle ki öldürmüyor, yakıyor. İçten içe, kavurarak yok ediyor. Yaklaşan kim olursa onu da çekiyor içine. Sadece yardım feryatları yankılanıyor, ona doğru bedenimden. Kulakları tıkalı, duymuyor. Benden gelecek her şeye kapatmış kendini, kabuğuna çekilmiş.
Üflesem daha çok tutuşuyor, görmezden gelsem sıçrıyor. Konuşmaya çalışıyorum; ne varsa dökmek, dökülmek. Yine ve yine hiç usanmadan her seferinde en başa sarmaktan önce kendim tiksiniyorum. Sonra da sıçradığım herkes, benden.. Bir dönem en çok değer verdikleri kadından… Çünkü hepsi kül oluyor. Yaşanmışlıklar gibi en çok da yaşanılamayanlar gibi.
Bakma öyle. Sen de anlamıyorsun. Hiçbir zaman anlamadın kopan fırtınaları, dinlemedin sessizliğimin gürültüsünü. Dokunduğunda sızladığını bildiğin hâlde sen de dokunmaktan vazgeçmedin. İçim kanarken oluk oluk sadece izledin.
Şimdi küllerim savrulurken dört bir yana ben yeniden diriliyorum.
"Özledim işte..."
Bazen sadece yazarsın. Ne aşkı, ne acıyı, ne de ayrılığı. Boş konuşmaların gibi, boş boş yazarsın, hiç bir anlam yüklemeden. Koca koca heybetli kasalar gibi şimdi kurduğum tüm cümleler, ilk bakışta hepsi anlamlı, derin ama biraz yanaşınca, düşününce etraflı, tüm o kasaların boş olduğunu görüyorsun bir bir. Ya müzikler, notalar, o eşsiz melodiler... Ruhuna iyi mi geliyor, yoksa yalnızlığını sana daha mı çok hatırlatıyor bilemezsin ama yine de, o notalara sığınırsın. Bir kaç saniyeliğine buradan, tam da şuan ki bulunduğun noktadan ayrılmak, kopmak için. Ne kadar yüksek ses verirsen, o kadar işler sanki içine, tıpkı bi spatula gibi, kazır içini oyuklar açar, anlamazsın. Gerçeklerin ne kadar canını yaktığı anladığından mı bilinmez, hayaller daha bi yakın gelir sana, en azından hala sıcaklar. En azından gözlerini sıkıca yumduğunda hala oradalar... Birini hayal etmek, şöyle etraflıca, gülüşünü, göz kırpışında ki kirpiklerinin dans edişini, yanaklarının yumuşaklığını, sana kusursuz gelen o yüzünün her bir mimiğini... Dokunmak, yaklaşmak değil, yalnızca izlemektir amacın. Çünkü bilirsin, elini uzatsan bozulacak o büyü, o kusursuz hayal gerçeğin karanlığında kaybolacak. Gülümsersin, her sanisenin tadını çıkarmak istersin ama zaman dolar, o yüz kaybolmaya başlar. Kalsın istersin, gitmesin. Daha bir şiddetli yumarsın gözlerini ama olmaz. Gözlerin açılır, bir damla yaş süzülür yanağına doğru, gözlerin acımaya başlamıştır ama sen umursamazsın. Çünkü hala tek önemsediğin; o hayalin bir kaç saniye daha seninle olmasıdır. Oksijen yerine karbondioksit çekersin sanki ciğerlerine, böyle acı acı. Ellerin soğuk, gözlerin hala bir noktaya dalmış haldedir, daha hızlı kırparsın gözlerini. Kulaklarının uğultusu geçince dinlediğin müzik netleşir kulaklarında. Tüm o melodiler, sözler kulağından kalbine düşer bir bir.
Bağırmak geçer içinden, haykırabilsen ağız dolusu, geçeceğini bilirsin ama sen dişlerini sıkarak susmayı seçersin. Kendini boş sokaklara vurmak istersin, hiç kimseyi görmezsin onlar da seni görmesin istersin. Derin derin nefesler alarak dışarı bırakırsın nefesini. Gecenin sakinliğinde burnun her kokuyu daha bir keskin algılar. Rüzgarın her bir esintisini bedeninde hisseder, konuşmakta güçlük çekersin. Gerçeğin acı tokadını yiyip eve döndüğünde tüm bunların sebebinin aslında ne olduğunu bilirsin. Kimseye, hatta O'na bile söyleyemediğin tek bir cümle. Sesin, dışarıdan duyulmayacak kadar kısılır ve mırıldanırsın;
"Özledim be, Özledim işte."
Net!
+Sevdiği kadın için her şeyi yapanlara ben ne derim biliyor musun?
-Ne dersin?
+Adam derim.
" Adam..."
"Sevipte söyleyemediğim şarkılar var.
Bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler. Keşke, keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları. Düşlerim var… Uyandığımda yalnızca başını hatırladığım, Ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim. Bir adam var düşümde, tam dokunacakken uyandırıldığım. Bir adam, sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim. Düşümde bir adam var, benim mi bilemediğim. Bir adam var diyorum,düşünüp düşümden ayrı kaldığım…" Bu satırlar hepinize tanıdık gelmiştir, Sevgili Sibel Alaş'ın en sevdiğim şarkısı; "Adam"....
-**- Herkesin hayalinde yarattığı bir kahraman vardır.
Boyunu, kilosunu, kaşını, gözünü, dudaklarını... Ama en çok karakterini, sana davranış şeklini hayal ettiğin biri. Kimse bilmez ama sen O'nu çok iyi tanırsın. Kimse anlamaz ama sen O'nun kokusunu çok iyi alırsın. Gülümseyişini, sana olan bakışını, dokunuşunu ezbere bilirsin. Birde rüyalar var tabi. Çoğu insan geceleri daha çok sever, Kimi uyuyabildiği ve rüya görebildiği için, Kimi ise, gerçeğe en yakın olan hayalleri, geceleri kurabildiği için... Ben, her ikisini de yapabildiğim için geceleri daha çok seviyorum. Bazen; elime kahvemi alıp yayılıyorum koltuğuma, Bir yudum alıp kapıyorum gözlerimi, Bir adam var, çok sevdiğim ama bir türlü sevdiğimi söyleyemediğim. Elimi uzatıyorum ama uzaklaşıyor, Kahvenin etkisi geçtiği için oldu zannedip bi yudum daha alıyorum, Yaklaşıyor bana, dudaklarıma... Elimi uzatsam yok olacak biliyorum, o yüzden hareketsizce O'nu izliyorum. Kalp atışlarımı hissedip, göğsüme bakıyor, Gülümsüyor... Ahh kahve... Bir yudum daha içiyorum... Hala yanımda, kokuyor... Aşk kokuyor... Ellerini gözlerime yaklaştırıp kapatıyor, Sonra, yüzümü ezberlemek ister gibi, parmaklarını yüzümde dolaştırıyor. Tam bi'şey söyleyecekken "Şşhh!" diyor, yutkunuyorum... Gözlerimi açmadan bir yudum daha alayım istiyorum ama bardağın yolunu bir türlü tutturamıyorum. Dudaklarıma yaklaşıyor, nefes alıp verişini hissediyorum. Heyecandan terliyorum, sonra dayanamayıp gözlerimi açıyorum. Kalbim hala deli gibi çarpıyor... Sanki, sanki O buradaymış gibi. Yüzünü asla net göremediğim, ama yıllardır bildiğim tanıdığım adam... Az önce odamdaydı, yanımda, yanı başımda... Hayatına biri giriyor ve bu olaylar yok oluyor. Sanıyorsun ki, O geldiği için yok oldu ama değil. Bunu; kişi hayatından çıktığında anlıyorsun... Çünkü; O yine geliyor... Ama sadece geceleri. Odana, yanına... Üzerinden çok zaman geçiyor. -**-
Benden Korkuyorsun..
Benden korkuyorsun çünkü ben biraz sana benziyorum Benden korkuyorsun çünkü aradığın cevaplar bende Benden korkuyorsun çünkü ben, yaralarına iyi geliyorum Ve sen o yaraların kapanmasından korkuyorsun. Benden korkuyorsun çünkü...içindeki basılmış toprağı kazıyorum ben Ve yeniden filizlenmekten korkuyorsun sen! Benden korkuyorsun çünkü iç sesin oluyorum senin Benden korkuyorsun çünkü kelimelerim etkiliyor seni ve umarsız kalamıyorsun cümlelerimden Benden korkuyorsun çünkü aslında aynaya baktığında gördüğün benim...