Kitap önerileri, alıntılar, şiir yani edebiyata dair ne varsa paylaşılabilir. Seviyeli paylaşım ve kitap severlerin buluştuğu yer olsun ❤️
Kitap topluluğu kurdum katılırsanız ordan da kitap üzerine güzel bir ortam kurabiliriz..

No title available

Discoholic 🪩
Claire Keane
we're not kids anymore.
AnasAbdin
ojovivo

JVL
art blog(derogatory)
Misplaced Lens Cap
Monterey Bay Aquarium

pixel skylines

Kaledo Art
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

roma★
Three Goblin Art

blake kathryn
YOU ARE THE REASON
hello vonnie

PR's Tumblrdome
Acquired Stardust

seen from Germany
seen from South Korea
seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from Latvia

seen from United States
seen from United States
seen from South Korea

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@kitapkontu
Kitap önerileri, alıntılar, şiir yani edebiyata dair ne varsa paylaşılabilir. Seviyeli paylaşım ve kitap severlerin buluştuğu yer olsun ❤️
Kitap topluluğu kurdum katılırsanız ordan da kitap üzerine güzel bir ortam kurabiliriz..
Git gide akıl sağlığımı yitiriyorum gibi hissediyorum
Sinir olduğum bir şey de uzun süreli telefon konuşmaları. Nefret ediyorum hem kendimde hemde çevremde. Bi yerde arkadaşınla oturuyosun bi şeyler konuşacaksın birisi arıyor ve kapatmıyor o da kapatmıyor sen mal gibi bekliyosun ki bi şeyler konuşalım da defolup gidelim. Hatta bi ara buluştuğumuzda söyledim telefonla oynayacaksanız ya da başkasıyla konuşacaksanız beni çağırmayın diye. Aynı şekilde evde bi film açıyosun kardeşinle izleyeceksin arkadaşı bi arıyor kapatmıyor film bitiyor ne sen izliyebiliyosun ne o heves kalıyor. Dünyanın en itici şeylerinden birisi bu ve çok saygısızca. Ben çok fazla maruz kalıyorum bu duruma. Kendim zaten nerdeyse hiç telefonla konuşmayan biriyim ki eski kız arkadaşımla bu yüzden çok tartışırdık. Ben sevmiyorum, bana göre tamamiyle zaman çalan gereksiz bir olay. Hayır konuştuğun bi şeyde yok. Havadan sudan alakasız bi sarmala giriyosun. Telefonu kapatınca biz bunu niye konuştuk diyorum. Telefon da konuşma dediğin önemli bi şey yoksa 5 dakikayı geçmez bana göre. 5 dakikanın üzerindeki her dakika benim kulağımda erir o telefon. Zamanımızı bu kadar gereksiz çalan bi aktivite nasıl bu kadar popüler anlamıyorum. He bu uzun konuşma yapanlara sorsan kitap okumak boş iş derler, vakit kaybı derler ama aralıksız 4 5 saat telefonla konuşanlar var. Büyük konuşmayım da birinin aşkından ölsem bırak 4 5 saati 1 saat konuşamam bi mana bulup kapatırım o telefonu..
Şöyle bir olay var ki Türkiye eskiden çok daha ilerdeymiş. Çoğu konu da bunu görmek mümkün. En basiti hemen her sektörde kurulan Türk firmaları ve ilginç şekilde önlerine koyulan engeller. Şuan büyük, sevecen gibi gözüken yabancı markaların nasıl zamanında bizim yerli markalarımızı sildiği hatta ezip geçtiğini gördükçe marka takıntısı olan, sırf markası için etmeyecek şeye milyonlar döken insanlara daha çok kızıyorum. Hem uygun fiyatlı hem kaliteli hemde yerli firmaların büyümesine engel olmasalardı ve yurtdışına ihracat yaptıkça ülke ekonomisine de ciddi katkılar sağlanır bugün bu halde olmazdık. Şuan sanki hiçbir şey üretemeyen, dışarıya bağlı bir ülke gibi lanse etseler de bu topraklarda arabasından bilgisayarına, sabunundan makarnasına dünya çapında üretimler yapılmış. Dünya çapında yazarlarımız, çizerlerimiz, müzisyenlerimiz, oyuncularımız da cabası. Biz kültürel olarak zengin bir ülkeyiz. Ama sürekli kaos sürekli bi gerilim ortamı ve doğruya, güzele destek vermeme gibi şeyler yüzünden git gide daha kötüye doğru gidiyoruz. Gelecek adına umutlu olmamız için bizimde kendi çapımızda her ne yapabiliyorsak yapmamız, yazıyorsak yazmamız, çiziyorsak çizmemiz gerek. Çok yetenekli insanlar malesef yanlış ortamlarda, aile ve çevreden destek görmeyerek eriyip gidiyor. Kimbilir aramızda ne büyük yazarlar, ne büyük çizerler var ama umutlarımızı kırıp sen yapamazsın diyen bi zihniyet yüzünden hayallerimizden vazgeçip sıradan bir hayat yaşayıp ölüyoruz. Biz bu kadar basit canlılar değiliz. Eğer insansak attan ottan farkımızı belli etmemiz gerek..
Bakın size ibretlik bir hikaye
Bir adamın telefonu bozuluyor ve bakkaldan arıza servisine telefon ettiğinde arızanın en az bir hafta süreceği belirtiliyor. Adam da çoğu işini telefonla gören birisi. Buna çözüm ararken karısı çatı katında eski bir telefon olacaktı, savaştan sonra almıştık nikel kablolu hatırlasana diyerek belki sorun cihazdadır diye onu denemesini söylüyor. Adam o telefonu getirip taktığında telefon sorunsuz çalışıyor. Hemen araması gereken yerleri arıyor. İlk önce çok sevdikleri yakın dostlarını arıyor akşam davet etmek için. Ama bi ilginçlik var ki dostu ona çok kötü şeyler söylüyor. Mesela size geldiğimizde çok sıkılıyoruz, Marta'nın havuçlu keki nasıl yaptığını dinlemek bir işkence gibi geliyor cinsinden laflar ediyor. Adam bunları şaka sanıp gelmelerini isteyip telefonu kapatıyor. Eşi terziyi aramasını ve daralttırmaya verdiği elbisesi hakkında bilgi almasını istiyor ama terzideki kız da çok kırıcı sözler söylüyor. Eşinin çok kilolu olduğunu, bu elbisenin ona asla yakışmayacağı, hatta sadece karanlıkta giymesi gerektiğini söylüyor. Adam yine şaşkın ve donuk cevap veremiyor. Eşi bu sefer çocuğun ögretmenini aramasını söylüyor. Öğretmen de aynı şekilde çocuğa hakaretler ediyor. Çocuğunuz gerizekalı, asla diğerlerinin seviyesine gelemez falan diyor. Buna çok sinirlenen adam derhal okula gelip görüşeceğini söylüyor. Okula gittiğinde ise öğretmen asla böyle şeyler söylemediğini, son derece yanlış şeyler olduğunu söylüyor. Adam buna bi anlam veremiyor. Sonra düşününce anlıyor ki bu telefon insanların konuştuklarını değil düşüncelerini, yani gerçeği söylüyor. Bu müthiş buluşu gazetelere, dergilere satmak istese de kimse adama inanmak istemiyor. Ayrıca gerçeği duymakla pek de ilgilenmiyorlar. İnsanlar acı gerçekler yerine yalan mutlulukları seviyor. Durumu öğrenen karısı adama iyi davranmaya başlıyor. Ona telefonda hakaret eden yani gerçek yüzünü gördüğü dostu da adama telefon konusunda ortaklık teklif ediyor. Adam en yakınlarının bile sahte yüzlerine dayanamayıp en sonunda bu müthiş cihazı kırıyor. Kırdığında ise onu çok sevdiğini söyleyen eşi evi terk ediyor ve yakın dostu eşim artık sizinle görüşmemizi istemiyor diyerek ordan ayrılıyor..
Bu hikayeden kendi hayatımıza dersler çıkarmamız gerekiyor. Her yanımızda olan bizi sevdiği için yanımızda olmayabiliyor. Daha ayrıntılıydı ama kimse okumaz zaten diye kısa kestim. Ama okuyun, cehaleti ancak bilgiyle yenebiliriz teknolojiyle değil..
@kitapkontu
Yabancı Film Önerileri 1
Şeytanın Arabası 1977 ( Aksiyon )
Siyah şeytani bir araba önüne gelen herkesi öldürmektedir. Çok dayanıklıdır ve kurşun da geçirmemektedir. Tek eksik yanı mezarlıklara girememesidir.
Bela 1971 ( Aksiyon )
California'da önemli bir toplantısına yetişmek için yolda yalnız başına araba kullanan David Mann,önündeki kamyonu geçince kamyon tarafından tehdit edilmeye başlar. Sinamanın dahi çocuğu Steven Spielberg'ün ilk uzun metrajlı filmidir.
Uzaydan Gelen Kedi 1978 ( Fantastik )
Uzay yolculuğu yapan bir kedinin beklenmedik Dünya inişi, bir fizikçi ortağı ve orduyu komik maceralara sürükleyerek kaosa yol açar.
Kendi Kendine Küçülen Adam 1957 ( Fantastik )
Tuhaf bir sis bulutuna maruz kalan Scott Carey küçülmeye başlar. Kafası karışık doktorlarla ve kedisiyle yaşadığı maceralar sonucunda yanlışlıkla evinin bodrumuna kilitlenir. Yaşamı, boyunun yarattığı engellerle dolu bir hayatta kalma savaşına dönüşür.
Esrarengiz Yolculuk 1966 ( Fantastik )
Bir suikast girişimi sonucu komaya giren bir diplomatın hayatını kurtarmak için bilim insanları, mikroskobik boyutlara küçültülen bir denizaltıyla kan damarları yoluyla beyindeki pıhtıyı yok etmeye çalışır. 1967 yılında 5 dalda Oscar'a aday gösterilmiş, görsel özel efektler ve sanat yönetimi-dekor dallarında ödül kazanmıştır.
Ara ara yerli yabancı çok göz önünde olmayan filmleri önermek istiyorum..
Sonra birbirimizle birkaç önemsiz şey dışında daha fazla şey konuşmadık sayılır, oysa merdivenin basamağında yeteri kadar uzun süre durmuş ve Ring Meydanı'na bakmıştık. Mutsuzdun, o anlamsız seyahatten, benim anlaşılmaz davranışlarımdan, her şeyden. Ben mutsuz değildim. "Mutluluk" benim durumum için çok isabetsiz bir tabir olur. Ceza çekiyordum, fakat mutsuz değildim. Tüm perişanlığı gördüğümde, teşhis ettiğimde, onu benim tüm güçlerimi (en azından canlı biri olarak güçlerimi) aşan o korkunçluğu içinde tespit ettiğimde ve bunun idrakiyle dudaklarımı sıkı, çok sıkı olmak üzere kapalı tutmak için nispeten sakin bir şekilde durduğumda, o perişanlığı daha az hissediyordum..
Franz Kafka - Felice'ye Mektuplar
Covid'e kadar ben nerdeyse hasta olmazdım, en son ilkokuldayken ağır bi hastalık olmuştu. Koronadan sonra sürekli en ufak şeyde rahatsız oluyorum. Tüm sistemimizi bozdu adi virüs
Arzu tüm acıların kaynağıdır. Acı çekmek yalnızca arzuların bertaraf edilmesiyle sona erdirilebilir..
Adam Fawer - Empati
Her şeyin bir çözümü bulunur. Yeter ki, kalbine korkuyu uğratma!
Fakir Baykurt - Yılanların öcü
Hepimiz aynı gemideysek neden kürek çeken sadece biz gibi hissediyorum ben? Dert edinen çok az insan var. Yani ülke uçuruma gidiyor, ekonomi batmış, geleceğimizde bi ışık yok ama Tumblr da yok tırnağım kırıldı, yok sevdiğim çocuk beni umursamıyor falan. Ülke sorunları kimsenin umrunda değil gibi ama zararı herkes görecek. Hatta çocukları bile görecek. Bu kadar umursamazlık seni de rahatsız etmiyor mu ? ne dersin?
Teoman özetlemiş zaten " Bunlar güzel günlerimiz daha beter olcak her şey "
Yakınlarımı nasıl seveceğimi hiçbir zaman bilemedim. Bence özellikle yakınlarını sevmek, yabancıları sevmekten daha zordur..
Fyodor Dostoyevski - Karamazov Kardeşler
"Hayatta en çok sevdiğin insanların bile seni anlamaması!"
Jules Verne - Zacharius Usta
"Ah, aşk, aşktır dünyayı döndüren."
Lewis Carroll - Alice Harikalar Diyarında
O beni mahzun zannediyordu. Halbuki değildim. Şimdi, gülemeyecek kadar mesuttum ve saadetimi ciddiye alıyordum..
Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna
Meksika kıyılarında yaşayan yoksul bir balıkçı olan Kino, eşi Juana ve bebekleri Coyotito etrafında döner. Bir gün Kino, çok değerli bir inci bulur. Bu inci başlangıçta umut ve zenginlik sembolü gibi görünse de zamanla açgözlülük, şiddet ve felaket getirir. Steinbeck bu eserinde insan doğası, hırs ve toplumsal adaletsizlik gibi temaları işler.
Bu kısa öykü de Steinbeck hayatın gerçeğini bir kere daha yüzümüze vuruyor. Fakir olan bir çiftin çocuklarını akrep sokuyor hastaneye gittiklerinde doktor paraları yoktur diye bakmak istemiyor. Ama baş karakter Kino büyük bir inci bulduğu dilden dile yayılınca doktor evlerine kadar gelip çocuğa bakıyor. Biraz üzen ama gerçekçi bir yapım olan bu kitabı okuyun, okutturun. Zaten kısa bir kitap ama etkileyici..
John Steinbeck - İnci
Kim bilir kaç senedir uykuyu özlüyordum. Uykunun o kayma, teslim olma, dalıp gitme kısmını. Şimdiyse uyumak yapmak istediğim en son şey..
Chuck Palahniuk - Dövüş Kulübü