yara-lar
herkesin yara-ları vardır. benimkiler çok derinmiş onu anladım. anlamam geç olmadı aslında, kapanır sandım kapanmadı. ihtiyacım var içimi dökmeye, dökemiyorum. suskunluğum kendime zarar veriyor, biliyorum. insanlar gibi yaşayamıyorum acılarımı, kin, nefret kusamıyorum. belki de kusmak istemiyorum, saygımdan. eskiden çok farklıydım, değer verdiğim insanların yanlışlarını, hatalarını görsem dahi, o yapmamışcasına, o boka batmamışcasına davranırdım/davranmaya çalışırdım. ah, ne aptaldım. zamanla her şey çok değişti. olması gerektiği gibi, yara-lar taşlaştırdı beni. buna en çok, derin yara-larım neden oldu. hani ‘’kan kaybından ölmek’’ terimi vardır ya. bunu yaşadım. yaşarken hissettim. hissederken her şeyimi kaybettim. duygusallığımın yerini mantığım aldı. çok kızdım. her şey için, her an için. bazı şeyler aklıma geldikçe daha da uzaklaştım, önce kendimden sonra herkesten.
bazen çekip gitmek gerekiyormuş, her nerede olursan ol. hem, kendi yara-larıyla uğraşan biri, başkasına nasıl yetsin ki? olduğun yerde daha fazla yara almaktansa, acını bastırarak gitmek daha mantıklıymış oysa. bilmiyordum. öğrendim, tecrübe ettim, daha bir çok şey gibi.
bakıyorum şimdi kendime, rahatlıyorum. kapanmıyor yaralar, dinmiyor ağrılar ama biliyorum ki dahası da olmuyor. olanla kalıyorsun. onunla uğraşıyorsun.
herkese çok teşekkür ederim, bana bu günlere kadar gelebilmem de yardımcı olduğu için.
varsın yara-lar benim olsun, iyileşmesin. azar azar da olsa, aksın kan. aksın ki unutmayayım, unutmayayım ki, bu günlere nasıl geldiğimi bileyim. ama yine de sizin canınız sağ olsun.
04:07















