Tamilla
Sahnenin solundaki piyanoda Ayşe Tütüncü, klarnette Miray Eslek. Dev ekrandaysa, Muhsin Bey’in 92 yıl önce yönettiği siyah beyaz ve sessiz kayıp hazinesi: Tamilla
Muhsin Ertuğrul birçok anlamda “ilk”lerin adamı aslında. Ateşten Gömlek (1923), örneğin. Türkiye sinemasında “kadın” oyuncu(lar) ilk kez bu filmle ekranda yerini alıyor. Bir başkası: İstanbul Sokaklarında (1931). Ve işte memleketin ilk sesli, şarkılı filmi. 1934′te çektiği “Aysel Bataklı Damın Kızı” ise ilk köy konulu film.
Sadece Türkiye’de değil; Almanya’da, Sovyetler Birliği’nde de icraatleri sürüyor Muhsin Bey’in. Tamilla gün yüzüne çıktıktan sonra geriye sadece Kiev’de çekmiş olduğu ilk film Spartaküs (1926) kalıyor kayıp defineden çıkamayan.
Bugün Tamilla ilk kez 56. Altın Portakal Film Festivali sayesinde seyirciyle buluştu. 40 dakikalık yapıt özetle Fransız sömürgesindeki Cezayir’de Berberi bir ailenin kızı olan Tamilla’nın acıklı “kadın hikâyesini” konu alıyor. Filmin çekildiği yıldan bu zamana neredeyse asır geçmiş ama mesele aynı, çözümsüzlüğü de aynı kısır döngüye sıkışmış, kokuşmuş bir düğüm. Sofu kisveli ahlaksızlığa, yozluğa göndermeleri de dönem koşulları bir yana günümüzde bile bıyık altından güldüren cinsten.
Bu arada Ukraynalı yetkilinin gösterim öncesi yaptığı açıklamada ilginç bir bilgi de yer alıyor. Yakın zaman önce Almanya ulusal arşivlerinde filmin daha uzun bir başka kopyası da gün yüzüne çıkarılmış. Önümüzdeki günlerde ikisi kıyaslanarak üzerinde incelemeler, çalışmalar da yapılacakmış.
Şimdi sırada, Fransız yazar ve hukukçu Ferdinand Duchêne’in filme konu olan aynı adlı romanını okumak var. Tamilla’nın, Ünzile’nin, kadının bitmeyen acısını, çilesini haberler, filmler, belgesellerden izlemek ve duymak dışında bir de satırlardan okumak merakı... Trajediyi tanımak, bilmek ama yine de merak etmek.









