Tve NK (doğal öldürücü) lenfositleri
Bazı lenfositler, kemik iliğinde üretildikten sonra timüse doğru yolculuk ederler ve burada bir nevi eğitim görürler.
Yaklaşık üç hafta süren bir eğitimden geçen T hücreleri, daha sonra dalağa, lenf bezlerine ve bağırsaklardaki dokulara göç ederek görev zamanlarını beklerler.
Burada çoğalıp, olgunlaşan lenfositler biraz daha farklıdır.
Timüste olgunlaşan bu hücreler, katil (doğal öldürücü) baskılayıcı ve yardımcı T hücreleri olmak üzere iki farklı türde gelişirler.
Doğal Öldürücü (NK) Hücreler doğal bağışıklığın bir parçası sayılırlar ve konağın Tümörlere ve virüslerle enfekte olmuş hücrelere karşı savunmasında en büyük rolü oynarlar.
Doğal öldürücü hücreler, interferonlar denen sitokinlere yanıt olarak işlevsel konuma gelirler.
İşlevsel doğal öldürücü hücreler sitotoksik granüller salgılayarak hedef hücreleri öldürürler.
T hücreleri, B hücrelerine kıyasla çok daha karmaşık bir yoldan geçerek görevlerine başlayabilecek hale gelirler.
B hücreleri gibi onlar da başlangıçta basit birer hücredir. Bu basit hücreler T hücresi olabilmek için oldukça zorlu elemelerden geçerler.
İlk elemede hücrenin, düşmanı tanıyıp tanıyamadığı kontrol edilir.
Hücreler düşmanı, yüzeylerinde bulunan MHC (Major Histocompatibility Complex), yani antijeni bir dizi kimyasal işlemden geçirip T hücrelerine sunan molekül, sayesinde tanırlar.
Sonuçta düşmanı tanıyabilen hücreler hayatta kalabilirler.
Ancak düşmanı çok iyi tanıyabilmek, T hücrelerinin hayatta kalabilmesi için tek başına yeterli değildir.
Bu hücrelerin ayrıca vücuda zarar vermeyecek maddeleri ve vücudun kendisine ait olan dokularını da iyi tanımaları gerekir.
Bu şart korunma, savunma ve bağışıklık sistemlerinin olmazsa olmazlarındandır.
Aksi takdirde aslında zararsız olan maddelere karşı gereksiz bir savaşa girilir ki bu da bedenin zarar görmesiyle sonuçlanır.
T hücreleri için sınav henüz bitmemiştir. T hücresi adaylarının bazıları diğer hücrelerden aldıkları sinyaller sonucu kendi yaşamlarına son verirler.
Hücrelerin programlı bir şekilde ölmelerine, yaşamaya devam etmelerine ya da büyüyüp farklılaşmalarına neden olan sinyaller hakkında çok az bilgi vardır. Bu, şimdilik savunma sisteminin -bilimsel açıdan- çözülemeyen esrarlarından biridir.
Konunun uzmanlarından sayılan Mahlon B. Hoagland, Root's of Life adlı kitabında bu konuyu şu şekilde gündeme getirmektedir.
-Hücreler büyümeyi ne zaman durduracaklarını nereden biliyorlar? Oluşumuna katkıda bulundukları organların tam büyüklüğe eriştiğini onlara söyleyen ne?... Bölünmeyi durduran sinyalin özelliği nedir? Bunun cevabını bilmiyoruz, ama araştırmayı sürdürüyoruz.
Gerçekten de hücreler arası sinyalleşmenin sırrı kesin olarak çözülebilmiş değildir.
Ana hücreden beklenen, bölünmesi ve aynı özellikte iki yeni hücrenin ortaya çıkmasıdır.
Ancak hücrelerden birinin içinde ne olduğu bilinmeyen bir anahtar çevrilir ve hücre birden farklılaşmaya başlar.
Bu yeni hücre insan vücudu için savaşacak olan T hücresidir.
Burada akla şu soru gelmektedir.
Bir hücre niçin kendi kendini farklılaştırarak bambaşka bir hücre olmayı seçer? Başkalaşım bilgisini nereden ve nasıl almıştır?
Bu, bilimin henüz cevaplayamadığı bir sorudur.