gittiğim her yerden sürgün yedim. senin aksine her sürgünde sağ tarafıma kurşun sıktılar. ne yürüyüşüm aynı artık ne ayakta kalışım. bir de bakışlarım aynı değil. çaldığım her kapının ardı boş çıktı. inandığım herkes biraz kötü. zamansız yerde ettiğim laflarla çocuk yaşımı ağlattım. kırıldığım kadar kıramadım henüz ama istedim. üşüyorlardır diye ellerine kibrit tutuşturdum. onlar evimi tutuşturdu. şimdi dikme öyle gözlerini gözlerime. başkalarını inandırmam gereken yalanlara kendim inandım. bu tıpkı bakışların kadar ağır. ama halledeceğim, hep hallederim öyle değil mi. başım döndü, düşmemek için yere oturmadım da eğilip bağcığımı bağladım. duvarlara tutunmam gerekirken o duvar neden bana ev değil diye yıkmaya kalkıştım. her şeye bir nedenim vardı sanki. yine de sen gelip saçlarını niye kestin diye sorsan susarım. yarana neden peçete değil de tuz bastın desen susarım. benim kendime nedenlerim yok. başkalarına var. sana yok. ben bir devlet dahi olsam ne kendime ne sana hükmüm yok. öğrettiklerini uygulamadım belki ama unutmadım da. biraz merhamet yoksunluğu yaşattım kendime, biraz ahlak. çığlıklarımı kuşların kanatlarına bağladım. kafesteki kuş özgürken ben bu şehirde tutsak yaşadım. şimdi bir bavula sığdırıp bunları çekip gidemem. bu içimdekilerle öyle bekleyemem. şimdi sanki hiçbir şeyi halledemem.

















