sana inandığım kadar inanmıyorum işte , seni sevdiğim için tanrı’nın incindiği yalanına.
The Bowery Presents
h
NASA
Xuebing Du

No title available
𓃗
hello vonnie

PR's Tumblrdome
Monterey Bay Aquarium
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

No title available

@theartofmadeline
Cosimo Galluzzi
he wasn't even looking at me and he found me
EXPECTATIONS
KIROKAZE
d e v o n
YOU ARE THE REASON
Game of Thrones Daily

Kiana Khansmith
seen from United States
seen from Bangladesh
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from India
seen from Bangladesh

seen from Netherlands

seen from United States

seen from Lebanon
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Netherlands

seen from Australia

seen from Türkiye

seen from Netherlands
seen from Senegal

seen from Türkiye
seen from Singapore
@materdolorosaa
sana inandığım kadar inanmıyorum işte , seni sevdiğim için tanrı’nın incindiği yalanına.
müzeyyen, bir vakitler bana ‘Seni süt bezlerine kadar seviyorum.’ demişti.
süt bezlerime kadar.
Sana bir şey söyleyeceğim ama benimle dalga geçme sakın Biliyor musun ben denizkızlarına inanıyorum’
selam, uzun zamandır görmüyordum seni, nasılsın, neler yapıyorsun?
iyiyim ve tek yaptığım;
sizi ölümün yazgısından ben de kurtaramadım. çok güzelsiniz diye kopardım sizi. sevgilimi de öldürür müydüm o çok güzel diye?
tanrı, nihayet, uzun süre baktığım bir fotoğrafın içinde bana yer aç[mış]tı.
dönemeci geçtiğinde bir kütüphane göreceksin, pencereleri ceviz ağacına bakan. ahşap kütüphane hep bu şarkıyı söylüyor. sana şehri böyle tanıtıyorum, ‘o kütüphanenin önündeyim’ dediğimde gelebil diye.
tanrım bize bir ayna, yağmurda ıslanmanın nasıl bir şey olduğunu bilelim diye, bize bir ayna yağmuru bahşet.
Aktif olmayacak kadar neler yapıyorsunuz acaba
Hindi Zahra’nın Un Jour şarkısında dans etmemek için kendimi zor tutuyorum, bir hastanede!
güzel sevgilim benim, tanrı’nın dualarına icabet edeceğine olan inancım tam.. [...] vapur için ise ayrı bir defter, belki ‘vapur temaşaları’ adını vereceğiz defterimize.. bütün vapur yolculuklarımızdan en az birkaç fotoğrafı[mız]nla ayrılacağız..
yeni çiçeklerle tanışmak için mezarlığa giden bir kadın tanıdım. eve döndüğünde, filesinde ölüm ve iki ekmek olan.
love like rain on the desert’
duvarıdaki fotoğraf makineleri çalışıyor muydu acaba?
ayrılık düşüncesi, katlanılmaz bir ızdırap veriyor. ölümün senden önce yahut senden sonra gelmesi ihtimali de. seni, her gece, beraber gitmeye ikna etmeye çalışırım diye korkuyorum. beni alıkoy, sana ölüm güzellemesi yapamayayım. kollarımı bağla. çarmıhlar aklımızı çelmesin bizim.
Meryem, biri seni bekliyor. üç saattir burada. sen neredesin?
[kilise akşam sekizde kapandığında, senin de eve döndüğün doğru mu Meryem?]
sendin bu yalnızca.. sonra çok seviştik ve bir kuş doğurdum..’