sana inandığım kadar inanmıyorum işte , seni sevdiğim için tanrı’nın incindiği yalanına.

pixel skylines
dirt enthusiast
Three Goblin Art
Sweet Seals For You, Always

Discoholic 🪩
Cosmic Funnies
occasionally subtle

tannertan36

PR's Tumblrdome
hello vonnie
🪼

titsay
Sade Olutola
No title available
cherry valley forever
TVSTRANGERTHINGS
No title available
Jules of Nature
Alisa U Zemlji Chuda
Lint Roller? I Barely Know Her
seen from Germany
seen from United States

seen from Indonesia

seen from Türkiye

seen from Malaysia

seen from Indonesia

seen from Netherlands

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Finland

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Greece

seen from Italy

seen from Greece
seen from United States
seen from United States

seen from South Korea

seen from Finland
@materdolorosaa
sana inandığım kadar inanmıyorum işte , seni sevdiğim için tanrı’nın incindiği yalanına.
müzeyyen, bir vakitler bana ‘Seni süt bezlerine kadar seviyorum.’ demişti.
süt bezlerime kadar.
Sana bir şey söyleyeceğim ama benimle dalga geçme sakın Biliyor musun ben denizkızlarına inanıyorum’
selam, uzun zamandır görmüyordum seni, nasılsın, neler yapıyorsun?
iyiyim ve tek yaptığım;
sizi ölümün yazgısından ben de kurtaramadım. çok güzelsiniz diye kopardım sizi. sevgilimi de öldürür müydüm o çok güzel diye?
tanrı, nihayet, uzun süre baktığım bir fotoğrafın içinde bana yer aç[mış]tı.
dönemeci geçtiğinde bir kütüphane göreceksin, pencereleri ceviz ağacına bakan. ahşap kütüphane hep bu şarkıyı söylüyor. sana şehri böyle tanıtıyorum, ‘o kütüphanenin önündeyim’ dediğimde gelebil diye.
tanrım bize bir ayna, yağmurda ıslanmanın nasıl bir şey olduğunu bilelim diye, bize bir ayna yağmuru bahşet.
Aktif olmayacak kadar neler yapıyorsunuz acaba
Hindi Zahra’nın Un Jour şarkısında dans etmemek için kendimi zor tutuyorum, bir hastanede!
güzel sevgilim benim, tanrı’nın dualarına icabet edeceğine olan inancım tam.. [...] vapur için ise ayrı bir defter, belki ‘vapur temaşaları’ adını vereceğiz defterimize.. bütün vapur yolculuklarımızdan en az birkaç fotoğrafı[mız]nla ayrılacağız..
yeni çiçeklerle tanışmak için mezarlığa giden bir kadın tanıdım. eve döndüğünde, filesinde ölüm ve iki ekmek olan.
love like rain on the desert’
duvarıdaki fotoğraf makineleri çalışıyor muydu acaba?
ayrılık düşüncesi, katlanılmaz bir ızdırap veriyor. ölümün senden önce yahut senden sonra gelmesi ihtimali de. seni, her gece, beraber gitmeye ikna etmeye çalışırım diye korkuyorum. beni alıkoy, sana ölüm güzellemesi yapamayayım. kollarımı bağla. çarmıhlar aklımızı çelmesin bizim.
Meryem, biri seni bekliyor. üç saattir burada. sen neredesin?
[kilise akşam sekizde kapandığında, senin de eve döndüğün doğru mu Meryem?]
sendin bu yalnızca.. sonra çok seviştik ve bir kuş doğurdum..’