04:19 sivrisinek avına uyandım

PR's Tumblrdome
RMH

Janaina Medeiros

Origami Around
AnasAbdin
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

⁂

No title available
Sade Olutola
cherry valley forever
Three Goblin Art

#extradirty
we're not kids anymore.
Game of Thrones Daily
KIROKAZE
YOU ARE THE REASON
Peter Solarz

❣ Chile in a Photography ❣
Stranger Things

oozey mess

seen from Argentina
seen from Russia

seen from Malaysia
seen from India

seen from Singapore

seen from Iraq

seen from Brazil
seen from United States

seen from Tunisia

seen from United States
seen from United States

seen from Indonesia

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@microsoftcu
04:19 sivrisinek avına uyandım
Ve Aşk sadakâttir...
Böyle olmasını istemezdim ama hep böyle olurdu. Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenini bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar, gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.
En çok sevdiğine yenilirmiş insan. Bir defa değil bin defa.
Altı gram..
...
"Ağlasa rimeli akacaktı. Ağlamasa sancısı bir ömür boyu içinde kalacaktı..."
Hava kapalıydı. Güz vaktinin son yağmurlu günüydü. Bir ara bulutlar aralandı ve sadece ikisini güneş aydınlattı. Sanki sahne onlardaydı. Sanki birazdan en sevdikleri filmin en can alıcı sahnesi başlayacaktı.. Adam tütün sarmayı bırakmıştı. Ciğerleri kaldırabilecek durumdaydı olacakları. Kadının saçları depresyona girecek kadar uzundu. Yeterdi şimdilik. Sorun sadece akacak rimeliydi. Çünkü gidecek çok yeri vardı. Sahafa uğrayıp eskimiş kitaplara bakacaktı, hem yumurtada bitmişti evde... Okuduğu bir çok kitapta buna benzer sahneler vardı. Hatta altını çizdiği bile olmuştu fiyakalı ayrılık sözlerinin. Lakin okumak başkaydı, yaşamak bambaşka. Şimdi yaşamak vaktiydi... Zorla itildiği bu sahnede, yalnızlıklar önünde bir iki kelime etmeliydi. Adam pek kitap okumamıştı ama bilirdi Ahmed Arif'in hasretten prangalar eskittiğini... Adam yere bakıyordu. Kadın adamın ak düşen bir kaç sakal teline. Az ötede eskici geçiyordu, eskimiş iki bedeni es geçerek. Çünkü eskimiş iki beden sadece film sahnelerinde para ederdi...
Adam ellerini çıkardı cebinden ve yakasını kaldırdı paltonun. Kafasını hiç kaldırmadan yerden. Sesi titreye titreye;
-Ruh altı gram derler. Yani yani bir yerde okumuştum. Ölünce oracıkta sadece altı gram gidermiş insanın bedeninden. Sadece altı gram. Bunca yaşadığımız şeyler altı gram. Ruhun ölçü birimi farklı olmalı...
Duraksadı ve cesaretini toplayarak kadının gözlerinin içine odaklanarak.
Tekrar ederek;
-Ruhun ölçü birimi farklı olmalı ki kaldıramıyorum bu anı, bu zamanı, bunca yaşanmışlığı. Yada altı gramı aşıyor bu yaşananlar bilmiyorum. Benim hayatıma tek giren kadın sensin biliyorsun. Ben hiç ayrılmadım kimseden, nasıl ayrılınır bilmiyorum. Saçmalarsam mazur gör beni. Baban elini tutmayı bıraktığı zaman büyürsün. Büyüdüm sanırsın. İlk ayağın tökezlediği zaman düşersin. Ve baban oracıktadır kaldırır. Sonra bir daha düşersin yine baban oradadır kaldırır. Bir daha düştüğünde kaldıracak kimsen yoktur, işte o zaman büyümüş olursun. Sen benim ellerimi tutup kaldırmasaydın, halen babasını kaybetmiş bir çocuk gibi yok olacaktım kalabalıkta...
Kadının yanaklarından kanlar çekilmişti. Rengi solmuştu. Mevsimsiz açan çiçeklerin sonu hep aynıdır. İlk soğuk rüzgarda solar ve kırılır dalları. Hiçbir bahar da cemre düşürmez yüreğine artık... Adam ancak yutkunarak nefes alabiliyordu. Ve buna alışmalıydı artık. Paltonun iç cebinden kurumuş bir çiçek çıkardı. Uzattı kadına.
Kadın uzatmadı elini, kurumuş çiçeğe bakıyordu uzun uzun. Belkide ölmek vaktiydi şimdi. Belkide delice yaşamak bilinmez. İliklerine kadar bu anı hissediyordu.
Adam yutkundu ve buğulu gözlerinde çizilmiş bir kadın ile devam etti sözlerine.
-Bak bu çiçeğe can gelmesi imkansız artık. İstediği kadar sonbahar olsun daha fazla kurutamaz. İstediği kadar ilkbahar olsun yeniden açamaz. Seni ilk gördüğümde çıkmaz bir sokakta, cam önünde unutulmuş, arasıra su verilen,çok az güneş gören, ilgisizlikten kurumaya yüz tutmuş bir çiçektin. Yine de o halinle bile o sokağı güzelleştirirdin. Eğer benim olursan, çıkan bir sokak olurum, yüreğimin en çok güneş alan yerine koyarım; emek veririm, sevgi veririm açarım en güzel dallarını diye düşündüm. Yapamadım...
Adamın halen eli havada asılı kalmıştı. Kadının gözleri milim oynamamıştı çiçekten. Bedeni de oynamamıştı milim yerinden lakin içinde kopan fırtına tüm çiçekleri koparmıştı artık.
Buraya kadardı yaşamak fikri. Buraya kadar...
Zar zor kendini toplayarak adam;
-Özür dilerim be Kadın, sana denize açılan bir sokak olamadığım için.
Güneşin önünü yine bulutlar kaplamıştı ve sahne kapanmıştı artık onlar için. Beş liralık rimelin hiç bir değeri yoktu artık bu yaşananlar karşısında. Süzülüyordu yaşlar göç eden kuşlar misali yanaklarından.
Diyecek belki çok şey vardı kadın için fakat, sahafa uğrayıp eskimiş kitaplara bakacaktı ve yumurtada bitmişti evde...
-SON
Nisan 2020'
💙💙💙💙💙Belki de papatya kokusuna sığdırmalı hayalleri..💙💙💙💙💙#resim #sanat #art #istanbul #instagram #izmir #türkiye #instagood #fotoğraf #turkey #photography #drawing #artist #ankara #painting #manzara #çizim #aşk #karakalem #photo #tbt #foto #love #şiir #video #müzik #sketch #picture #tablo #kitap (Gümrük Parki) https://www.instagram.com/p/B-74LhBhAdG/?igshid=p6bav0ojh3dr
Doğum günüm 1 Nisan. Yazacaktım güya bir şeyler. Unutmuşum.
31 yaşıma girdim. Yolun yarısına doğru ilerliyorum. Kafam karışık resmen. Her şey bir tuhaf. Ve tam şu anda İlhan İrem Anlasana çalıyor radyoda. Ne çok severim ... Her şeyin bir sonu varsa diyor. Bu günlerin de bir sonu olacaktır di mi... Biz yine ailemize dostlarımıza sarılacağız di mi. Di mi Allah'ım?
İnsanın içinde acaba anneme zarar verir miyim korkusu duyması ne acıdır. Ne zordur. Umarım en az kayıpla geçer şu zamanlar.
Umarım ruhumuz üstesinden gelir bugünlerin...
Birde şöyle düşünelim; kırılmasaydı eğer, açmayacaktı çicekler. #ayvalik #sefaçamlık (Ayvalık) https://www.instagram.com/p/B49uWsVBCMY/?igshid=1wla0gv8fic8r
@erdemocakofficial harika 👍👍👍 (Ayvalık) https://www.instagram.com/p/B4k8cCfhflO/?igshid=14nw5t5lw8kqa
"Sınırları tanıyan, benimseyen, bu sınırlara uyum gösteren hiçbir insan, karşı çıkmanın sonundaki bireysel bağımsızlığa erişemeyecek. Hem karşı çıkıp, hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak." Tezer Özlü Yaşamın Ucuna Yolculuk 🧳 #ayrılıksözleri #ayvalik #huzur #sevgi #aşk #mutluluk #umut #kitapalıntıları (Ayvalık) https://www.instagram.com/p/B4h9bYqht76/?igshid=1vxa9tege34jw
Olabilir, insan çok yüksek dağlara tırmanırken düzlükteki tümsekte vazgeçebilir, olabilir.#ayvalik #sevgi #aşk #cemalsüreyya #sunset (Ayvalık) https://www.instagram.com/p/B4Xp7YChVrM/?igshid=11qc0hl4bg42h
“Kadın dediğin Devrimci olacak ki,aşkı yaşayacaksın Sol yanında.” https://www.instagram.com/p/B4Nv7XjB6x2/?igshid=18abr7zbtvhnt
"Bilir misin ne zordur insanın aklıyla kalbi arasında arafta kalması" #aşk #sevgi #mutluluk (Mor salkim) https://www.instagram.com/p/B31rermh46j/?igshid=x7iafvab3jmp
Bazen boş bir sandalye gibidir hayat. Yer vermeye gönlün vardır ama oturtacak kimseyi bulamazsın.. @miracagri #kitap #ayvalik #cunda (Ayvalik Cunda Adasi) https://www.instagram.com/p/B3c2ElmhZp2/?igshid=c8rpv5wu97j3
Hemen pes mi ediyorsun? Yemyeşil çayırlara uzanıp taze kır çiçeklerinin kokusunu çekeceksin daha içine. Avucuna düşen yağmur damlalarını sayacaksın, saçlarından süzülecek ıslaklık, yürüyeceksin uçsuz bucaksız yolları aldırmadan ve sırılsıklam.
Gökyüzünden en parlak yıldızları seçmek için bakacaksın geceleri pencerenden, ayışığı dolacak içeriye tutamayacaksın kendini atacaksın sokağa. Sen aydınlatacaksın belki de geceyi, ne biliyorsun? Denize paralel sahil kıyılarında tabanların acıyana dek dolaşıp toplayacaksın deniz yıldızlarını ve mercan taşları, seke seke suyun üzerinden atacaksın suyun dibine, başka ne umuyorsun?
Bir sigara telleyecek, soğuk bir bira kapacaksın dolaptan, arkana bile bakmadan hey ne sanıyorsun?
Kim ne yapıyor veya nasıl baş etmeye çalışıyor hayatla unutacaksın, çünkü insanlar ve değer yargıları, çünkü insanlar ve çok bilmişlikleri, çünkü insanları ve içten içe seni aşağı çekişleri gelecek aklına.
Sana bahşedilen güzellikleri göremediğin günlere, yaşam deme. Çünkü insanlar kötüdür. Yaşam, göz açıp kapayıncaya giden bir yoldur çünkü.
Doğduk, büyüdük, yaşadık ve azar azar ölüyoruz.
Hayat, imdi adanın sırtlarında pencereden sarkan sardunyalara bakıp tebessüm etmek, biraz da vapur telaşlarıdır, son sefere yetişmeye çalışmak gibidir.
Yaşantının manası alamadığın uykular değildir yorgun gecelerden, Her gün seni bekleyen keşmekeş ve depresyondan depresyona sürüklendiğin ruh halleri de değildir. Şehir yorar, yıpratır insanı. Yorucu ne varsa uzaklaş, ne duruyorsun?
Olduğu gibi kabul edip göz ardı etmeye devam edersen ıskalayacağın zamanı düşün. Daha evden çıkmadan sabırsız şoförlerin kornaları karışır, kalabalığın uğultusuna.
Eğer akışına bırakırsan erkenden uyanıp işe yetişme telaşlarına kapılırsın, kendini otobüslerin içinde nefes almaya, trafikte aracında ilerlemeye çalışırken bulursun. Yöneticilerin hesap sorar; can sıkar, stresli ve endişeli çalışma arkadaşların da seni hep aynı döngünün içine atar durur.
Ödenecek faturalar, benzin parası, bina aidatı, zamlar, altını, doları, kredi kartı, iki oda bir salon evin bütün ihtiyaçlarına, eş dostun yapay davranışlarına, unutulan saygıya, hoşgörüsüz ve sevgisiz kent insanlarına ve akrabalarına rast gelmen ve o kısır döngü içinde boğulman kaçınılmaz.
Mutlaka gidilmesi gereken konserler, iyi ki seyretmişim diyeceğin tiyatro oyunları, izlenmesi gereken filmler, ruhuna iyi gelecek şarkılar ve keşfedilmeyi bekleyen yerler var daha kaldır başını.
O nedenle, hayatı ıskalama lüksün yok, hadi durma bir yerden başla. Başlayan ve yolu yarılayan bu dizeleri usulca koyuyorum başucuna. Yarenlik olsun.
“Ay büyülüydü. Yakamoz, deniz. Ardından koştuğumuz o baharlar. Çocuklardık. Parlak yıldızlardık o zamanlar. Artık dönemesek de geriye, ardından koştuğumuz o zamandır.”
Önder Deniz Çavuşlar