Benim hayatımın tüm evreleri bu topraklarda geçti. O bayıldığım hayat görüşümün tohumları bu evde atıldı. Babam bu evde doğdu büyüdü, annem desen yine buraların insanı. Buraların hissini bana başka yer verebilir mi bilmiyorum...
Lint Roller? I Barely Know Her

ellievsbear
wallacepolsom

@theartofmadeline

★
styofa doing anything
Today's Document

No title available
TVSTRANGERTHINGS
Keni
Claire Keane
Misplaced Lens Cap

PR's Tumblrdome
No title available
ojovivo

Andulka
tumblr dot com
h
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
AnasAbdin

seen from Switzerland
seen from United States

seen from Russia

seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Norway
seen from United States

seen from Vietnam
seen from South Africa
seen from United States

seen from United States
seen from Italy
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
@modernpalyaco
Benim hayatımın tüm evreleri bu topraklarda geçti. O bayıldığım hayat görüşümün tohumları bu evde atıldı. Babam bu evde doğdu büyüdü, annem desen yine buraların insanı. Buraların hissini bana başka yer verebilir mi bilmiyorum...
Keşke ben orda senle susuz kalsaydim ☹️☹️
Bir şehre ait olmak zaman ve mekan sansürlemesi olmadan sokağa çıkabilmektir demişti bir zamanlar ben. Ait olmadığım bir şehrin tohumlarını ektim içime, yeşermesini bekliyorum.
19,43,45,46,72, 76,77
Sesin neden kötü geliyor?
Abla çok güzelsin, dedi bir küçük kız🙈
Benim varlığım senin gününü guzellestirmiyor mu yani 🙄
Benim için cok değerli çok kiymetlisin kızım bana öyle özdesin sözdesinle gelme. Gercekten aklimdaydi ama bugun ayin 11i olduğunu bilmiyordum. Benim için birgun değil hergun özelsin hergun en güzel iyikimsin.. ben seni çoook seviyorummm
9 Eylül 2022
Henüz kuruluşu, hem kurtuluşu selamlıyorum.
9 Eylül 2023
I am clean and this is my most precious treasure.
Birden geldin hayatıma, nasil geldin hala anlamadim ama okadar iyi geliyorsun ki bana. Kokunu içime çektiğimde bir huzur doluyorum, elini tuttuğum anda kalbimin ritmi değişiyor, gözlerinin mavisine baktıkça dalıp gidiyorum... hissettiklerimi anlatacak kelime bulamiyorum şuan ama iyi ki sevgilimmmm...❤️❤️
Peki buna gerek var mıydı diye sordum kendime. Sonra düşündüm ki an'a saygısızlık yapmak yakışmaz bana. Her şey yolunda ve olması gerektiği gibi. Sen bir tanesin hayatım, ne yaşıyorsan o gerekiyordur. Ve sen zaten bunu çok iyi biliyorsun
Taşkafa'ya daha iyi davranmaya karar verdim. Zira elimdekine sahip çıkmam gerekiyor. Ayrıca dışardan elinde bitkisiyle gezen bir kadının sessiz bir protesto girişimi olarak algılanma düşüncesi de hoşuma gitti. Onu randevuya çıkardım bana kahve ona su. Onun acısını tam olarak anlayamam ama paylaşmaya çalışıyorum. Şerefe dostum, birlikte güzel günlere.
Lisans 3. sınıfta Popülasyon Genetiği dersinde bir konu vardı. O zaman da çok ilgimi çekmişti hala da arada üzerine düşünürüm. Konu virüsler üzerinden ilerliyor. Virüsler hayatlarını devam ettirmek için bir konakçıya yani başka bir organizmaya ihtiyaç duyar. Ama bu ileriyi göremeyen virüsler konakçının kaynaklarını tüketir, tüketir ve sonunda konakçı yok olur. Konakçı yok olunca içinde barınan virüs de haliyle yok olmuş olur. Bu beyinsiz virüsler bir adım sonrasını göremediklerini için kendilerinin de sonunu getiriyorlar. Oysa simbiyotik yaşam kuralları iki tarafı da ihya ederdi ama dediğim gibi bunların beyni yok, çok görmemek lazım. İşte buna "ileriyi göremeyen evrim teorisi" diyoruz. Bu bilgiyi ilk edindiğimde evrimsel olarak hiçbir beyinsel yol katedemeyen virüsler dahi nasıl oluyor da böyle bir sürece dahil oluyorlar diye düşünmüştüm.
Şimdi ise bir grup homo sapiensin (evrimsel olarak en gelişmiş, yüce varlık) ileriyi göremeyen evrimini yaşıyoruz. Birileri bir adım sonrasını göremiyor diye konakçının içindeki tüm canlılar olarak yarını göremiyoruz.
Bu kitaba başlarken Afrikalı bir Arap'ın Avrupa'ya göç etmesi ve buradaki adaptasyon problemleriyle ilgili bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Özellikle bu kurguyu bir Sudanlı yazarın kaleminden okumak da empatik bir bakış açısı sunacaktı bana. Tayeb Salih'in direniş kültürün benimsemesi ve bu romanın Arap Edebiyatı Akademisi tarafından 20. yüzyılın en önemli romanı olarak seçilmesi de ekstra ilgimi çekmişti. Romanın ilk 30-40 sayfasını okuduğumda güzel bir kitap ama 20. yüzyılın en iyi romanı sıfatını hak edecek bir roman mı diye sorguladım. Kitap çok akıcı, okuru yakaladığı yerde kesinlikle tekrar bırakmıyor ama bence o kadar da iyi değil diye yorumladım. Tabii biraz daha ilerleyince neden bu kadar beğenildiğini anladım. Beni duygudan duyguya, düşünceden düşünceye çarpa çarpa savurunca anlamam zor olmadı. Özellikle sömürü kültürünün sebep olduğu milli benlik tahribatı ve kültürel yozlaşma üzerine düşünmeme sebep oldu. Beklediğimden çok daha derin bir derdi varmış yazarın. Haklı veya haksız olmasının hiçbir öneminin olmadığı bir durum trajedisi. Sürükleyici, etkileyici ve gerçek bir konusu olan bu roman için Tayeb Salih'e teşekkürlerimi iletiyorum.
Bir yandan da bu ülkeyi bir sömürge çemberinden kurtarıp bize milli bir ülke bıraktığı ve kendi kültürümüzü başkalarının penceresinden değil kendi penceremizden öğrenme fırsatını bize sunduğu için Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e minnetlerimi tazelememi sağladı.
Bir detay daha vardı ilgimi çeken. Romanda az olsa da öz bir şekilde kadın sünnetine dikkat çekilmişti, çok fazla bilgimiz olmayan ama gelişmemiş birçok ülkede din ve kültür adı altında kadınlara yapılan iğrenç bir müdahale. Kesinlikle bir insanlık suçu!
90-95 puanlık performans sergilediğim mülakat sonucum açıklandı biraz önce, 65 almışım ve tabii ki olumsuz. Mülakattan çıkınca şu yorumu yapmıştım, bir mülakat ne kadar iyi geçebilirse o kadar iyi geçti, en puanı kıt hoca bile 80'den bir puan düşük not veremez bu performansa. Verebilirmiş bunu öğrendim. Tarih (ki tarih sorusu Edirne ve Kırklareli hangi savaşta geri alınmıştır, bence çok da kolay bir soru değil), teknik bilgi, genel kültür, vatandaşlık ve tabii ki alan bilgisi hepsini doğru bildim. Kendimi tanıtma kısmında da çok iyiydim ayıptır söylemesi; kılık kıyafet, duruş zaten okey. Daha ne yapılabilir bir mülakatta inanın bilmiyorum. Ama yeterli değilmiş, bunu öğrendim. Diğer adayın performansını bilmiyorum ama kendiminkini çok iyi biliyorum ve kendimden emin bir şekilde diyorum ki, gerçekten 65 mi ya? Ortaokul belge sisteminde teşekkür takdir vardı ya, takdir'i geçtim teşekkür'e bile layık görülmemişim. Öyle ki üzülmedim bile, hani üzülmenin de bir sınırı vardır belli bir absürtlüğün altındaki olaylara güler geçersin o moddayım işte. Okey, aldım kabul ettim. Sizin de yeryüzündeki göreviniz buymuş.