geçmişin hüznü bile içimdeki gücü kamçılar.

No title available
cherry valley forever

JBB: An Artblog!
Lint Roller? I Barely Know Her
No title available

titsay
$LAYYYTER
Show & Tell
No title available
Peter Solarz
I'd rather be in outer space 🛸
todays bird
Mike Driver
Xuebing Du

Janaina Medeiros

⁂
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
sheepfilms

★
Three Goblin Art
seen from Netherlands

seen from United States

seen from United States
seen from Iraq
seen from Croatia
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Poland
@munfeza
geçmişin hüznü bile içimdeki gücü kamçılar.
Sessizce vedalaş o kafanadakilerle.Açma artık eski defterleri.
bekleyen kavuşuyor değilmiş Yılmaz, bazen en uzun bekleyişin ödülü sessizlik oluyormuş.
Bir avuç gökyüzü dilemiştim oysa; üstüme yıkılan koca bir saraymış meğer.
kuşu kafese koymak değildir esaret; ona gökyüzünü anlatıp kanatlarını hiç açamayacağını fısıldamaktır.
Gözlerin, gözlerime değince felaketim olurdu, ağlardım.
İsterdim ki sabahlara kadar seninle konuşmaktan uykusuz kalayım.
senin kendini eksik gördüğün yerlerden öperim. sen bunları düşünme.
biraz üzgünüm. özür dilerim saçlarımdan, ellerimden, boynumdan tırnağıma kadar. hepsinden ve her şeyden. halledemiyorum. ama şimdilik. söz, şimdilik.
İnsan bazı şeyleri kaybettiğini hemen anlamıyor. Önce sesler eksiliyor. Bir zamanlar saatlerce konuşabildiği konular, birkaç kelimeye sığıyor. Sonra renkler çekiliyor hayattan; güneş aynı yerden doğuyor, akşam aynı karanlığa varıyor ama hiçbir şey eskisi kadar yer etmiyor insanın içinde. Bir gün fark ediyorsun; uzun zamandır kimseye içten bir şey anlatmamışsın. Cümlelerin var, gülüşlerin var, hatta kalabalıkların içinde bir yerin de var. Ama sana ait olan tarafın, sessiz bir odada unutulmuş gibi. Kimse bilmiyor bunu. Çünkü bazı yorgunluklar göz altlarında değil, insanın ruhunda birikiyor. Zaman geçtikçe acı da değişiyor. İlk günlerde kapıyı yumruklayan bir misafir gibi gelirken, sonra evin içinde usulca dolaşan bir gölgeye dönüşüyor. Varlığını unutuyorsun bazen. Ta ki bir şarkı, bir sokak ya da ansızın duyduğun bir isim onu yeniden karşına çıkarana kadar. En garibi de şu; insanı en çok yaralayan şey, yaşadıkları değil. Yaşanabilirdi dediği ihtimaller. Hiç kurulmamış cümleler, hiç tutulmamış eller, hiç gelmemiş günler... Kalbin üzerinde en ağır duranlar çoğu zaman gerçekleşmeyen şeyler oluyor. Bu yüzden bazı geceler pencereye bakıp uzun uzun susarsın. Çünkü anlatmakla hafifleyecek bir yük değildir taşıdığın. Adını koyamadığın bir eksikliktir sadece. Ne tamamen gider, ne de tamamen kalır. Seninle birlikte büyür, seninle birlikte yaşlanır. Ve sonra bir sabah uyanırsın. Her şey yine aynı görünür. Fakat içinde küçük bir şey değişmiştir. Acı artık canını yakmıyordur belki; sadece sana ait eski bir hikâye gibi duruyordur. İşte o zaman anlarsın: İnsan bazı yaraları iyileştirmez. Onlarla yaşamayı öğrenir.
kalbinde kimsenin bilmediği bir kış var; üşüyen yalnızca sen değilsin.
bir pencere açsan geçecek belki, ama sen bütün kapıları içeriden kilitlemişsin.
dokunsan dağılacak bir yangının sonuyum, görmüyor musun?
gözün gördüğü her şey gerçek olsaydı, zihin kendi sanrılarında boğulmazdı.
İsterdim ki sabahlara kadar seninle konuşmaktan uykusuz kalayım.
Kırk cümle var kurmak istediğim, kırkı birbirinden eksik. Üstelik dilimde kan tadı. Neresinden tutayım ben bu yaşamın?
diyorum ya... Koca bir bilinmezliğin içinde sürünüyorum.